
Osmanlı zamanında uç beylikleri hep sorun çıkarırmış. Âli Osmanî her istediğinde savaşmaz, her istediğinde vergi vermezmiş. Ama dışarıdan gelecek saldırılarda ilk teması yaşamalarından dolayı bu uç beyliklerine biraz müsamahalı yaklaşılırmış. Osmanlı mirasını almış bir devlet olarak Türkiye’nin de uçlarda biteviye sorunlar yaşadığı aşikâr. Ama bu durum, kendi sınır uçları olmasından ziyade Kürdistan’ın parçalanmışlığından kaynağını almaktadır. İmparatorluktan ulus devlete dönüşen Türkiye’de ise uçlarda müsamahalı yaklaşımın tersine uçları sürekli dövme, uçları ıslah etmeye çalışma, uçların iradesini kırma esas alınıyor. Çünkü uçlar Türkiye’nin tüm siyasetini üzerine oturttuğu ulus devlet sınırlarıdır ve buralarda bir ihlal olsa, devletin kimyası bozulur. Çünkü uçlarda Kürtler yaşamaktadır.
Rojava Devrimi'yle Türkiye sınırlarının sıfır kilometresinde oluşturulan demokratik özerk sistemler Türkiye’de derin korkular yaratıyor. Ulus devlet algısına yönelik bir devrimci ve demokratik müdahale olan Rojava Devrimi Türkiye devletini korkutuyor. Tekçi ulus devlet zihniyeti, çoğulcu demokratik konfederal sistemi anlayamıyor, benimseyemiyor.
Bu korkular başta AKP olmak üzere Türkiye’deki iktidar odaklarını korkutuyor. Korkunun yaptırım gücüyle harekete geçen Türkiye devleti saldırılarını arttırıyor. Girê Sipî’den kaçan DAİŞ elemanlarının Türk askerine sığınması, gülerek poz vermeleri üzerine henüz bir açıklama yapılmazken saldırılar zirveye çıktı ve Kobanê’de katliam yapıldı. Bu katliam Türkiye devletinin Rojava’daki son icraatıdır. Ulus devletin, hiçbir zaman kendi sınırları içinde bağımsızlık anlamına gelmediğinin kanıtı Kobanê’ye yapılan Türkiye menşeli saldırılar ve katliamlardır.
Seçimlerde beklediği sonucu alamayan AKP’nin kendi sonucuna ulaşmak için harcamayacağı hiçbir değer yoktur. Bugün de Türkiye halklarının geleceğini harcama çabası içinde. Ve Rojava Devrimi'ne yapılan-yapılacak olan her saldırı, Türkiye halklarının geleceğine yapılmış bir saldırıdır, karanlıkta ısrardır.
Türkiye’de seçimlerden sonra HDP’nin meclise girmesiyle demokratik özgür yaşam olasılığının arttığını söyledik, söylendi. Tabi bu durum çözümsüzlük ve savaş olasılıklarının ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Bugünün saraylısı olan cumhurbaşkanı, kendi açgözlülüğünün ve egolarının, ülkesine karşı büyük düşmanlık duygularına dönüştüğü gerçeğinden habersiz, tüm çözüm olasılıklarını ve demokratik yaşam seçeneğini karanlıklara gömme çabasında.
DAİŞ karşısında hiçbir tedbirin alınmadığını, sınırdan çetelerin geçişine göz yumulduğunu söylemek, AKP hükümeti ve cumhurbaşkanı için artık naif bir belirleme hatta övgü oluyor. Suriye’deki Kürtlerin özerk sistemlerini engellemek için DAİŞ’in yaptığı saldırılar Türkiye’nin de çıkarına görülüyor. Son birkaç gün içinde dünyadaki birçok ülkede katliamlar yapan DAİŞ ile çıkar ortaklığı Türkiye’yi karanlıklara sürüklüyor. DAİŞ’in Kürtleri bitirmesi, Kürdistan özgür yaşam iradesini kırması beklenmekte, bunun için gereken her türlü adım atılmakta. Türk cumhurbaşkanının meydanlardan kazanımları engelleyeceklerine dair sözler vermesi bunun kanıtı olmaya yeterdir. Bu sözler malum olanın söylenmesinden başka bir şey değildir.
Hükümet ve cumhurbaşkanının Suriye’ye yönelik bir askeri operasyon yapılmasını ve Cerablus üzerinden Suriye’ye girilmesini istediği ama askerin çekimser kaldığı tartışmaları da Kobanê’de yapılan katliamla birlikte gündeme girdi. AKP iktidarıyla geleneksel Türk askeri yapısı kırılmış olmasına rağmen Türk ordusu savaşmayı istememiş. Asker, Türkiye’deki siyasal istikrarsızlığın ve hükümetin kurulamamasının, sınır ötesi bir savaş için teminat oluşturamayacağı düşüncesinde olabilir. Hükümeti olmayan bir devlette sınır ötesi operasyon adıyla uluslararası bir savaşı başlatmak kolay olmasa gerek. Daha önemlisi başarısı dünyanın gözleri önünde olan YPG-YPJ karşısında savaşmak kolay olmasa gerek. Türk ordusu kazanacağına inandığı bir savaşa çekimser yaklaşır mıydı sorusu sorulabilir.
Efrîn ve Kobanê kantonlarının birleşmesini engellemeye, bu yolla Kürdistani kazanımları parçalamaya odaklanmış bir Türk devleti, içine gireceği savaşın tüm sonuçlarını hesaplamış olmaktan uzaktır.
Türkiye devleti, asker istese de istemese Suriye’ye müdahale ediyor. Kobanê’de DAİŞ kimliği çatısı altında yapılan ve iki yüzden fazla insanımızın katledildiği saldırılar sınır ötesi savaşın Türkiye versiyonudur.
Türkiye’deki koalisyon ve hükümet kurma tartışmalarının ötesinde, saray ve kışla arasında bir iktidar kavgası sürmektedir. Saray, uç beyliklerini tümden kırarak sınırlarını genişletmeyi isterken, kışla mevcut sınırları muhkemleştirmeyi önemli görüyor.
Saray mı, kışla mı sorusu, hiç kimseyi birini tercih etmeye zorlayamaz. Türkiye halklarının seçimlerde gösterdiği iradesi, ülkenin siyasetinin gidişatında da göstermesi ve bu saldırılar ve olası savaş hazırlıkları karşısında tutum sahibi olması şarttır. Demokrasiyi sadece sandıkla sınırlı görmek ve kendini yönetmeyi toplum olmanın bir şartı olarak görmemek, seçimlerdeki kazanımlara rağmen büyük kaybetmeye götürebilir.