- Hukuki ve siyasal adımların gecikmeden atılması gerekir. 'Çerçeve yasa' hazırlanmalı, ana dilde eğitim ve kültürel haklar güvence altına alınmalı, yerelleşme tartışmaları yürütülmelidir.
DENİZ AMED
Türkiye’nin yıllardır çözülemeyen Kürt sorunu artık sadece bir “iç mesele” olmaktan çıkıp demokrasi, hukuk ve toplumsal barış ekseninde değerlendirilmesi gereken temel bir siyasal mesele haline geldi. Dünyadaki çatışma çözümü deneyimlerine bakıldığında kalıcı barışın yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, tarafların meşru gördüğü temsilcilerin müzakere süreçlerine katılması ve hukuki güvencelerin oluşturulmasıyla mümkün olduğu görülüyor.
Güney Afrika’da apartheid rejiminin sona ermesi yalnızca ANC ile devlet arasındaki görüşmelerle değil, farklı siyasal ve toplumsal aktörlerin sürece dahil edilmesiyle mümkün oldu. Kuzey İrlanda’da Hayırlı Cuma Anlaşması uzun yıllar süren çok taraflı müzakerelerin ürünü olarak ortaya çıktı. Kolombiya’da ise devlet ile FARC arasındaki görüşmeler yıllarca sürdü, kapsamlı hukuki düzenlemeler ve toplumsal katılım mekanizmaları oluşturuldu. Bu örneklerin her biri farklı koşullara sahip olsa da ortak nokta açıktır: Savaşın temel aktörleri masada yer almadan ve süreç hukuki güvence altına alınmadan kalıcı çözüm üretmek oldukça zordur.
Destek ve güven
Barış ve Demokratik Toplum Süreci de tam bu noktada duruyor. Silahların susması ve savaşsız ortamın güçlenmesi önemli gelişmelerdir. Savaşın çözümü literatürü, tek taraflı adımların uzun vadede yeterli olmadığını gösteriyor. Müzakerelerin şeffaf, kapsayıcı ve belirli bir takvime bağlı şekilde ilerlememesi durumunda güvensizlik derinleşebiliyor ve toplumsal destek zamanla zayıflayabiliyor.
Birçok çevre, Kürt sorununun çözümünün Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından kritik önemde olduğunu vurguluyor. Aynı şekilde bu çevreler, demokratikleşme süreçlerinin ilerlemesinin de Kürtlerin siyasal, kültürel ve toplumsal haklarının güvence altına alınmasını kolaylaştıracağını belirtiyor. Bu nedenle Kürt sorunu ile Türkiye’nin demokrasi sorunu birbirinden tamamen bağımsız başlıklar olarak değil, karşılıklı etkileşim içinde bulunan meseleler olarak değerlendiriliyor.
Yerelleşme modelleri
Önder Apo’nun geliştirdiği demokratik konfederalizm, ekolojik yaşam, kadın özgürlüğü ve yerel demokrasi perspektifi, Kürt Özgürlük Hareketi tarafından Türkiye’nin temel sorunlarına yönelik bir çözüm önerisi olarak sunuluyor. Aşırı merkeziyetçi yönetim modellerinin yerel ihtiyaçları yeterince karşılayamadığını, karar alma süreçlerini toplumdan uzaklaştırdığını ve bölgesel eşitsizlikleri derinleştirdiğini tarihsel örnekleriyle toplum olarak çoğu kez tecrübe ettik. Buna karşılık demokratik yerelleşmenin halkın yönetime daha doğrudan katılımını sağlayabileceği, yerel ihtiyaçlara daha hızlı yanıt verebileceği ve demokratik kültürü güçlendirebileceği de birçok yerde yaşamsallaşmış gerçekliklerdir. Elbette bu konuda farklı görüşler de var, ancak yerelleşme modelleri dünyanın birçok ülkesinde demokrasi tartışmalarının önemli başlıklarından biri olmaya devam ediyor.
Güvenlik odaklı söylem
Güvenlik eksenli yaklaşımın tek başına çözüm üretmediği artık görülmelidir. Kürt tarafının silahsızlanma ve demokratik siyaset iradesi karşısında hukuki ve siyasal adımların da gecikmeden atılması gerekir. 'Çerçeve yasa' hazırlanmalı, ana dilde eğitim ve kültürel haklar güvence altına alınmalı, demokratik yerelleşme tartışmaları toplumsal katılımla yürütülmelidir. Türkiye Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, son açıklamalarında “Terörsüz Türkiye” hedefini vurguladı ve süreçle ilgili yasal düzenlemeler konusunda çaba göstereceğini ifade etti. Bu yaklaşımın merkezinde güvenlik boyutu yer alıyor, sürecin siyasal ve demokratik dönüşüm yönü daha sınırlı biçimde ele alınıyor. Oysa kalıcı çözümün yalnızca silahların susmasıyla değil, tarafların haklarının ve rollerinin açık biçimde tanımlandığı kapsamlı demokratik reformlarla mümkün olacağını savunan geniş bir kesim bulunuyor. Bu nedenle güvenlik odaklı söylemin, demokratikleşme ve müzakere perspektifiyle tamamlanması gerektiği düşünülüyor.
Bu sürecin tarihsel öneminin bir başka nedeni de Önder Apo’nun savaşın sona erdirilmesi ve çözüm perspektifinin geliştirilmesi konusunda oynadığı roldür. Kürt Özgürlük Hareketi açısından bakıldığında, bugün ortaya çıkan savaşsızlık iradesinin oluşmasında belirleyici etkenlerden biri, onun çağrıları ve siyasal yönlendirmeleridir. Bu nedenle Hareket içerisinde sahip olduğu meşruiyet ve etki dikkate alındığında, olası bir çözüm sürecinde rolünün göz ardı edilmesinin süreci zorlaştıracağı savunuluyor. Bu görüşü paylaşanlar, uzun yıllar boyunca etkisini koruyabilmiş bir Önderlik pozisyonunun benzer ölçekte yeniden ortaya çıkmasının kolay olmadığını, bu nedenle mevcut dönemin önemli bir fırsat sunduğunu belirtiyor.
En sorumlu yol
Devlet yetkilileri, bu fırsatı demokratik çözüm yönünden değerlendirebilirse tarihe onurlu bir barışın mimarı olarak geçer. Değerlendirmezlerse olumsuz anlamda sorumlu olurlar. Önder Apo ile müzakere, siyasi olarak en sorumlu yoldur. Artık söz değil, somut adımların atılmasının tam zamanıdır. Bu şans kaçarsa telafisi çok daha zor yaralarla karşı karşıya kalınacaktır. Halkların ortak geleceği için akıl ve cesaret gösterme vaktidir.
Halk olarak bu sürecin sahibi olduğumuzu düşünüyoruz. Meydanlarda, konferanslarda, demokratik platformlarda ve sandıkta taleplerimizi dile getirmeye devam edeceğiz. Bu çağrı şiddetin değil, demokratik siyasetin; savaşın değil, müzakerenin; inkârın değil, eşit yurttaşlığın çağrısıdır. Türkiye’nin geleceğinin halkların ortak iradesiyle demokrasi ve barış temelinde kurulabileceğine inanıyoruz.