Son muhtarlar toplantısında, "Bunlara bakarsanız," diye konuştu Erdoğan, "savaş isteyen devlet, hükümet ve şahsım." Sonra da, "Bu iddialara inananların akıl sağlığından şüphe ederim" diye de ekledi. Öyle mi? Peki, önce bazı tarihleri hatırlayalım. Sonra savaşın kimin başlattığını, niçin başlattığını ve bundan sonra neler olacağını, neler yapılabileceğini konuşabiliriz: 

28 Şubat 2015: Her iki taraftan temsilcilerin katılımıyla Dolmabahçe Mutabakatı açıklandı.

28 Şubat 2015: Erdoğan'ın ilk tepkisi şöyle oldu: "Uzun süredir beklediğimiz bir açıklamadır. Gecikmiştir ama sevindiricidir." 

28 Şubat 2015: Akdoğan, Twitter hesabından "Sürece katkıda bulunan, elini taşın altına koyan herkese teşekkür ediyorum" diye yazdı.

Anketlere bakıldı. Bu adımın AKP'ye oy kazandırmadığı görüldü.

15 Mart 2015: Balıkesir'de konuşan Erdoğan, "Ne Kürt sorunu ya, artık böyle bir şey yok!" dedi.

22 Mart 2015: Erdoğan, "Ben oradaki toplantıyı da doğru bulmuyorum. Başbakan Yardımcısı’yla parlamentodaki bir grubun yan yana o resmi vermesini, doğru bulmuyorum. Açıklanan 10 maddelik metnin demokrasi adına neresini kabul edeceğim? Oradaki konuların çoğunun demokrasiyle falan yakından uzaktan alakası yok. Başbakan Yardımcımızın yaptığı bir açıklama var. Onların tamamen aksine. Yani birbiriyle örtüşen bir şey yok. Buna ortak bir deklarasyon diyebilir misiniz?" 

11 Nisan 2015: Ağrı Diyadin'de 15 askerin ölümünü halk önledi.

6 Mayıs 2015: 49 üst düzey PKK'li hakkında tutuklama kararı verildi. 

15 Mayıs 2015: HDP heyeti, İmralı'ya gitti. O günden bu yana, Öcalan'ı gören yok!

18 Mayıs 2015: HDP'nin Adana ve Mersin il binalarında bomba patlatıldı.

6 Haziran 2015: HDP'nin Diyarbakır mitinginde bomba patlatıldı. 4 kişi öldü, yüzlerce yaralı var.

7 Haziran 2015: Parlamento seçimleri yapıldı.

Meclise dört parti girdi. AKP tek başına hükümet kuramaz hale geldi!

20 Temmuz 2015: Suruç'ta IŞİD katliamı. 33 kişi öldü, onlarca yaralı var.

22 Temmuz 2015: Ceylanpınar'da iki polis öldürüldü.

24 Temmuz 2015: IŞİD'in bir mevzisi bombalandı.

24 Temmuz 2015: Kandil bombalanmaya başlandı.

* * *

Seçim öncesinde HDP'ye yönelik yoğun propaganda yapıldı. Parti olarak girmesi halinde baraj altında kalacağı, yine bağımsız adaylarla girerse, mecliste grup kurabileceği konusunda ikna edilmeye çalışıldı. Ancak HDP, parti olarak girmekte diretti. Anketlerin hemen hemen hepsi HDP'nin barajı geçtiği ve AKP'nin oy yüzdesinin düştüğünü gösterince, her seçimde karşısındaki partilerin seçmeninin moralini anket sonuçlarıyla bozmasıyla ünlü AKP, önüne gelen anket sonuçlarını açıklayamaz hale geldi.

Ağrı-Diyadin provokasyonunun önlenmesi, kimi yerlerde MHP görünümlü AKP güçlerinin HDP konvoy ve mitinglerine saldırısının genelde ucuz atlatılması, Adana ve Mersin'deki bombalara ve hatta son günde Diyarbakır mitingindeki bombanın umulduğu gibi yüzlerce kişinin ölümüne neden olamaması ardından HDP, umulanın da üstünde oy aldı. İlk defa balkon konuşması yapamayan Erdoğan, üç gün sarayından çıkamadı.

Ancak nutku tutulan Erdoğan, saraydaki ekibiyle yeni bir oyun planı hazırlamıştı. AKP'nin yüzde 40'lık oy oranıyla tek başına hükümet kuramaz hale gelmesine rağmen, karşısındaki yüzde 60'lık üç partinin birlikte hareket edemez gelmesi için gereken adımlar atıldı. MHP'nin Baykal'ın meclis başkanı seçilmesini önlemek uğruna, meclis başkanlığını AKP'ye hediye etmesi sağlandı. Bu arada, yüzde 60'lık AKP karşıtı partilerin birbirine karşı verdikleri demeçlerin sertleştirilmesi sağlandı.

Anayasa'daki maddeleri de vesile eden Erdoğan, hükümet kurma görevini Davutoğlu'na mümkün olan en geç sürede verdi. Davutoğlu da kendisine verilen hükümet "kurmama" görevini başarıyla yerine getirdi. "Masadan ilk önce kalkan ben olmayayım" diyen CHP'yi 35 gün oyalayan Davutoğlu, son gün koalisyon önerisi yapmadan masadan kalktı. Daha sonra da MHP ile masaya oturdu. Koalisyon programı ve bakan bölüşümüyle gelen MHP'ye de koalisyon değil erken seçim hükümeti teklif edildi ama MHP bunu reddetti. 

Anayasa ve mevcut teamüller gereği hükümet kurma görevini Erdoğan'a iade eden Davutoğlu'nun ardından bu görevin ikinci büyük parti liderine verilmesi gerekiyordu. Ancak Anayasa ve teamülleri çiğnemeyi alışkanlık haline getiren Erdoğan, "O'na görev vermem, Beştepe'nin yolunu bilmiyor" anlamına gelen bir şeyler söyledi. Daha doğrusu, o benim sarayımı tanımıyorsa, ben de onu tanıyorum" demiş oldu. 


Kontrollü kaos planı 

Erdoğan, son parlamento seçimlerinden önce yaratmak istediği, "koalisyon olursa, ülke kaos yaşar" algısını yaşama geçirmek için, seçimler sonrasında da koalisyonun yapılmasını önlediği gibi, kendi eliyle "kontrollü" kaos yaratmaya girişti. Seçimler öncesi denediği ve pek başarılı olamadığı provokasyonları, Ankara'nın da IŞİD ile mücadeleye fiilen katılmasını isteyen Batılı güçlere, İncirlik Üssü'nün kullanımına açması vesilesiyle yeniden başlattı. Aslında çözüm masasını seçimler öncesinde devirmişti zaten.

İnsanlık düşmanı, tecavüzcü IŞID çete mensuplarının Türkiye dahil dünyanın dört bir yanından gelip, Türkiye sınırlarından Suriye'ye geçtiği konusunda Batılı güçleri ikna edemeyen AKP, İncirlik Üssü'nü kullanıma açarak, kendini aklamaya çalışıyor. Ancak oradan gelip-giden ilk IŞİD kafilesini engellemeye çalıştığında çatışma çıktı. Hatta bu yüzden, sınırda öldürdükleri ilk IŞİD'liyi Anadolu Ajansı teşhir ettiği gibi, birkaç gün sonra, bir IŞİD mevzisi göstermelik olarak birkaç dakika bombalandı. 

Ardından birkaç IŞİD'li gözaltına alırken, "tüm terörist örgütlere karşıyız" edasıyla, KCK ya da daha doğru söyleyişle HDP'lilere ve hatta DHKP-C'lilere yönelik operasyonlar başlatıldı. Kandil ise aralıksız bombalanmaya başlandı. AA'nın şimdiye kadar verdiği rakamları alt alta toplarsak, PKK'nin Kandil'deki varlığı sıfırlanmış olmalı. Elbette verdikleri rakamların üfürük olduğunu kendileri bizden daha iyi biliyorlar ama Kandil'in -bu karmaşada- bombalanması, mezarlık yanından geçerken, korkan insanın ıslık çalması değilse, IŞİD'e "bak senin en gerçek rakibine göz açtırmıyorum" mesajı olmalı.

Sonra Öcalan'a aylardır uygulanan tecrit, Rojava'da IŞİD'e karşı savaşırken yaşamını yitiren Türkiyeli insanların Habur ve Mürşitpınar kapısından ailelerine verilmesinin engellenmesi, kimi Kürt yerleşim birimlerinde mezarlıkların yıkılmaya kalkılması, kimi köylerin "güvenlik bölgeleri" bahanesiyle yeniden boşaltılmaya başlanması, Kandil'i bombalayacağım diye yapılan Zergelê Köyü'ndeki sivil katliamı, gerilla olduğu iddia edilerek 15-16 yaşındaki iki fırın işçisinin infaz edilmesi, kimi yerlerde insanların rastgele taranarak öldürülmesi, "öz yönetim ilan etti" diye belediye eşbaşkanlarının gözaltına alınıp, işkence edildikten sonra tutuklanması, işkence edilen kadın gerillanın öldürülmüş çıplak bedeninin sokağa atılarak teşhir edilmesi...


Ateşkes ve çözüme süreci için 

İmdi... Kürt halkının haklarının iade edilmesini canı gönülden isteyen Türkiyeli kimi aydınlar, "AKP savaşı başlattı ama PKK de çatışmayı ne kadar çok özlemiş" ya da "PKK, AKP'nin oyununa alet oluyor, olmasın!" ve hatta "PKK, tek taraflı ateşkes ilan etsin" diyorlar. Dahası, "Şimdi savaşı kimin başlattığını tartışmak yerine savaşı kimin sona erdireceğine yoğunlaşalım" diyen iyi niyetli insanlara şöyle seslenmek istiyorum: Matematikte soruyu yanlış formülle çözmeye çalışırsanız, çözümü bulmanız imkansızdır.

Karşımızda yeniden başlattıkları savaşın, ölen asker ve polislerin nedeni olarak HDP'yi göstermeye çalışarak, onu baraj altına itmeye çalışan ve bu durumu her hafta yaptırdıkları anketlerle ölçtüren vicdansız bir kafa var. Bu konuda, başarısız oldukları, HDP'nin bırakın azalan, yükselen oylarında gözüküyor. O nedenle, mevcut sorunun kökeninde, "ben fiili olarak rejimi değiştirdim" diyen birinin henüz söndürülemeyen başkanlık hayali olduğunu unutmamak gerek. Dahası anketler, AKP'nin tek başına iktidarını göstermediği sürece, seçimlerin yaptırılmamaya çalışacağının farkına vararak, esasen seçimlerin yaptırılmasına yoğunlaşmalıyız!

Sonuç olarak; ateşkese ve hatta çözüm sürecine yeniden ulaşmak istiyorsak, AKP'yi sandıkta belirgin şekilde yenmeli ve çözüm sürecine yeniden dönmek isteyen bir iktidara-hükümete ulaşmalıyız. Oylarınızla güçlü bir grup ile meclise taşıdığınız HDP'ye verilecek daha da güçlü bir destekle, kurulabilecek bir barış ve reform hükümetinde yer almasını sağlayabilirsiniz. "Bizler, meclise" sloganının yerine, "Bizler, iktidara!" sloganı, işte bu yüzden güzel bir hedef olabilir! Var mısınız?