Akrabalarının tavsiyesiyle Unkapanı’na gelen aile bu kez de sömürünün pençesine takıldı. Devletin de kendilerine yardım eli uzatmadığını belirten Cuma ailesi, Unkapanı’nda isminin açıklanmasını istemedikleri bir otelin harabeye dönmüş deposunda yaşıyor ve otel sahibinin enkaz için istediği aylık 1.200 TL kirayı ödeyebilmek için sokaklarda dileniyorlar.

Unkapanı’ndaki otele girip Cuma ailesinin yaşadığı depoya inince karşılaştığım manzara karşısında şaşırdım. Rutubet  içinde, kapısız, tek pencereli, havasız, eşyasız, nemli depoda 15 küçük çocuk, oyun alanı olarak seçtikleri su içindeki ıslak bir odada koşturuyordu. Beni Abdullah karşıladı. Bana bir şey ikram edemeyeceğini söylediğinde ikimiz de gülümsedik. Etrafta çocuklar koştururken oturduğumuz  nemli halının üzerinde Abdullah Cuma yaşadıkları dramı şöyle anlattı: “Halep‘te her gün ölüm ensemizde yaşıyorduk. Kente yerleşen keskin nişancıların hedefiydik. Ölüm haberleriyle yatıp kalkıyorduk. Keskin nişancılar tam bir insan avı başlatmıştı. Her an nereden geldiği belli olmayan bir kör kurşun tarafından öldürülme tehlikesiyle karşı karşıyaydık. Bu yüzden Halep’ten kaçmak zorunda kaldık. Çoluk çocuk kollarımızda önce Kobani‘deki bir Kürt köyüne sığındık. Orada tam 1 yıl 2 ay kaldık. Akrabalarımızın çoğu Türkiye’ye gittiği için biz de daha iyi bir yaşam umuduyla tekrar yola koyulduk.


'Tam bir esir kampıydı'
Antep’in Karkamış sınır kapısını geçtik. Çoluk çocuk, yaşlı 20 kişiydik. Antep’te Suriye mültecilerinin yerleştirildiği Birecik kampına gittik. Türk devletinin oradaki mültecilere iyi baktığı söylense de orada tam bir sefalet yaşanıyordu. Tam bir esir kampı gibiydi. Bir öğün yemek yiyor, bazen ise aç yatıyorduk. Tam bir sefalet içindeydik. Bizden önce gelen akrabalarımızın çoğu ailelerini doyurmak için İstanbul’a, Unkapanı’na gitmişti. Ben de üzerimde kalan biraz birikimimle yaşlı anne babam, kardeşlerim, 3 ablam ve yeğenlerimle İstanbul’un yolunu tuttum. Ama burası da kamptan farksız.”
Abdullah’ın 3 ablasından biri olan Verda Cuma Şerif ise Halep’teki hayatını özlüyor. “Bu savaş bizi bitirdi” diyen Verda’nın tek umudu bir an önce savaşın durması ve Halep’e geri dönmek.

Çocuklar perişan

Abdullah’ın diğer ablası Faride, 16 yaşındayken evlendiği eşini savaşta kaybetti. Dayatılan mecburi askerlik nedeniyle eşinin Şam’da savaşa dahil edildiğini belirten Faride, 3 senedir zorla askerlik yaptırılan eşinin öldüğünü 1 ay önce Birecik kampında  öğrendi. 3 çocukla bir başına kalan Faride, 1.5 yaşındaki küçük kızı Meryem’i savaşın ortasında doğurmuş. Çocuklarının rutubetten hasta olduğunu belirten Faride, “ Çocuklar 10 gündür yıkanamıyor. Perişan durumdalar. Ne erzağımız var ne de elbisemiz. Bize acilen iş lazım. En kısa zamanda durumumuzu düzeltip ülkemize dönmek istiyoruz” diyor.


ZEYNEP KURAY / ANF/İSTANBUL