Kadınlar yine sokaklarda… Bu kez 8 Mart’ın gelmesini beklemediler. Yıl boyunca değişik konu ve gündemlerle mücadelelerini sürdürdüler. Kadınlar, artık yılda bir günün maruz kaldıkları baskı ve şiddeti aşmak için yetmediğini farkındalar. Yaşamın her alanını kazanmadıkça ve her günü bir 8 Mart yapmadıkça ‘kader’ olarak bellenmiş yaşamdan kurtulamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Dolayısıyla yılı büyük bir direniş ve mücadele yılına çevirdiler. Her ne kadar henüz yeterli düzeye gelmese de kadınlar açısından gelişen algının bu olduğu kesin.

Evet geçen bir yıllık süre, kadınlar açısında büyük bir mücadele yılı oldu. Kadınlar, bir yandan kadına yönelik artan şiddetle mücadele ederken, diğer yandan kendi sistemlerini oluşturmaya çalıştılar. Siyasal, sosyal, ekonomik gibi yaşamın her alanına girme idiasında olan kadınlar, erkek egemen zihniyetin toplumsal ve yasal kıskacına rağmen mücadelelerinden taviz vermediler.
Bununla birlikte insanlığın kanayan yarası olan kadına yönelik şiddet yılın değişmeyen gündemi oldu. Savaş ikliminin hüküm sürdüğü Ortadoğu coğrafyasının hemen hemen her ülkesinden kadın katliamları, kadın sünneti haberleri, kezzap dökme, çocuk gelinler, kürtaj, intihar gibi kadın bedeni üzerindeki baskılar gündemdeki yerini korudu.
Türkiye’de kadının kaç çocuk doğurması gerektiği, kürtaj gibi direk kadını ilgilendiren konular, geleneksel toplum algısını güçlendirecek tarzda tartışmaya açıldı. Aslında bir anlamda kadının siyasal, sosyal ve ekonomik anlamda ortaya çıkan arayışlarına, örgütlülüğüne, etkinliğine müdahale edildi. Böylece hem kadının enerjisini tüketen, hem de kadın bedeni üzerinde ki baskıyı arttıran bir zemin yarattı. Oysa kadınların son yıllarda siyasal alanda etkinleşme arayışları, ekonomik alanda gelişim gösterme çabaları, sosyal anlamda algı değişikliğini yaratacak etkinlikleri artmaktadır. Özellikle Kürt kadınları öncülüğünde gelişen kampanyalarla toplumsal tabulara dokunarak yeni bir zihniyet ve algı yaratılmakla birlikte toplumda bir değişim ve gelişme de yaşanmaktadır. Gerek Türkiye, gerekse de Ortadoğu’da kadınların kazanımlarına göz dikilmesi, geriye alma yaklaşımları kadın mücadelelerini geriye çekerek enerji tüketimine sebep olmakta; büyük mücadelelerle elde edilmiş kazanımları koruma girişimi gelişmektedir.
Kadına yönelik baskıların, şiddetin bu denli artmasının dünya çapında yaşanan siyasal, sosyal ve ekonomik krizden bağımsız olduğu düşünülemez. Yaşanan bu krizler ataerkil zihniyetle direk bağlantılıdır. Ataerkil zihniyetin yaşadığı bu kriz özü itibariyle ideolojik olup, kadınlık ve erkeklik krizleriyle de bağlantılıdır. Gelişen kadın mücadelelerinin etkisi, bilgiye ulaşımın kolaylaşması ile bilinç düzeyinin artması toplumsal rollerde ciddi değişimler yaratıyor. Pragmatik erkek egemenlikli zihniyet her fırsatı değerlendirmek istediğinden, kadının dört duvar arasından çıkmasını bedensel ve düşünsel ucuz işgücü olarak değerlendirmektedir.
Son bir yıl içerisinde kadın örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin, anarşitlerin, anti kapitalistlerin, savaş karşıtlarının, halkların, inanç kesimlerinin, eşcinsellerin mücadeleleri dikkate alındığında erkek egemen sistemin direniş gösterdiği tespitini yapmak abartılı olmayabilir. Fakat bu kadar baskı, katliam, şiddete rağmen kadınların mücadelerinde de büyük bir direniş olduğu bir o kadar gerçektir. Yine kadın sorununun adım adım toplumsal bir sorun olduğu algısı da gelişmektedir. Son dönemde Hindistan’da gelişen toplu tecavüz olayına karşı halk ayaklanmalarının yaşanması bu açıdan önemli bir örnektir. Yine yıl içerisinde kadın mücadelerinin sonucu olarak önemli gelişmeler de oldu. Avrupa Parlamentosu’nda kadına yönelik şiddette sıfır tolerans, şirketlerde kadın kotası, İngilter’de aile içi şiddet kavramının genişletilmesi, İsviçre’de çifte soyadının kalkması, Hindistan’da kadın mahkemisinin kurulması vb. birçok gelişme mevcut. Bunların uygulaması daha önemli ve asıl sorunlarda burda çıkmaktadır. Yılın en önemli sonuçlarından biri de Güneybatı Kürdistan’da yaşanan devrimde kadınların öncülük düzeyi idi. Güneybatı Kürdistan’lı kadınlar hem cins olmaktan kaynaklı sorunlarını aşmak için örgütlü çalışmalarını artırmış, kadın meclislerini, komünler, meşru savunma güçleri oluşturmuşlar, hem de Güneybatı Kürdistan’ın devrimine öncülük etmişlerdir.
Kısaca dünya genelinde yaşanan sistem krizi büyük imkanlar kadar büyük tehlikelere de gebedir. Bu kaos ve kriz sürecinin aşmak için örgütlü mücadelerin büyümesi gerektiği birçok uzmanca ifade edilmektedir. Özellikle kadın örgütlerinin kollektif mücadele alanlarını geliştirmeleri çok daha önem arz etmektedir. Aksi halde sürecin imkanlarından çok, tehlikeleri ile karşı karşıya kalınabilinir. Nitekim 9 Ocak’ta Paris’te üç Kürt kadın siyasetçi Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katledilmesi, kadın özgürlük mücadelelerine yönelik saldırıların hangi düzeye gelebileceğini göstermektedir. O halde daha çetin bir mücadele yılına girileceğini söylemek doğru olacaktır.