Dünya edebiyatına baktığımızda da hakikaten en iyi savaş romanlarını yazan yazarların sayısı oldukça fazladır. Sözgelimi Cervantes uzun yıllar savaşmış sonra Don Kişot’u yazmış, Homeros Turuva savaşlarından sonra İlyada’yı, Tolstoy ise Rus- Fransız savaşlarından sonra edebiyat dünyasına “Savaş ve Barış” adlı eserini armağan etmiştir. Örnekleri çoğaltabiliriz ama şimdilik beni etkileyen ve hemen aklıma gelen kitaplarla yetinelim.

Yazın dünyasına oldukça geç başlayan genç bir yazarım. Genetik kodlarımı mahcup etmemek için de sağlığım el verdiği sürece yazmaya devam edeceğim. Duygularımı, düşüncelerimi olası ve olan yaşantıları yazarak ifade etmeyi seviyorum.
Her işte olduğu gibi yazma eyleminde de sevginin esas olduğunu söyleyebilirim. Son yıllarda ise özellikle kadın yazarların çoğaldığını görmek ayrıca mutluluk verici. Sürekli iç sesleriyle konuşmaya zorlanan kadınların bilinçaltını dışa vurmalarına yardımcı oluyor yazı. İster şiir, ister öykü, makale  veya roman yazsınlar ama mutlaka yazsınlar diyorum. Birkaç gün önce bir okurum şöyle bir söz etti. “İyi işte daha ne istiyorsun, savaş çıkarsa sizde güzel bir roman yazarsınız.” Savaştan çıksa çıksa ölüm çıkar, kan ve gözyaşı çıkar dedim. Ayrıca savaştan nemalanmak bize düşmez.
Son aylarda birçok insan gibi ben de dünyanın sonsuzluğuna fırlatılan insanların haklı tedirginliğini yaşıyorum. Defalarca yazıldığından olsa gerek savaşın sebepleriyle ilgili yazmak bana çok anlamlı gelmiyor. Olası bir dünya savaşını yakınımızda hissettiğimiz bu günlerde ben edebiyat yapmıyorum. Savaşla yatıp savaşla kalkan bir ülkede yaşadığım veya gördüğüm trajedileri size aktarıyorum sadece. Kirli savaşı anlatacağım, sevdiğim insanların ölümünü anlatacağım sözcüklerin edebi karşılığı öylesine yetersiz ki…
Savaştan sağ kurtulmuş bir savaşçının “yaşadıklarımız tasvir edilemez,” sözlerinden sonra bir yazarın savaşı yazmaya kalkması kolay değildir. Ama yazılmalıdır, çünkü o savaşçı tasvir edemese bile yazar savaşın dehşetini, insanlar üzerinde yarattığı travmayı olduğu gibi anlatmalıdır gelecek kuşaklara. Edebi sözlerle süslenemeyecek kadar yakıcıdır o anlatılar.
Yazmalıyız. Bu durum savaş görmeyen insanların empatisini sağlayacak, savaştan sağ kurtulanların acısını kendi acısı gibi görmelerini sağlayacaktır. Savaş karşıtlığını güçlendirecektir.
Sözgelimi; Vücudunda şarapnel parçalarıyla yaşayan bir savaşçının uykusuz geceler geçirmesini, memeleri kesilmiş, tecavüze uğramış bir kadının, penisi kesilmiş bir erkeğin, yıkılmış yakılmış kentlerin görüntülerini, uyuyan oğlunu seyreden annenin titreyen yüreğini anlatan yazarla, okurları bağ kuracaktır mutlaka.
Seferberlik açıklamalarını kahramanlık gösterileriyle karşılayan ve bu savaşın işlerine yarayacağını, bir koyup beş alacaklarını söyleyen insanları dinlediğimde ise gerçekten akıl tutulması yaşıyorum. Senin sevdiğin, baban, kocan, oğlun, kızın öldükten sonra bu savaşın sonunda barış olsa ne olur? Ülke olsa ne olur? Bir koyup beş alsan ne olur? İnsansız toprak neye yarar? Bu sorular sürekli beynimi meşgul eder.
1990’lı yıllarda Diyarbakır’da çalışırken savaşa tanıklık etmenin güçlüğünü halen ruhumda hissediyorum. Ruhumuzun en derinlerinde kora dönüşüyor savaşta yitirdiğimiz sevdiklerimizin anıları. Aslında sonsuzluğa giderken bizi de yanlarında götürüyor sevdiklerimiz. Gözlerimiz görmek istemiyor tahrip edilen doğayı ve düşman paranoyasına kapılan insanların bakışlarını…
İnsansız köyler, yakılan ormanlar, gökyüzünü griye boyayan savaş uçakları, homurdanarak sokaklardan geçen tanklar, karartma geceleri, gıda kuyrukları… Toza ve çamura bulaşmış gözyaşı savaşın dehşetini anlatmaya yetmiyor.
Ne doğa tahribi ne çocukların ölümü savaşseverlerin umurunda değil. Barış çığlıklarımıza kulakları tıkalı. Özellikle emperyalist paylaşım savaşlarında ortadaki pasta öylesine iştah kabartıyor ki her türlü kirli savaş yöntemlerine başvuruyorlar.
Kimyasal silahlarla katledilen yüzbinlerce insanın trajedisi edebiyat dünyasında ve film dünyasında geçmişten geleceğe taşınmıştır. Savaşın yakıp, yıkıp geçtiği dünyamızı edebiyatla yaşatmaya çalışmaksa kısır ideolojilerin kurbanı olmaktan kurtaramıyor. Ve sözcüklerimiz dilerim savaş hikayeleriyle kirlenmez.


CENNET BİLEK