• ''Dünya küçük artık, şarkılarımızı bir aranjörün insafına bırakmayı anlamlı bulmuyorum, hele ki Kürt müziği gibi ’tıkanmış, kendini tekrar eden' bir piyasada pek akıllıca değil. Elbette ki sevdiğimiz aranjörlerle sanatçılarla üretebiliriz ama öncelikle kendi alanımızı bulmalıyız.''
DÎLAN KARACADAĞ Dijital dünya, müzisyenlere kendi albümünü yapıp pazarlayabileceği olanaklar tanıyor. Zira artık CD’lerin neredeyse piyasadan kalktığı bir devirde kendi şarkılarını kayıt altına alıp, internette dolaşıma sokan müzisyenlerin sayısı az değil. Yaptığı müziği 'Deneysel müzik' olarak adladıran genç sanatçı Qeydubend ya da diğer adıyla Azîzko (Aziz Arslan) da bunlardan biri. Qeydubend Kürt müziğinde 'deneysel işler’in olmamasını genç müzisyenlerin kendi kayıtlarını yapamamasına bağlıyor ve ''Benzer aranjörlerin elinden çıkmış kalıp işler var hep. Dünya küçük artık, şarkılarımızı bir aranjörün insafına bırakmayı anlamlı bulmuyorum'' diyor. Farklı şairlere ait birçok Kürtçe şiiri besteleyen Qeydubend, Emînê Erbanî, Adnan Dilxwaz gibi 'mahalli’ müzisyenlerin şarkılarını da faklı bir biçimde yeniden yorumluyor. Asıl mesleği mimarlık olan Qeydubend ile müzikal serüveni, duruşu ve hedefleri üzerine söyleştik. Bazı şarkı ve coverlarında nostaljik bir hava var ve biraz da melankoli. Geçmişte neden bu kadar geziniyorsun, aradığın ne? Bu sorunuza cevap olarak hikayemi anlatmak isterim. 92 yılında Diyarbakır-Mardin sınırının tam ortası olan Zerzevan Kalesi’nde doğdum. 20’li yaşıma kadar neredeyse hiç müzik dinleme fırsatım olmadı. Dağ bayır çobanlık yapıyordum ve elimde el yordamıyla el feneri aküsüne bağladığım bir radyo vardı. Ve müzik algım Can Radyo’nun playlistinden ibaretti. Hatırladığım ilk müzik dinleme ve tanışma kabaca 1997 yılındaydı. Uzun bir süre hayat böyle devam etti. Ta ki 2010 yılında şans eseri Artuklu Üniversitesi’nde mimarlık eğitimine başlayana kadar. Türkiye’de hatırı sayılır mimarlık tarihçileri, sanat tarihçileri, filozoflar vs mimarlık, sinema, müzik vb alanda arşivlerini bize açtı. Mehmet Atlı hem mimari tasarım hocamdı hem müzik ile ilgili alışverişlerde bulunuyorduk. Aynı dönem Kürdoloji bölümü de iyi bir kadroya sahipti. Ordan arkadaşlarla iletişimdeydik. Selim Temo, Kawa Nemir gibi şairler Mardin’de idi ve konuşma fırsatı yakalayabiliyorduk. Bir yandan Kürt edebiyatını takip etmeye çalışıyordum diğer yandan hocalarımızın bize açtığı arşivlerden Radiohead, Frank Zappa, Miles Davis, Anouar Brahem gibi dünyada hatırı sayılır jazz ve blues ustalarını dinliyorduk. “Geçmişte neden bu kadar geziniyorsun” sorunuzun cevabını ben de tam bilmiyorum ama evet, geçmiş uzun bir süre benim için önemliydi. Emînê Erbanî ve Adnan Dilxwaz’ın şarkılarını farklı tarzlarla yorumladın. Bazı kesimler özellikle düğünlerde sahne alan yerel sanatçıları biraz karikatirüze etmeye meyilli, sanki onlardan bahsederken birer mizahi figürlermiş gibi davranıyorlar. Oysa senin yeniden yorumladığın şarkılarında görüyoruz ki onların sanatı da güçlü, bu yönleri çok ciddiye alınmamış… Çağı ve çağdaşlarımızın taleplerini takip etmek ile alakalı sanırım. Emin Erbanî ilk 'Tobedar im' parçasını çıkardığında efsane bir çıkış yapmıştı kendi çağdaşlarının gözünde. Tüm düğünlerde, arabalarda çalıyordu. O gün böyle bir talep vardı ama bugün başka bir talep var artık. Bugünün kavramlarıyla dünü sorgulayamayız; kendi dönemine göre değerlendirmek gerekiyor. Eminê Erbanî’nin müthiş deneysel parçaları var. Bana göre Omar Souleyman’dan çok daha başarılı bir sanatçı. Ancak müzikal altyapıları bugünün taleplerini karşılamakta zorluk yaşıyor. Bu anlamda özellikle önemsiyorum Emînê Erbanî’yi, Adnan Dilxwaz’i, Bismilli Zeko’yu vb bana göre Kürt