
EREM KANSOY / REQA
Rojava Devrimi’nin tüm hamlelerinin ön cephesinde yer alan isimlerden biri olan Heval Akif, hem devrimin neferi hem de devrim için savaşanların doktoru. Diğer hamlelerde olduğu gibi Reqa’da da ön cephedeki savaşçılarla arasında en fazla bir kilometre var. İlk müdahale noktasında yaşam ile ölüm sınırında duruyor; yaralı savaşçılara ilk müdahaleyi yapıyor; şehitleri de hazırlayıp uğurluyor. Reqa’nın zorluğunu sadece kendi imkansızlıkları için ifade etmiyor, aynı zamanda eski savaş tecrübesi ve hakimiyetini yitiren DAİŞ’in sebep olduğu yaralanma biçimlerine de işaret ediyor: ”Eskiden arkadaşlar daha çok mermiyle yaralanıyordu. Burada ise Türkiye’nin Bayraktar şirketinin onlara verdiği İHA’ların bomba yağdırması ve mayınlar, yaralanmalara neden oluyor. Bu bizim açımızından da zorludur.”
Savaş bilançolarında onlardan bahsedilmiyor. Ne zaferde ne de mağlubiyette adları geçmiyor ama onlar ölüm tarlasında düşenlerin yanı başında biten yaşam köprüleri. Yaralıyı, şehidi, şehadet yolcusunu yalnız bırakmayanlar. Onlar, DAİŞ vahşetine karşı duran, işgal ettiği alanları özgürleştirmek isteyen QSD savaşçılarının, mütevazi imkanlara sahip sağlık ekipleri. Kimisi hekim, kimisi sağlık teknisyeni, kimisi ambulans şoförü, kimisi tıp öğrencisi, kimisi ise sadece yetenekleriyle bu bölümde faydalı olabileceği için ilk yardım elemanı. Hız, zaman, mekan ve imkanı zorlayarak bir can, bir uzuv ve hatta bazen sadece bir nefes kurtarmaya çalışan QSD’nin sağlıkçıları, 24 saat cepheden cepheye, mevziden mevziye koşturuyor. Savaşçı da olmaya hazır oldukları, gerekirse bunu da yapabilecekleri için ölümün üstüne yürüyorlar. Tüm yaşananlara bire bir tanıklık eden cephelerin doktoru Heval Akif de bunlardan biri.
Heval Akif hep orada
Onu ne ekranda gördük, ne de sesini duyduk. Aslında o Kobane’den Efrîn’e, Cizîrê’den Minbic’e kadar karış karış her alanda yürütülen her hamlede hep ön cephede oldu. Yardımcı olan arkadaşları, savaşçılar hep değişti ama Heval Akif hep orada oldu. Savaş alanında yıkık dökük küçücük binaların bir odasında cepheye en yakın hep Heval Akif’tir. Savaşın ortasında hiç durmadı. Cepheden kan revan içinde getirilen savaşçıların hayatını kurtarmaya ara vermedi ama şehit cenazelerini hazırlayıp göndermek zorunda da kaldı. Binlerce yaralıya müdahale etti, onlarca şehidi uğurladı, çare olduğu sivillerin hesabı yok.
Elektiriksiz, susuz kaldı, hiçbir zaman yeterli ekipmanı ve ilaçları olmadı; yardımcılarının sayısı hiç yetmedi ama bunları engel olarak göstermek yerine daha fazlasını yapmaya çalıştı.
İmkanların çok kısıtılı olduğu ilk yardım noktasında, her top atışında ilaç kutuları sallantıdan yere düşerken Heval Akif, yaralar sardı, canlar kurtardı. Bazen bir araçtan 5 yaralı indirilirdi önüne; birisine kalp masajı, diğerine tampon, bir diğerine serum, öbürünün iğneyle yarasını dikmek… Hepsine yetişti
Heval Akif uyukusuz yaşıyor; savaşın gecesi gündüzü yok, Heval Akif’in de yok. Bazen günlerce hiç uyumuyor. Uyukuya daldığı anlarda dahi ilk yardım noktası önünde korna çalarak duran aracın kapısını yattığı yerden hızla fırlayıp ilk o açıyor.
