AKP’nin “yurtta savaş-dünyada savaş” politikası bir çıkmaza gelip dayanmış bulunuyor. “Komşularla sıfır sorun” politikasından “sorunsuz sıfır komşu” politikasına dönmenin amacı bölge liderliği ve egemenliğiydi. Bölgede izlenen savaşçı politika bu egemenlik hayalini doğmadan boğmuş bulunuyor. Yeni İttihatçı AKP şefleri niyetlerinden vazgeçmemiş olsalar da, bölge liderliği hevesleri kursaklarında kalmaya mahkumdur. Bu mahkumiyetin bir diğer ve esas nedeni PKK önderliğindeki Kürt Özgürlük hareketidir. AKP şefleri 90 yıllık “Kürt yoktur-Kürtçe yoktur-kart kurt-cart curt vb.” resmi politikasından sonra gele gele “PKK ayrı, Kürtler ayrı - Biz Kürtleri severiz ama PKK’yi ezeriz” politikasına gelip saplanıp kaldı. Son bir yılda da Sri Lanka senaryosuna sarıldı ama bu da iflas etti.
Qandil’e bayrak dikmeye heveslenenler Şemdinli-Hakkari’de mahsur kalmış bulunuyor. Bütün sansür çabalarından sonra artık “Şemdinli’de kontrol kimde, PKK’nın alan hakimiyeti iddiası doğru mu?” sorusu medyada açıkça tartışılıyor. Savaşın şiddetlenmesi her gün hayatını kaybeden insan sayısını arttırıyor. Asker-gerilla ya da sivil olsun her gün bu kadar insanın hayatını kaybetmesi halk arasında tepkinin yükselmesine ve savaşın çıkmazını görüp barışçı çözüm isteklerinin güçlenmesine yol açıyor. Bütün bu gelişmeler AKP’nin savaş-inkar-imha politikalarının başarısızlığını ortaya koyuyor. Ama AKP bu politikada inat ve ısrar ettiği için kendisini bitiriyor. Geçmişte AKP’ye destek vermiş birçok liberal çevre artık uzun süredir AKP’nin inişe geçtiğine işaret ediyor ve yere çakılmadan kazasız belasız yere inmesi için dua ediyor. Ama ciddi bir politika değişikliği yapılmadan yapılan dualar kar etmiyor.
İşte bu nedenlerle AKP zirvelerini suçluların telaşı sarmıştır. Başbakan ve en yakın bakanları her gün halka tehdit-hakaret- küfür yağdırıyor. Uzun uzun rakamlar vererek TC tarihi boyunca yapılmayan yatırımları yaptıklarını, kişi başına üretimin ve tüketimin rekor düzeyine ulaştığını, iktidarları sürdükçe de artacağını iddia ediyorlar. AKP şeflerinin bütün söyledikleri kendilerine kağıt üzerinde doğru görünse bile vatandaş maaş bordrosuna ve tenceresinde kaynayan yemeğe bakıyor. Ayrıca işsiz milyonların bu nutuklarla karnı zaten doymuyor. Bunlardan daha da önemlisi milyonlarca ailenin en büyük derdi çocuğunun ve kendisinin insan onuruyla bağdaşır bir yaşama hakkı-can güvenliğidir. ÖYS-ÖYM sistemi adaleti tamamen ortadan kaldırmış ve vatandaşları endişeye sevk etmiştir.
AKP ve yandaşları bin bir çeşit provokasyonla, medya savaşıyla suçu kimin üzerine atarsa atsın, sonuçta siyasi sorumlu kendisidir. AKP kısa dönemde medya saldırılarıyla suçu başkalarına yıksa da sonuçta siyasi faturayı ödemek zorundadır. Bütün bunlar AKP liderlerini panikletmiştir. Başbakanın-bakanlarının ve milletvekillerinin ağzından çıkanları kulakları duymuyor. Basına yansıyan sözleri “O yazarı tutarsan yazıklar olsun, o yazıyı ağzına tıkarım, gebertildi demek lazım, idam cezası geri getirilsin, leşlerini..” vb.’dir. Başbakan ve bakanları böyle olunca medyaları da tam bir paçavra olarak her gün yalan ve kışkırtma, kan-kin kusuyor. Bütün bunlar gerçekleri örtemiyor. The Economist dergisi bir daha Erdoğan’ı kızdıracak yorumlar yapıyor. İçerde basını susturan AKP’nin gücü dış basına sökmüyor.
Cemil Çiçek’in hiç bir parti tarafından kabul görmeyen mutabakat çağrısı bu ortamda biraz da AKP’yi bataktan kurtarmak için yapılmış görünüyor. Ancak bu çağrı muhalefetin tepkisini çektiği gibi muhalefetten çok AKP’yi zıvanadan çıkardı. Bülent Arınç bu çağrıyı muhrıra olarak niteledi. Muhtıra hatırlatma-uyarı anlamına geliyor. 1971’de ordu komutanları Demirel hükümetine 12 Mart tarihli bir muhıra vermişti. Demirel hükümeti aynı gün akşam bunun demokrasiyle bağdaşmadığı gerekçesşiyle istifa etti. Bugün TBMM başkanı kime, kimin adına muhtıra veriyor, neyi hatırlatıyor ya da uyarıyor? Tepkiler karşısında Cemil Çiçek’in “Bu çağrıyı TBMM başkanı olarak değil vatandaş Cemil Çiçek olarak yaptım” diyor ama bu gayri ciddi açıklama durumun ciddiyetini örtemiyor. Erdoğan da sıkışınca “Ben başbakan olarak değil AKP genel başkanı olarak konuştum” demişti.
Bütün bu gelişmeler AKP iktidarının iflasına işaret ediyor. Suikast-kaçırma söylentileri vb. bu durumun ürünleridir. Bu iflas laf ebeliklerle, dezinformasyon kampanyalarıyla gizlenemez. AKP ve siyasi parti liderleri vakit kaybetmek yerine acilen savaşa son verip köklü demokratik dönüşümlerde anlaşmak zorundadır. Yoksa kendilerini lüzumsuz hale getircekler ve devre dışı kalacaklardır. Bu kaos içinden nasıl çıkılacağı içerde ve dışarda tartışılmaya devam etmektedir, edecektir. Ama bunun Kürtlere ve halka karşı savaşı şiddetlendirmekle-yaygınlaştırmakla olmayacağı bir daha ortaya çıkmıştır.
Savaş kargaşası