müziğinde yeni nesil dans, afterparty, müzikleri üretenlerin bu kodlardan haberdar olması gerekir. Kürt şiirinden beslenen bir özelliğin var. Şiirler ve şairler bir okur dışında seni ve müziğini de yönlendiriyor sanki…. Evet, Kürt şiirinden beslenmeyi özellikle tercih ediyorum ama bu bir kitabı önüne alıp baştan sona bestelemek gibi değil. Mümkün oldukça okuyorum ve özellikle bazı şiirlerin etkisinde kalıyorum ve sonrasında şiirin içerisindeki müzikaliteyi keşfetmeye çalışıyorum. Bir söz söylemek çok zor. En azından benim için öyle. Bu ustalıkta biri değilim. Kendi imgemi oluşturana kadar değer verdiğim ustalardan yararlanmaya çalışıyorum. Her şiirin bir müzikalitesi var ve şairlerin de. Evdila Peşêw şiirleri beni marş ritimlerine sürükler, Rênas Jiyan Grunge, Kawa Nemir Country, Arjen Arî de Depresif Folk … Yine bu konuda devam edersek; son nesil şairlerden şiirleri derlediği çok sık görür olduk. Böylesi daha mı kolay? Yoksa  şiirlerin kaybolmaması tek çaba mı? Senin için sebebi ne? Şiirler kaybolmasın diye bestelemeyi doğru bulmuyorum. Ki bence bir şiiri bestelemek kendi yazdığın bir şarkı sözüne oranla çok daha zor. Dediğim gibi gerçekten sevdiğim ve hissettiğim şiirlerdeki müzikaliteyi aramak hoşuma gidiyor. Şiir de bestelemek lazım, cover da yapmak lazım, söz de yazmak lazım. Bu anlamda kendini bir göreve adamaktan ziyade hakim olduğun alanlarda dolanmak daha anlamlı gibi geliyor bana. Kendi imkanları ile alternatif Kürtçe müzik yapan nispeten genç müzisyenlerde 'Yaptığım müzik, hak ettiği ilgiyi görmüyor, kitlelere ulaşamıyor’ serzenişi ve ‘Evet, az da olsa nitelikli, ne dinlediğini bilen az ama iyi bir dinleyicim var'  gururu arasında bir gelgit oluyor. Sen de hangisi ağır basıyor, serzeniş mi acaba? Böyle bir serzenişim hiçbir zaman olmadı sanırım. Benim için kitlelere ulaşmak pek önemli değil, en azından amacım bu değil. Şu an beni kim dinliyor, kim dinlemiyor bu konuda da bir araştırmam olmadı. Soundcloud ve Youtube verilerine göre birileri beni dinliyor ama bunlar ne kadar nitelikli, ne kadar ne dinlediğini biliyor, bir şey diyemem Seni en çok etkileyen üç müzisyen kim? Kiosk, Schubert ve Ciwan Haco. Müzik hayatında hedeflerin neler? Deneysel müzik yapmaya çalışıyorum. Dolayısıyla bu yolda bir şeyler üretmeye çalışıyorum. Deneyip göreceğiz. Bir şeyleri tersyüz etmeyi seviyorum. Komik olana ciddi bakmak, ciddi olanı karikatürize etmek gibi. Qeydubend’in anlamı nedir? Hem biraz grup ismi gibi duruyor? Kayıt ve Band, ya da Pranga ve Sınır çevirirsek bu şekilde. Daha başka anlamları da var. Fonetik olarak güzel. Kendi ismimi kullanmak istemiyordum. Bu ismi seçerken ilerde bir grup olmasını hayal ediyordum, hala hayal ediyorum ve bunun için çalışıyorum. “Aslında beni biraz buralara getiren Berlin merkezli bir müzik programı oldu” demiştin. Bunu biraz açar mısın? 'Tobedar im’ şarkısı özelinde konuşurken bahsetmiştik. Müziklerimi kaydetmem için bir DAW (Digital Audio Workstation) seçmem gerekiyordu. Bir araştırma sürecine girdim. Tüm sanatçı ve aranjörlerin özellikle tavsiye ettiği programlar vardı. Pro tools, qubase, Fl studio, Logic pro gibi. Bu süreçte Rojhilatlı bir arkadaşımın Ableton Live kullandığını gördüm ve onun tavsiyesi üzerine bu program ile kayıtlarımı almaya başladım. Ableton live Berlin merkezli bir program ve çoğunlukla DJ’lerin kullandığı elektronik canlı performans programı. Diğer programlar gibi normal yatay kayıt arayüzüne ek Live arayüzü bulunmakta. Bu sayede tekrara dayalı şarkıları üretmek kolaylaşıyor. Ayrıca bu programla birlikte sahnede deneysel işler yapabiliyorsunuz. Bu kısmı bilerek biraz uzattım çünkü işin mutfağını oluşturuyor. Bu anlamda kendi müziklerini üreten