Önemli olan hayattır
Heval Akif, kendisini, hayatını anlatmak yerine cephedeki çalışmaları, olanakları ve hekimlerden haklı beklentisiyle ilgili sorularımıza yanıt verdi:
Kobanê’den başladık. Bu savaşlarda yaralının ağırı-hafifi yok, önemli olan bir hayat kurtarmaktır. Binlerce çocuğa, sivile ve savaşçıya müdahale ettim. Kobanê savaşı, barbarlıkla insanlığının umudunun, kötülüğün cisimleştiği saldırganlıkla sonuna kadar iyiliğin direnişinin çarpıştığı çok acımasız bir savaştı. En ağır olanı Kobanê Katliamı’ydı, sokaklarda çocukların kesilmiş başları, yüzlerce kişinin uzanmış bsedenleri, insanlarımızın yükselen çığlıkları… Kobanê Katliamı’nı unutmayacağım, unutturmayacağım.
Biz yoksun bırakıldık
Çok zor ve çok büyük imkansızlıklar içerisinde yaralılara müdahale ettik. Adeta imkansızlığı başarıp yüzlerce savaşçı ve sivilin hayatını kurtardık. Dünyada bu kadar olanak varken biz yoksun bırakıldık ve yine de imkanlar devşirip müdahalede bulunduk. Hem saldırı hem de ambargo altındaydık, şimdi de öyle. Örneğin bir sıcak silah yaralanmasında kırılan kemiği sabitleştirmem gerekiyor. Kırılan kemiği sabitleştirecek bir ater/plastik parcası yok. Başka alternatifler arıyorum; yaralıyı hastaneye ulaştırabilmeliyim, üstelik keskin kemiklerin sinirleri kesmemesi için bazen bir parça karton ya da bir tahtaya sarılıyorum. İşte göğüs kafesi yaralanmış bir arkadaşa drenaj şişesi açmalıyım ama imkan yok, ben de bir kelebekle ve şırıngayla göğüs kafesindeki kanı çekiyorum. Böylesi durumlarla yüzlerce kez karşılaştım.
Bunu yapmak zorundayım
Duygu dünyam açısından da çok zordur ama bunu yapmak zorundayız. Gönül isterdi ki bizim gibi yurtsever birkaç doktorumuz olsun; en azından Rojava Devrimi’nde yer alıp yardım etselerdi; yüzlerce yıldır köle olup da ilk defa özgürlük şansı yakalayan Kürt halkına, savaşçılarına katkıları olsaydı. Kobanê savaşında toplam 2 doktor kalmıştık. Bazen aynı anda 30 yaralıya koşturuyorduk, bazı günler onar şehit veriyorduk. Bu insanda büyük öfke uyandırıyor ama başka bir alternatifimiz yok. Kendimizi güçlü kılmak zorundayız. Bunun bilincindeyiz ve yapabileceğimizin limitini zorluyoruz.
Reqa daha da zor
Kobanê kentimdi, sokaklarımdı, doğduğum ve büyüdüğüm yerdi. Oradan Minbic, Girê Spî, Tişrîn, Şedadê ve şimdi Reqa’dayız. Burada elimizdeki imkanlar çok çok kısıtlı. Bir klinik açtık sterilizasyondan söz etmek mümkün değil. Teknik olanak yok, en ufak bir yaraya bile müdahale edecek imkanlarımız çok kısıtlı. Reqa hamlesi, Kobanê ve Minbic gibi değil, çok zorlayıcı yanları var; özellikle malzeme eksikliği çok daha fazla ön plana çıkıyor.
İki saldırı yöntemi
DAİŞ, şu anda QSD güçlerine karşı bayağı kayıp verdi, eski savaş tecrübesi ve eski savaş hakimiyetini yitirdi. Eskiden daha arkadaşlar mermiyle yaralanıyordu. Şimdi iki çeşit yaralanma yoğunlukta;
* Türkiye’nin Bayraktar şirketinin onlara verdiği dronelerle bombalar yağdırıyor,
* Yoğun olarak kullandığı mayınlar.
Koalisyon ne yapıyor?
6 yıldır Uluslararası Koalisyon ile birlikte zaman zaman sağlık çalışmaları yürütüyoruz, onların elinde teknik olanaklar çok. Maalesef savaşa katılmayan orduların silah yaralanmalarında tecrübeleri yok. Yetersizler. Burda da Koalisyon’la çalışıyoruz, çok yetersiz olsa da belli bir katkıları var. Örneğin biz şimdi cephenin 1 km uzağındayız, Koalisyon sağlıkçıları buradan 60 kilometre uzakta duruyor. Düşünün, bir mayın patlamasında ayak kopuyor, biz müdahale edip elimizden geleni yapıyoruz ve gönderiyoruz ama yoldan kaynaklı kan kaybı oluyor ve kötü sonuçlar doğuruyor.