Önüne gelen “hendek” diyor. Hükümet “hendek” diyerek şehirleri kuşatıyor, sivil halkı dize getirmeye çalışıyor.
Bir çoğu bağırıyor: “Hendekleri kapatın, Meclis’te önerge verin…”
Sanırsınız yaşadığımız kanlı çatışmalar, sivil ölümleri, ilçeleri her birkaç gün aradan sonra yeniden sokağa çıkma yasağıyla mahveden saldırılar, hep bu “hendek” yüzünden…
Soralım:
Musul’da hendek mi var?
Hendek yoksa Türk ordusunun Musul’da ne işi var?
90 kişilik “sözde muallim bordo berelinin” sayısını 400’e çıkarmanın ne alemi var?
Hürriyet Gazetesi’nin haberi doğruysa tanklı-toplu asker sayısını 2 bine çıkartanların Musul’da ne hesabı var?
Rusya’nın uçağı neden düşürüldü?
“Hendek” yüzünden mi?
Efrin ile Kobanê arasına YDG-H’li gençler “hendek” mi kazdı ki, Saray o hendekleri dolduracağım diye tutturmakta?
Yani şu “hendek” yüzünden mi dünyanın bütün küresel güçleri savaş filolarını İncirlik’e gönderiyor?
Ne oluyor?
Savaş oluyor.
Bu savaşın stratejik cephesi Kürdistan. Vaktiyle “Polonya koridoruna sahip olan tüm Avrupa’ya sahip olur” denirken, şimdi, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin merkezindeki “Kürdistan’a sahip olan tüm Ortadoğu’ya sahip olur” deniyor.
İran kendi içindeki Kürdü ezerken, Güney Kürdistan’ın Süleymaniye bölgesinde “hegemonya” kurmaya çalışıyor; Türkiye kendi Kürdünü vururken, Güney Kürdistan’ın Hewler bölgesini elinde tutuyor. Ve aynı Türkiye Lozan’da “kaybettiği” Musul’da, Saddamcı ve DAİŞ’çilerle işbirliği içinde hegemonya kurmak için Musul’a asker yığıyor.
Bunlar “hendek” yüzünden mi oluyor?
“Özerklik için Hendek” kazmak “doğru mu, yanlış mı”?
Kürdistan’ın tüm parçaları, hızla savaş alanı haline gelirken yapılacak tartışmaya bakınız.
Sanırsınız ki, Türkiye’de bir “demokrasi” var; Kürt sorununda çözüm, özerklik de içinde, TBMM’de suhuletle konuşulup, neticeye varılacakken, birileri “hendek” kazarak pişmiş aşa su katmış.
Bizim “turfa müneccim” Kürdistan’da gezerken, kafasını havaya kaldırıp da savaş bulutlarını göreceğine, yolunun üstündeki ‘hendeği’ görüyor… Sonra “hayret diyor, bu ‘hendekler’ neden açılmış? Yolda giderken içine düşeceğiz.”
Savaşı değil de, bu savaşın sonucu olan ‘hendek’ten başka bir şey görmeyene ne demeli?
Bu tezleri savunanlardan şu soruya açık, ikircimsiz yanıt isteriz:
“Hendekleri ‘özerklik’ sloganıyla açmak, ‘özerklik’ talebini zayıflatıyor olabilir; ancak Türk hükümetinin Kuzey Kürdistan şehirlerine karşı açtığı savaşın sebebi gerçekten ‘hendek’ midir? ‘Hendek’ olmasaydı, buna karşılık ‘Hendeksiz’ serhildanlarla Türkiye’nin ‘üçüncü dünya savaşına’ girmesine karşı sivil direniş başlasaydı, Türk hükümeti şimdi yaptıklarının aynısını yapmayacak mıydı?
Hükümete sorun: “Hendekleri kapatırsak, sen sokaklarımıza girip, evleri basıp, gözüne kestirdiklerini vuracak mısın, yaşları 15 ile 20 arasındaki gençleri kitlesel olarak tutuklayacak mısın? Yoksa ‘hendekler kapandı’ diyerek tanklarını, zırhlılarını, bomba atarlarını, keskin nişancılarını çekip, geldiğin yere gidecek misin?
Bu soruyu sormadan, hükümetten inandırıcı bir yanıt almadan, “hendek” hakkında gevezelik etmenin anlamı yoktur.
Bırakın “hendeği.”
Şu anda PKK Önderi “gerillayı sınır dışına çekiyoruz, Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleye son veriyoruz” dese ve Cemil Bayık’la, Bese Hozat da bu öneriyi kabul etse, bilin ki, Türk devleti savaşa bir dakika bile ara vermeyecektir. Rojava’yı çökertmek, Hewler’deki hegemonyasını pekiştirmek, Musul petrollerini Saddamcı ve DAİŞ’çilerle paylaşmak için sınır dışına çekilse de, Türkiye’ye karşı silahlı savaşa son verse de, Kandil savaşını “sonuna kadar” sürdürecektir.
Sürdüreceği içindir ki, KCK’nin “üçüncü gözün denetiminde çift taraflı ateşkese” razı olmamıştır, “sonuna kadar” olmayacaktır.
“Sınır dışına çekildiğinde neden Erdoğan ve Davutoğlu savaşı sürdürsün?” diye soran ahmaklar hala bu ülkede yaşıyorsa, onlara Rojava’nın da, Kobanê ve Efrin arasındaki 90 kilometrenin de, Musul’un da, Bayırbucak’ın da, tıpkı Kandil gibi “sınır dışında” olduğunu hatırlatmak isteriz.
“Mesele ‘hendek’ değil, ‘sınırlarımızın içinde silahlı teröristin varlığı” değil, hala anlamadınız mı?