Taksim’de “inşaat” olduğu, oraya gelecek kitlenin “burnunun kanamaması” için Taksim’in 1 Mayıs’a kapatıldığı söylenince, gözyaşlarımı tutamamıştım. Hükümetimizin işçilere karşı gösterdiği bu ihtimam karşısında kim olsa iki gözü iki çeşme ağlar.

Koskoca Türk Hükümeti, amele tayfasına sahip çıkıyor. Ona kol kanat geriyor. “Bir tek amelenin inşaat çukuruna düşme ihtimali” Hükümetimizi öyle telaşlandırıyor ki, bu amelelerin yanlışlıkla yolu bu çukurların civarına düşmesin diye İstanbul’da “hayatı durduruyor”… Sonra…
Sonrası malum. Gaz, cop, tazyikli su, panzer manzer…
Ama siz şu “hayatı durdurma” işine bir bakın… Eğer 1 Mayıs “tatil” olmasaydı, İçişleri Bakanı İstanbul’da gösterdiği marifetlerin binde birini gösterebilir miydi? İşine gücüne gidecek olan insanları işinden alıkoyabilir miydi? köprüleri açarak, taşıma araçlarını trafikten menederek, metroları durdurarak, yolları barikatlarla geçit vermez hale getirerek, kapitalistlerin üretimlerini durdurabilir miydi? Bunlar ancak bir genel grevde görülecek manzaralar…
İnşaat varmış. İnşaat alanında kaza olurmuş. O yüzden işçileri korumak için gaz sıkmışmış, su püskürtmüşmüş, cop sallamışmış…Hatta kazara DİSK Genel Merkezinden çıkıp da, Taksim’deki çukura düşmesinler diye, camı çerçeveyi indirip, kapalı DİSK mekanını gaz bombalarıyla bombalamışmış…Hepsi bunların kaza olmaması içinmiş…
İyi niyete bakın siz…
Şu anda bu kapitalistler İçişleri Bakanının nasıl da “numara” yaptığını, işçilerin bir “kazaya kurban gitmemesi” hakkındaki konuşmalarla nasıl da işçilerle dalga geçtiğini herkesten iyi biliyorlar.
Çünkü onlar, işledikleri “iş cinayetlerini” biliyorlar. Bakın T24’ün haberine:
“Türkiye’de günlük 172 iş kazası meydana geliyor ve bu kazalarda 3 işçi hayatını kaybediyor, 5’i ise sakat kalıyor. Verilere göre, 2000-2012 yılları arasında Türkiye’de toplamda 12 bin 686 işçi kazalarda hayatını kaybetti. Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine göre Türkiye iş kazaları sonucu ölümlerde sadece El Salvador ve Cezayir’i geçemiyor.”
 Kapitalizm metropollerde her on yılda 12 bin 686 işçiyi öldürüyor. Bu rakam 30 yılda yaklaşık 40 bin işçidir. Günde  iş göremez hale gelen 5 yaralıdan, otuz yılda 60 bin gazi işçi demektir.
30 yıllık savaşta da bu kapitalistlerin devleti 40 bin Kürdü öldürmüştür.
Metropollerde 40 bin işçi, Kürdistan’da 40 bin Kürt…
Bu iki rakama büyük bir dikkatle bakınız. Bu rakamların şakası yok. Mevcut sistemin iç yüzü bu rakamlarda gizlidir.
Ve şimdi, bütün parçalardaki Kürt Özgürlük Hareketi ve onunla kader birliği eden HDK bileşenleri, yürütülen büyük mücadelede büyük bir adım attılar. Can veren 40 bin Kürt insanının uğrunda bedel ödedikleri amaca doğru yürüyorlar. İlk adım atıldı. Kürdistan’da çatışmasızlık durumu egemen. Ölüm yok…
Ama otuz yılda 40 bin sınıf kardeşini kaybeden işçi sınıfı paramparça. DİSK gaz bombalarıyla cehenneme çevrilirken, Hak-İş Taksim’de işçilere “göbek attırıyordu…”
“Göbek atmak…”
“Takla atmak…”
Ey büyük Allahım…Bir önceki İçişleri Bakanı, “beni seviyorsan, bir takla at da görelim” demişti.
Bu İçişleri Bakanı da “bir göbek atın da, Taksim’i şenlendirin” diyerek işçilere göbek attırıyor.
Attırırlar…Hiç şakaları yoktur. Eğer sen, Kürdistan’da yürüyen büyük mücadeleye seyirci kalırsan ey işçi kardeşim, sen barış ve çözüm uğrundaki mücadeleye katılmazsan eğer; bu hükümet seni Taksim’deki “çukurdan” “kurtarır”, kulağından tutar, Taksim’de göbek attırır…Sınıf kardeşlerin orada amansızca bastırılırken, senin attığın bu “göbek” 40 bin “şehit işçinin” ve 60 bin “gazi işçinin” aziz hatırasına karşı yapılmış büyük bir saygısızlık olur.
Şimdi bütün devrimci, solcu, sosyalist örgütler, Taksim’de “göbek attırılan” işçiyi, içine düştüğü “lağım çukurundan” çıkartmak için kolları sıvamalı…
Geçmişin berbat “fraksiyon kavgalarının hatıralarından” sıyrılıp, mücadelemizin ortak kazanımlarını sahiplenmeli…Örneğin 1970’lerin DİSK’ine, Maden-İş’ine, Kemal Türkler’ine, Rıza Kuas’ına sahip çıkmalı; 15-16 Haziranları, DGM direnişlerini, “DGM’yi ezdik sıra MESS’te” hareketini, Tariş Direnişini, ve büyük 1 Mayıs 76, 77 ve 78 kutlamalarını yeniden işçi sınıfının eğitiminde, büyük işçi sınıfı deneyimi olarak anlatmalı…
En eski komünistlerin 1 Mayıs marşı şöyle başlıyordu: “Bir Mayıs, bir Mayıs, ilk dileğimiz-Yaşatacak seni tunç bileğimiz”…Unutma, geçmişi olmayan sınıfın geleceği olmaz…