Sartre 1956 yılında, bundan yarım asır önce kaleme aldığı ve Cazayir sorununu işlediği “Sömürgecilik bir sistemdir” adlı makalesinde günümüz Kürdistan ve Türkiye’sine de ışık tutuyor ve şunları söylüyor:

“Sizi, ‘yeni sömürgecilik aldatmacası’ denebilecek şeye karşı uyarmak isterim. Yeni sömürgeciler, iyi sömürgecilerin ve çok kötü sömürgecilerin varolduğunu düşünürler. Kötü sömürgecilerin işlediği suçlar nedeniyle sömürgelerin durumu kötüleşmiştir.
Aldatmaca şurada yatmaktadır: Sizi alır Cezayir’de gezdirirler, halkın içinde bulunduğu korkunç sefaleti gönüllü olarak gösterirler, kötü sömürgecilerin müslümanları (yerli halkı) nasıl aşağıladıklarını anlatır ve eklerler: ‘Ve bu nedenle en iyi Cezayirliler silaha sarıldılar; artık dayanamıyorlardı.’ Eğer gezi beceriyle düzenlenmişse şu inançla geri dönersiniz:
1. Cezayir sorunu, ilk planda, ekonomik bir sorundur. Söz konusu olan iyi düşünülmüş reformlarla dokuz milyon insana ekmek verebilmektir.
2. Cezayir sorunu, ikinci planda, sosyal bir sorundur: Doktor ve okul sayısı arttırılmalıdır.
3. Cezayir sorunu, nihayet, psikolojik bir sorundur: (Cezayirliler) yeterli yiyeceğe ve işe sahip olur, okuma yazma öğrenirse, alt-insan olmaktan utanmak zorunda kalmayacak ve bizler de eski Fransız-Arap kardeşliğine yeniden kavuşacağız. (...)
Fakat, herşeyden önce, buraya politika karıştırmamız gerekir. Politika soyut bir şeydir. Eğer insan açlıktan ölüyorsa, seçim hakkının ona ne yararı olabilir? Serbest seçimler, anayasa yapıcı meclis, Cezayir’in bağımsızlığı gibi şeylerle karşımıza çıkanlar, sorunu sadece karıştıran provakatörler ve fesatçılardır.
İşte bu tür argümanlar ileri sürülmektedir. FLN (Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi) liderlerinin verdiği yanıt ise şöyle olmuştur:
‘Eğer Fransız süngüleri altında mutlu olsaydık bile yine savaşırdık.’ Haklılar. Ve daha da ileri gitmek gerekir: Fransız süngüleri altında sadece mutsuz olunabilir. Cezayirlilerin çoğunluğunun dayanılmaz bir sefalet içinde yaşadıkları doğru; fakat gerekli reformların, Fransa Cezayir’de egemenliğini korumayı amaçladığı sürece, ne iyi sömürgeciler tarafından, ne de ‘anayurt’ tarafından uygulanamayacağı da bir gerçektir.
Cezayir halkı, özgürlüğünü elde ettiğinde bu reformları kendisi gerçekleştirecektir.
Çünkü sömürge egemenliği, ne bir rastlantılar oyunu, ne de binlerce bireysel girişimin istatistik sorunudur. (...)
Çünkü, bir iyi sömürgecilerin, bir de diğerlerinin, yani kötü sömürgecilerin olduğu doğru değildir. Sadece sömürgeciler vardır, hepsi bu. Eğer bunu kavrarsak, Cezayirlilerin bu ekonomik, sosyal ve politik sisteme karşı neden önce politik mücadeleye başladıklarını ve gerek onların kurtuluşunun, gerekse de Fransa’nın kurtuluşunun neden sadece sömürgeciliğin yıkılmasından doğabileceğini anlarız. (...)
‘Sömürgecilik sistemi’ diyorum, bu doğru anlaşılmalı: Söz konusu olan soyut bir mekanizma değildir. Sistem yaşıyor, işliyor; bir şeytan dairesi olan sömürgecilik bir gerçektir. Bu gerçek, bir milyon sömürgeci, sömürgeciliğin şekillendirdiği, sömürgecilik ilkeleriyle düşünen, konuşan ve davranan sömürgecilerin oğulları ve torunlarında ete kemiğe bürünmektedir. (...)
Cezayirli benliği, ayrımcılığa duyulan tepki ve günlük mücadele içinde kendisini buluyor ve biçimlendiriyor. Cezayir milliyetçiliği eski geleneklerin, eski bağlılıkların yeniden doğması değil, eğer sömürülmelerine son vermek istiyorlarsa, Cezayirliler için tek çıkış yoludur. Jules Ferry’nin parlamentoda şu açıklamayı yaptığını gördük: ‘Nerede politik bir egemenlik varsa, orada ekonomik bir egemenlik de vardır.’ Cezayirliler bizim ekonomik egemenliğimiz nedeniyle ölüyorlar, fakat şunu da öğrendiler: Ekonomik egemenliğimizi kırmak için politik egemenliğimize karşı mücadele yürütme kararı almaları gerekiyordu. Böylece sömürgeciler karşıtlarını biçimlendirmiş; kararsızlara, şiddetsiz bir çözümden başka çözüm olanağının olmadığını göstermiş oluyorlar.
Sömürgecilerin yaptığı tek hayırlı iş, varlığını sürdürebilmek için kendisini eğilmez göstermek zorunda olması ve bu sayede kendi çöküşünü hazırlamasıdır. (...)
Bizim işimiz, sömürgeciliğe ölürken yardımcı olmaktır; sadece Cezayir’de değil, görüldüğü her yerde. Vazgeçmekten sözedenler aptaldır: Hiçbir zaman bizim olmamış birşeyden vazgeçmemiz olanaksızdır. Tam tersine, Cezayirlilerle yeni ilişkiler oluşturmak, özgür bir Fransa’yla kurtarılmış Cezayir arasında yeni ilişkiler yaratmak sözkonusudur. Ancak, herşeyden önce, bizi, reformist aldatmacalarla görevlerimizden uzaklaştırmalarına izin vermememiz gerekir. Yeni-sömürgeci, sömürge sisteminin düzeltilebileceğine inanan bir aptal, ya da etkisiz kalacaklarını bildiği için bu reformları öneren bir kurnazdır. Bu reformların da zamanı gelecek: Cezayir halkı gerçekleştirecek bunları. Yapmaya çalışabileceğimiz, yapmaya çalışmak zorunda olduğumuz tek şey –fakat şimdi bu çok önemlidir- Cezayirlileri, aynı zamanda Fransızları da sömürgeci despotluğundan kurtarmak için Cezayir halkının yanında mücadele etmektir.”

msahin1@web.de