Ali İhsan Kıtay, 47 yıllık ömrünün yarısını dağlarda ve cezaevlerinde geçirmiş bir Kürt siyasetçi. 16 yıl aralıksız cezaevinde kalan Kıtay, tahliye olduktan sonra memleketi Bingöl’e döner ancak baskı görür, kenti terk etmesi için tehdit edilir. Kıtay, Bingöl’den İstanbul’a gider ve burada legal siyasete atılır. Cezaevi geçmişinden dolayı gittiği her yerde baskı, işkence peşini bırakmaz. Ailesi ve arkadaşlarının ‘hem tedavi olursun hem de siyasi çalışmalarını yürütürsün’ önerisiyle Avrupa’ya doğru yol alır. Kıtay o günleri “Ben yaşadığım topraklardan hiç bir zaman kopmak istemedim. Ülkemi ve insanlarımı sevdiğim için bedeli ne olursa olsun her acıya katlanmaya hazırdım. Sürgün bir hayata hazır değildim. Ama arkadaşlarım öyle uygun gördükleri içinde yapabileceğim bir şeyim yoktu” diyerek anlatıyor.


Takip, dinleme ve cezaevi

Kıtay, Almanya’nın Hamburg kentine gelerek iltica talebinde bulunur. İltica talebi kısa bir zamanda kabul görür. Almanya’ya geldikten sonra hemen siyasi çalışmalarda yer alır. Ama Kürt olmak, devrimci olmak Türkiye’de neyse Almanya’da da odur. Önce takip edilir, telefonları 24 saat dinlenir. 2011 yılının Ekim ayında ‘PKK’nin üst düzey yöneticisi’ olduğu gerekçesiyle tutuklanır ve ömrünün bir buçuk senesini geçireceği Dammtor Cezaevi’ne konulur.
Cezaevinde kaldığı süre boyunca ciddi anlamda zorlandığını dile getiren Kıtay, Alman cezaevlerinde Kürt siyasi tutsaklara yönelik tutumun oldukça sert olduğunu söyledi. Cezaevine girdikten sonra bir yıl boyunca tecride tabi tutulan Kıtay, birçok haktan yoksun bırakıldığını dile getirdi: “Hücremin kapısında benimle konuşulmaması yönünde uyarı vardı. Herkes normal bir tutukluk süreci yaşarken bir bölümde yalnız başıma tutuluyor, yalnız havalandırmaya çıkıyordum.”
Kendisine gönderilen paket, mektup ve eşyaların önce Koblenz’e daha sonra kendisine ulaştırıldığını söyleyen Kıtay, bir defasında kendisine getirilen bir parkenin ‘askeri parkedir’ diye dört defa geri çevrildiğini belirtiyor. “Kışın ortasında neredeyse soğuktan ölecektim” diyen Ali İhsan Kıtay, avukatının üstündeki parkeyi çıkarıp kendisine verdiğini söylüyor.
Cezaevinde birçok şeyin kendisine yasaklandığını söyleyen Ali İhsan Kıtay, “Örneğin herkes ailesiyle ve yakınlarıyla bir saat konuşurken bu benim için yarım saatti. Herkes ailesine telefon açarken ben hiçbir zaman bu haktan yararlanamadım. Herkes sosyal aktivitelere katılırken ben tahliye olmama iki ay kala ancak bunlardan yararlanabildim. Cezaevi yönetiminin mantığı şudur: Hem tutuklusun hem de PKK’lisin. Dolayısıyla teröristsin. Terörist bir insanın hak talep etme hakkı yoktur. Bırak hak talep etmeyi konuşma, itiraz etme hakkın dahi yoktur. Ne veriyorlarsa onunla yetinmek zorundasın. Çünkü sen bunlardan hiçbirini hak etmemişsin” şeklinde konuştu.

‘İrademi teslim etmedim’

Gardiyanların bu tutumunun mahkeme kararından kaynakladığını söylediğini belirten Kıtay, bu baskı ve tecrit yöntemleriyle kişiliğinin yok edilmeye çalışıldığını şu sözlerle dile getirdi: “Ya onların Kürdü olup teslimiyet ve zavallılığı kabul edecektim. Ya da her şeye rağmen halkımın Kürdü olacaktım.”
“Onlar sanıyorlardı ki ben irademi onlara teslim edeceğim. Onlara en küçük bir hak kırıntısı için yalvaracağım. Ama asla onlara bu zevki tattırmadım. Ve bunu avukatlarıma da hissettirmedim. Onlara daha çok mahkeme süreci ile ilgilenmelerini söyledim. Zamanla benim dik duruşum onlarda bana karşı bir saygınlık kazandırdı” diyen Kıtay, Hamburg eyalet milletvekilleri Cansu Özdemir ve Christiane Schneider’ın kendisini ziyaret etmesiyle baskıların bir nebze de olsa azaldığını söyledi. Sol Parti milletvekillerinin kendisini ziyaret etmesinin gardiyanları çok şaşırttığını söyleyen Kürt siyasetçi Kıtay, “Onların ziyaretlerinden sonra kısmi olarak bir rahatlamayı yaşadım diyebilirim. Gardiyanlar günah çıkartırcasına bu yapılanların kendilerinden bağımsız olduğunu ve mahkemenin kararı olduğunu söylüyorlardı” şeklinde konuştu.
Kıtay, cezaevi koşullarından dolayı sadece bir yıl içerisinde 10 kişinin intihar ettiğini ve bunun basına yansımadığını dile getirerek, “Çoğu insanda psikolojik sorunlar oluşmuştu” dedi.

En büyük hayali halkın özgürlüğü
Mahkemede siyasi savunma dışında konuşmadığını dile getiren Kıtay, “Mahkeme heyetine karşı hiç bir olumsuzluk içerisine girmedim. Bunu kendi aralarında ‘iyi hal’ diye tanımlayarak Alman Ceza Yasası’nın 129/b maddesinden bana iki buçuk yıl ceza verdiler. Yattığım süre göz önünde bulundurularak ve kaçma ihtimalinin olmadığı için kefaletle serbest bırakıldım” dedi.
Kendisini “en az üç yıl yatarım” şeklinde şartlandırdığını söyleyen Kıtay, şimdiki durumu da şöyle anlatıyor: “Çıktıktan sonra her hafta imza atmam lazım. Yurt dışına çıkış yasağım var. Bunların yanısıra birçok kısıtlamaya tabi tutuldum. Belki şimdi özgürüm ama ‘şartlı’ bir özgürlüğe sahibim. Ben sadece halkımın özgür olması için mücadele ediyorum. Bunca mahpusluk ve zulüm hep özgürlüğe olan tutkumdan geliyor. Benim için özgürlük dünyanın en onurlu şeyi. Özgürlüğüm için yapamayacağım hiçbir şey yok. Yaşadığım coğrafyaya barışın gelmesi ve halkımın özgür olması en büyük hayalim.”


M. ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG