AKP, HDP’nin yüzde on barajını aşmasını ihanet olarak görüyor. Önceleri “kendinize güveniyorsanız parti olarak seçime girin” diyenler, şimdi parti amblemiyle seçime giren HDP’ye söylenmedik söz bırakmıyorlar. Tüm partiler iktidar olmak için seçime girerken, HDP’nin daha fazla milletvekili almak için barajı aşma çalışması yapması bir dış proje ve ihanet olarak değerlendiriliyor. Bu yaklaşım bile başlı başına AKP’nin demokratik zihniyete sahip olmadığını gösteriyor. 70 milletvekilini bedava almayı halka ihanet olarak görmüyor. Halkın siyasi iradesini gasp etmek ihanet olmuyor, ama halkın iradesine sahip çıkmak ihanet olarak değerlendiriliyor. İşte AKP ve Erdoğan kafası budur. Bu 70 milletvekilinin 50’den fazlası Kürdistan’dan çalınacak. Bu, açıkça Kürtlerin siyasi iradesini gasp etmektir. Kürtleri temsil eden Amed’de 11 milletvekili seçilecek. HDP barajı aşmazsa burada HDP’nin alacağı 8-9 milletvekili AKP’ye gidecek. Bu gerçek, AKP’nin demokratik karakterinin olmadığını ve Kürt karşıtı karakterini ortaya koymaktadır.
Erdoğan tüm meydanlarda siyasi paradigmasını ve programını dört parmağını göstererek ortaya koyuyor. Bu da tek millet (Kürtleri yok sayma), tek vatan (Kürtlerin vatanı Kürdistan’ı yok sayma), tek bayrak (Kürtlerin tüm sembollerini yok sayma), tek devlet (merkezi ulus-devlet anlayışıyla hiçbir özyönetimi ve özerkliği kabul etmeme)dir. Bunun da esas olarak Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesine karşı söylendiği açıktır. Bu, Kürt düşmanlığı değil de nedir?
AKP Erdoğan’ın bu siyasi programına oy istiyor. Bu da “Kürt sorunu yoktur, taraf yoktur, izleme heyeti yoktur” söyleminde somutlaşmaktadır. Eğer HDP baraj altında bırakılırsa bizim bu siyasi programımız onay gördü denilecek ve çözümsüzlükte ısrar edilecektir. Bunun da Kürt halkına karşı 2011 seçim sonrasında olduğu gibi savaş anlamına geleceği açıktır. Zaten ordunun sınıra asker yığması, mevzilerini tahkim etmesi, Suriye sınırına güç yığması da AKP’nin topyekun bir savaşa hazırlandığını göstermektedir.
Savaşı demokratikleşme önler
Şu açıktır ki, hegemon ve otoriter zihniyete sahip olanlar bu yönlü siyasi projesi olanlar halka karşı savaş içinde olanlardır. Otoriterleşme her zaman halka karşı savaş anlamına gelir. Demokratikleşme her zaman iç ve dış savaşı önler. Otoriterleşme ise içte ve dışta savaş anlamına gelir. Dolayısıyla Türkiye’de içte ve dışta savaşı önleyecek olan demokrasi güçlerinin güçlenmesidir. Savaşı sadece demokrasi güçlerinin güçlenmesi önler. Bunu da HDP sağlar. HDP güçlenirse Kürtlerin siyasi iradesi ve pozisyonu güçlenir. Bu nedenle Türkiye Kürt sorununun çözümüne daha fazla yakınlaşır. HDP’nin başarısı, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünün yakınlaşmasıdır. Tersi durumda demokratikleşme bilinmez bir zamana ertelenir. Bu da başta Aleviler ve Kürtler olmak üzere farklı etnik ve dinsel topluluklarla gerilim ve çatışmanın sürdürülmesi anlamına gelir. Bu doğruluğu bin defa kanıtlanmış siyaset diyalektiğinin Türkiye’de somutlaşmış halidir.
Şimdi AKP, HDP kazanırsa savaş olur, diye propagandaya başlamış. Bu da açıkça Türk devletine demokratikleşme ve Kürt sorunun çözümü dayatılırsa bunu kabul etmeyiz ve savaşırız anlamına gelmektedir. Bu tabii ki egemenlerin barış ve savaş anlayışının dışa vurumudur. Yani ezilenler ve baskı altında olanlar sessiz, suskun olursa buna barış demektedirler. Barıştan anladıkları, güçlünün zayıfı susturduğu Pax Romana (Roma İmparatorluğu’nun baskıyla herkesi susturması) barışıdır. Ezilenler hak isterse, buna karşı devlet baskı ve ezme harekatına girişir. AKP de bu kafayla konuşuyor. Bu AKP’liye göre seçim sonrası her durumda demokrasi ve Kürtlere karşı savaş yürütülecektir. Öyle ya, Kürtler ve demokrasi güçleri teslim olmayacağına göre, seçimde kendini güçlü gördüğünden, bu durumda demokrasi güçlerini ve Kürt halkını ezmek ve susturmak için baskıyı arttıracaklar ve kendi siyasi projelerini dayatacaklardır. Bunun da savaş anlamına geleceği açıktır.
HDP kazanırsa savaş çıkar demeleri de demokrasi güçleri ve Kürtler güçlenirse çözüm isteyecekler, bizim de çözüm politikamız olmadığına göre bu talepte bulunanları ezeriz anlamına gelmektedir. Tayyip Erdoğan, “Kürt sorunu var diyenler bölücüdür, Türkiye’yi parçalamak istiyorlar” demedi mi? “HDP’nin kazanması parçalanma getirir” demedi mi? Bölücü olanlara karşı da savaş verilir! AKP’lilerin dediği budur.
Hegemonik otoriter olanların baskı ve zulüm dışında projeleri yoktur. Kürt sorunu yoktur diyenler demokratikleşme de yok derler. Bu durumda tek yol vardır, o da demokrasi güçlerinin bu hegemonya ve otoriterleşme peşinde koşanların önünü almasıdır. Hegemonyayı, baskıyı ve zulmü durduracak başka bir seçenek yoktur. Susmak, boyun eğmek, özgürlük ve demokrasiden vazgeçmek bir seçenek olmayacağına göre, HDP’nin bu seçimde başarı kazanarak hegemonik otoriter sistem hevesliler karşısında durması gerekmektedir. AKP’nin savaş tehdidini önleyecek tek gelişme de bu olacaktır.
AKP’yi durduracak tek güç HDP’dir
AKP ve Erdoğan, şu anda kendilerini demokrasi güçlerini durdurmayla görevli kılmışlardır. Seçimden önce İç Güvenlik Paketi denilen otoriter rejim yasası çıkarmaları tamamen bu nedenledir. Otoriter ve baskıcı güçler hep iç ve dış tehditten söz ederler. Bunu baskıcı ve otoriter rejimlerine gerekçe yaparlar. Şimdi AKP’nin HDP’yi tehlikeli ve tehdit olarak görmesi daha anlaşılır olmaktadır. Seçim öncesi tehlikeli olarak göstererek, saldırının psikolojik ortamını hazırlayarak seçimden başarılı çıktığında, tehdit olarak gördüğü HDP’nin üzerine gidecek, tehdit olmaktan çıkaracaktır.
Kürtlerin siyasi iradesinin de içinde olduğu bir siyasi hareketi tehdit olarak görmek tam da 12 Eylül zihniyetidir. Tabii ki sadece Kürtleri değil, HDP içinde yer alan demokrasi güçlerini, sol güçleri, Alevileri, Çerkezleri, Arapları, Êzıdîleri, Ermenileri, Caferi Azerileri ve her türlü farklılığı tehlikeli görmektedirler. Demokratikleşmenin temel dinamikleri olan kadınları, gençleri ve emekçileri tehlikeli görmektedirler. Bu tekçi ve hegemonik zihniyet halklara karşı savaş zihniyetidir. Bu açıdan AKP’nin durdurulması çok önemlidir. Bunu da yapacak tek güç HDP’dir.
Türkiye’nin en radikal demokratik gücü HDP’dir. Bu, tartışmasız bir gerçekliktir. Eğer baskıyı ve zulmü demokratik güçler durduracaksa, tüm dünyada gerçekleşen durum buysa, AKP’nin HDP barajı aşarsa savaş olur demesi çok çirkin bir tehdittir. Bu demokrasi güçlerine oy verirseniz savaş başlatırız demektir. Gerçekleri bu kadar tersyüz etmesi ve en aşağılık tehditlere başvurması, HDP’nin barajı aşma karşısındaki korkusundan kaynaklı. Bunun önüne geçmek için savaş tehdidi yapmaktadır. Gerçekten de bundan daha aşağılık bir durum olamaz.
Özel savaş demokratlığının sonu geldi
Bu ortamda bazı yalaka Kürtler de HDP’nin barajı aşmaması için çalışıyorlar. Kendisine aydın, yazar diyen bu yalakalar, AKP’nin Kürtlerin iradesinin Meclise yansımaması için yürüttüğü çabaların teorisini yapıyorlar. Sadece böyle çirkin bir yalakalık yapmıyorlar, Erdoğan’ın her gün rabia dediği dört parmağını göstererek ortaya koyduğu siyasi programı da destekliyorlar. Yani tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek dil ve tek inancı! Bunlara göre Kürtlerin iradesi zayıflarsa Kürt sorunu daha kolay çözülürmüş! Bu kadar aşağılık bir düşünceye sahip olanlar HDP barajı aşmazsa kendileri bu devletin Kürt’ü haline gelecek. AKP’nin yeni koşullarda Kürt inkarının sözcüleri olacaklar. Silahlı korucular her gün daha fazla HDP ile buluşurken, bu fosiller şimdi siyasi korucu olmaya soyunmuşlar. Herhalde bunlar AKP kazanırsa, Kürtlere karşı savaş açarsa AKP’nin Kürt sorununu nasıl çözdüğünü ballandıra ballandıra söyleyecekler. Belki de Kürtlere karşı savaşın bile Kürt sorununu çözmek için yapıldığını iddia edecekler. Düne kadar AKP’ye belki demokratikleşme adımı atar ve Kürt sorununu çözer diye destek veren yazarlar, liberaller bile AKP’nin otoriter anlayışına karşı çıkarken, bu yalaka birkaç Kürt’ün AKP savunucusu, yani HDP’nin baraj altında kalmasının savunucusu olmaları bunların ne kadar fosilleşmiş olduklarını ortaya koymaktadır. Bunlar az bir kesimdir. Sinek küçüktür, ama mideyi bulandırıyor derler ya, bunların da Kürtler içindeki pozisyonu budur. Bu kendine aydın-yazar diyen Kürtlere yüzde oncu Kürtler demek en doğrusudur. Tüm AKP HDP’yi yüzde on barajı altında tutmak için çalışırken, bunların da bu çabaların tırşıkçısı olarak değerlendirilmesi yanlış olmaz.
Bu yalaka Kürtlerin değer verdiği akıl hocaları Yalçın Akdoğan HDP’yi sürekli PKK’nin uzantısı olarak gösteriyor. Ancak daha düne kadar sürekli HDP’liler ile görüşen kendisiydi. Dolmabahçe’de HDP’lilerle oturup ortak deklarasyonu kamuoyuna sunan kendisiydi. HDP üzerinden Kandil’e mesajlar gönderen kendisiydi. Şimdi ise en tehlikeli parti olarak HDP’yi gösteriyor. Böylece ikiyüzlü karakterlerini ortaya koymaktadırlar. Bu gerçeklik, AKP’nin Kürt sorununu çözecek bir parti olmadığını, AKP’nin maskesi düşürülürse oyalama ve aldatma politikasının biteceğini, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümün önünün böyle açılacağını göstermektedir. Bu açıdan AKP’nin maskesinin düşmesi Türkiye’de demokratik siyasetin önünün açılması açısından çok önemli olmuştur. Artık ne AKP ne de CHP demokratikleşmenin önünde engel olabilecektir. Özel savaş demokrasisi ve demokratlığının sonuna gelinmiştir. Gerçek demokrasi ve demokratlığın yükseldiği bir döneme girilmiştir. Bunun da en somut kanıtı HDP’nin yükselişe geçmesidir.