Hükümet KCK’nin “çekilmeyi durdurma” kararının ne anlama geldiğini hepimizden daha iyi biliyor. O kadar biliyor ki, Bekir Bozdağ’ın ağzından işi “pişkinliğe” vuruyor: “KCK muhatabımız değil, paket çekilmeden bağımsız, kendileri bilirler…”

KCK’nin en basit eleştirisini “tehdit” diye karşılayanlara ne oldu böyle? Neden bu kadar “serinler?” Şundan: Çünkü onlar bu “durdurma” kararının yalnız “paketin sahteliğine” karşı verilmediğini biliyorlar. İnsan işlediği suçu bilmez mi?
Perşembe günü yayınlanan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın açıklamasını dikkatle okuduğumuzda neyin ne olduğunu çok iyi anlayabiliyoruz. Bayık o açıklamasında Hükümetin bir yandan “paket” adı altında çözüm sürecinde “adım atmama” tutumunu devam ettirdiğini belirtmiş, ama aynı zamanda şunu özellikle vurgulamıştı: AKP Hükümeti “savaşa hazırlanıyor.”
Belli ki KCK’nin elinde, Hükümetin askeri faaliyetleri ile ilgili teferruatlı bilgi var.
Savaşan güçlerden biri mevzilerini terk ederken, diğeri o mevzilere yerleşirse, taraflardan biri “silahlı mücadeleye son verme kararı” alırken, diğeri savaş hazırlıklarını bu fırsattan yararlanarak olağanüstü boyutlara yükseltirse, ne olur? Olan şu:  Bu durumda HPG güçlerinin sınır dışına çekilme süreci, kendiliğinden, AKP’nin “savaş hazırlığı“ sürecinin “bir parçası” haline gelmeye başladı.
Çünkü çekilen her gerilla birliği ile AKP Hükümeti, gelecekteki “imha” savaşında, kendi “cephe gerisini” tek mermi yakmadan büyük ölçüde “garanti altına almış“ oluyordu. Kürdistan kentlerinde hükümetin her hangi bir savaş adımına, örneğin Rojava’yı işgal ve Kandil’e “operasyon” gibi maceralara karşı çıkacak olan “sivil direniş”, ağır anti demokratik ortamda, “gerillanın maddi ve moral desteğinden” de yoksun kalacağı için kolayca ezilebilecek ve yıllardan beri Ordunun rüyasını gördüğü Suriye’nin “kuzeyinde” bir “tampon bölgeyle” birlikte ikinci “Hatay yaratma”nın ve “Kandil’e saldırı”nın önünde “sivil engel” de kalmamış olacaktı. AKP Hükümeti, son gerilla grubu Türkiye’yi terk ettiği gün, daha önce açıklandığı gibi, Batıdaki bütün askeri gücünü Kürdistan’a yığacaktı.
Bütün bunların böyle olup olmayacağını, Hükümetin buna gücünün yetip yetmeyeceğini bilemem. Ama AKP’nin “militarist” merkezinin bu ve benzer amaçlarla “savaş hazırlığı” yaptığını söylemek abartma olmaz. Geçen sene Ekim ayında Başbakan, “ne barışı” diye muhataplarını azarladıktan sonra şöyle demişti:
“Bizim can damarımıza bastıkları zaman o zaman sulh konuşamayız. ‘Hazır ol cenge, Sulh-u Salah istiyorsan’ denirken, yeri gelir o zaman cenk barışın anahtarı olur.”
AKP bu “anlayışının” gereklerini yerine getiriyor, “savaşa hazırlanıyor”.
Bu durumda KCK’nin çekilme sürecini durdurması, AKP’nin çözüm sürecini, Kürt Özgürlük Hareketinin bütün bileşenlerini tasfiye sürecine dönüştürme tehlikesine karşı bir önlem olarak yorumlamak sanırım en isabetli yorum olacak.
Buraya kadar anlattığımızı başka türlü ifade edecek olursak, AKP, Kürtlere “silahlı yoldan” “barışçı yola” geçebilmeleri açısından “güven” vermemiştir. Çözüm süreci ile ilgili somut adımların Eylül ayında ya da gelecek Bahar’da, olmadı, seçimlerden sonra “atılacak” olması, olsa olsa Hükümetin “ciddiyetsizliğini” ve çözüm sürecini zamana yayarak çürütme zihniyetini kanıtlar. Hükümetin bu ciddiyetsiz ve oyalamacı tutumuna karşı, “silahlı direniş”ten söz edilemez. Yeter ki, halk bu ciddiyetsiz ve oyalamacı tutumu geriletecek “barışçı mücadele” imkanlarına sahip olsun.   
Eğer hükümet ana dilde eğitim, Kürtlerin anayasal kimliği, özerkliği gibi konularda tek bir adım atmasaydı da, koruculuğu sona erdirseydi, Özel harekatı ve ordunun önemli kısmını Batıya çekseydi, polis gücünü makul seviyeye indirseydi, “baraj inşaatını” durdursaydı, Kürtlerin “silahsız” politik mücadele imkanlarını garanti altına alsaydı, seçim barajını indirseydi…yani “savaş hazırlığından” vaz geçseydi, emin olun ki, dağda tek bir gerillaya ihtiyaç kalmadan, Kürt halkı ana dilde eğitim, anayasal kimlik ve özerklik haklarını ilk seçimde elde ederdi.
Şimdi somut durum şu: Hükümet çözüm sürecinde adım atmıyor, “vaatte” bulunuyor;  buna karşılık savaşa hazırlanıyor. Hükümetin savaşa hazırlanmasının yanıtı “çekilmenin durdurulması”dır. Çözüm sürecinin devamı konusundaki Hükümet “vaatlerine” verilen yanıt ise “ateşkesin devam”ı oluyor.
O halde, hükümet “savaş hazırlığını” durdurmalı, “oyalamaya” son vermeli, çözüm sürecinde hükümet “meclis” koridorlarında, gerilla da dağ yollarında yürümeye devam etmeli; kimse kimseye ateş etmemeli…