gençlerin ilk başta bahsettiğim programlardan birini seçip işe koyulmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü çevremde birçok arkadaşımın kendi besteleri var ama bunları kaydedemiyorlar. Bu yüzden yeni veya deneysel işler çıkmıyor. Benzer aranjörlerin elinden çıkmış kalıp işler var hep. Dünya küçük artık, şarkılarımızı bir aranjörün insafına bırakmayı anlamlı bulmuyorum, hele ki Kürt müziği gibi “tıkanmış, kendini tekrar eden” bir piyasada pek akıllıca değil. Elbette ki sevdiğimiz aranjörlerle sanatçılarla üretebiliriz ama öncelikle kendi alanımızı bulmalıyız. Ve bu o kadar zor değil. Bir bilgisayarınız varsa +3.000 TL’ye kendi şarkılarınızı yazabileceğiniz küçük bir homestudio oluşturabilirsiniz. Bu konuyu özellikle önemsiyorum. Kürt müziğinde yeni nesil bir müzik çıkmasının yolu buralardan geçiyor bence. Aksi halde bildiğimiz aranjörlerin elinden bildiğimize yakın şarkılar dinlemeye devam edeceğiz. Okuduğun meslek mimarlık. İşini icra ediyor musun? Evet, müzisyen kimliğimden ziyade mimarım. Ve mesleğimi seviyorum. Mağazacılık ve Parekende alanında tasarımlar yapıyorum. Şu anda kurumsal bir tekstil markasının mekan tasarımlarını yapıyorum. Kürtlerin bir markası olsaydı mağaza tasarımları için çalışmayı isterdim. Son dönemde Kürtler de popüler kültürden nasibini alıyor. Daha önce verdiğin röportaja, sokak müziğini bağırarak seslendirenleri eleştirmiştin. Bu, arz-talep meselesine girmiyor mu bu? Evet arz-talep durumu diyebiliriz. En beğenmediğimiz sanatçıları veya üretimlerini bazen milyonlar dinliyor. Keza sosyal medya takipçileri de bu şekilde. Ama halen bu insanların iyi müzik ürettiği anlamına gelmez. Bu sosyolojik bir durum ve bu durumu uzman insanların açıklaması gerekir. Kişisel fikrim toplum adabı sorunu ya da durumudur. Vahim olan şudur ki; bir toplum ne tarz müzikler dinliyorsa yine benzer tarzda filmler izliyor, benzer tarzda tiyatrolara gidiyor, yemek yiyiyor, içiyor ve yaşıyor. Sanat pratiklerinin arasında bir sınır yoktur. Müziğe bakış açımız nasılsa çoğu zaman edebiyata, sinemaya, tiyatroya…vs bakış açımız benzerdir. Jazz dinleyen birisi Recep İvedik filminden haz almaz, Kurdish mashuptan haz alan birisi Kieslowski izlemez. Bu kişisel bir tespittir, karşı çıkanlar olabilir ama maalesef durum bu şekildedir. Demem o ki; keşke bu kitle sadece müzik konusunda bu tutum içinde olsa. Maalesef bana göre bu kitle ki azımsanacak bir kitle değil, vasat müzikler dinliyor, vasat şiirlerden beslenip vasat filmler izliyor. Toplumsal olarak değişirsek o zaman bunu aşabiliriz. Belki şehirlerimize bağımsız sinema salonları yapılırsa o zaman aşabiliriz. Büyüklerimizin gözünde memuriyetin ötesinde sanat dalları da saygınlık kazanırsa bunu aşabilir o zaman. Bazen kendimizi sevmediğimiz, aslında çok da taktir etmediğimiz müziği neden dinleriz. Kulağımızda çınlayıp durur...  Dinliyor olman güzel olduğu anlamında gelmez. Bütün bunlar yinede basit olduğu anlamına gelir. Çünkü sindirilmesi rahat şarkılar bunlar. Bugüne kadar duyduğun aşina olduğun sesler olduğu için beyni yormuyor. Bu tarz şarkılardan hiç dinlemediğin birini biraz mırıldansam dinlemediğin halde sende devamını getirsin. Çünkü beyninde zaten kayıtlı o yüzden beyin zorlanmıyor anlamakta ya da şarkının içine girmekte. Anlayamadığımız ilk başta çözmekte zorlandığımız şeyler bizi iyi ya da kaliteli olana götürür çünkü; Halbuki çok kaliteli bir Afrika ezgisi dinletsem ister istemez başta zorlanacaksın dinlemekte. Direnip hissetmeye başladığında o kaliteli tadı alabiliyorsun. Bir keresinde bir hocam bize şunu söylemişti: "Eğer anlamıyorsanız bu iyi bir şeydir, anlıyorsanız bu size zaten bildiğiniz bir şeyi anlatıyorum anlamına gelir.”