Türkiye cumhuriyeti kurulduktan uzun yıllar sonra kala kala Erdoğan’a kaldı. Yüzyılı bulan cumhuriyet tüm rezervlerini tüketmiş durumda. Kürtleri, solu ve demokrasi güçlerini sürekli bastırarak, tasfiye ederek kendisini tüketme noktasına getirdi. Öyle ki, M. Kemal’in kaldırdığı saltanat şimdi revaçta. Türk hazinesi, maliyesi damatlara teslim. Beştepe’de kaçak da olsa saray içinde bir Kasımpaşalı lümpen oturuyor.
Maliyenin şefi damat, yükselen enflasyon ve ağır ekonomik sorunlar için yeni ekonomik politika diye cılkı çıkmış kemer sıkmayı halka pazarlıyor. Erdoğan savaş ve hırsızlık ekonomisine, artan dövize bulduğu çözüm de "yastık altındaki altınları çıkarın’’dır. Türk halkı bu kaçıncı çağrıya muhatap oluyor herhalde hatırlamıyordur. Erdoğan çalsın, yandaşlarına ve savaşa milyar dolarları aktarsın, halk da faturasını ödesin!
Bilindiği gibi Erdoğan, Bahçeli gibi ırkçı faşist saldırganlar Kürtler söz konusu olduğunda hiçbir sınır tanımıyorlar. Erdoğan asker ve polise ‘acımasız olacaksınız’, Bahçeli ise ‘taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmayacak’ diyordu. Tüm Kürdistan’ı savaş ve yıkım alanına çevirdiler. Tüm insani kuralları, uluslararası ve iç hukuklarını ayaklar altına aldılar. Ne kadar insan yaşamını yitirdi, kaç bin insan işkence gördü ne kadarı göçe maruz kaldı tam bilinemiyor. Erdoğan’ın Kuzey Kürtlerine karşı kullandığı ve büyük ekonomik çıkar sağladığı Barzani’ye bile ağzına geleni söyledi. Başur’daki referandum sürecinde Erdoğan’ın söyledikleri ve yaptıkları Kürtlerin hafızasına kazındı.
Kürt düşmanlığı yüzünden Erdoğan hükümeti ABD ile dalaşıyor. Çok sayıda tehdit, şantaj, taviz ve yalvar yakar politikasına sarıldı. Mutlaka ama mutlaka Kürtler yeryüzünden silinmeli, hiçbir statüleri olmasın, diyorlar. Çok kocalı Hürmüz’e dönmüş Türkiye. ABD ve NATO ile istediğini tam alamayınca Rusya’nın kucağına oturdu. Şimdi Rusya da tek başına Kürtleri ezmeye yetmiyor. Rusya ile Efrîn’i işgal edebildiler. Ama Efrîn şimdi elinde patlayan bir bombaya dönüşüyor. Onun için İran’a karşılık ABD’ye kur yapmaya başladı.
Türkiye’nin NATO ve ABD ile ciddi bir sorunu yoktur. Tüm hırlaşma ve dalaşmalarının temelinde Kürt sorunu yatmaktadır. Türkiye bu sorunu çözemedikçe de bu faturaları ödeyecek ve her fırsatta ayağına dolanacaktır.
Türkiye bir ABD vatandaşı din görevlisini tutuklamıştı. Bu kişinin hem PKK hem de Fethullahçılara çalıştığını basında yaydılar. Sonra da "ver papazı al papazı" diye rehine pazarlığı yaptılar. ABD’nin tüm uyarı ve çözüm girişimlerine karşı ayak dirediler. ABD şimdi ekonomik yaptırımlara başladı. Dolar artan bir hızla tırmanmaya devam ediyor. ABD onlara bir fatura çıkarmaya başladı. Türkiye’yi sardı bir telaş. Hemen bir heyet Washington’un yolunu tuttu. Bu kurnazlık ve şantaj oyunlarıyla işlerin hal olmayacağı görüldü.
Türkiye alışmış Kürtlere istediğini söylemeye ve yapmaya. Kimse Kürtlere bunu niye yapıyorsun demiyor. Şimdiye kadar Kürtlerin hesap sorma güçleri de yoktu. Dolayısıyla Türk yöneticileri ne Kürtlerden utanıyor ne de korkuyor! Ama sıra ABD’ye gelince iş değişti tabi. Yok öyle atıp tutma. Ayaklarına heyetler de göndersen istediğini alamazsın, yaptıramazsın. Bu atıp tutmaların faturası son günlerde milyar dolarları buldu. Bu gidişle Türk ekonomisi iyice duvara toslayacak gibi. Çünkü ABD daha ekonomik yaptırımları devreye sokmadı. Sadece sembolik olarak iki Türk bakanının ABD’deki malvarlıklarına el koyma kararı almıştı. Ambargo konusunda başka adımlar atılırsa ekonomik faturanın daha da ağırlaşacağı biliniyor.
Rusya ve Suriye İdlib’e saldırı kararı alırsa, asıl o zaman Türkiye’nin foyası açığa çıkacak. Çeteleri korumasına aldı. Şimdi ya onları satacak ya uğruna yeni faturalar ödeyecek. Ortadoğu batağına saplanmanın yüksek faturası olduğunu Türk halkı görebilse iyi olacak. Sırada daha Efrîn’den kovulma da var!