Askeri yetenekleri ile ünlü Prusya ordusunda subay olan ve aristokrat bir aileden gelen Carl von Clausewitz “Savaş Üzerine“ isimli kitabında savaşın, bir bütünün parçalarını oluşturan ikinin mücadelesi olduğunu ifade eder.
Savaşın amacını, iki tarafın birbirini öldürmesinden ziyade, birbirlerinin iradelerini teslim almaya çalışmak, olarak nitelendiriyor. Yani savaşın sadece amaca giden yolda bir araç olduğunu ifade ediyor.
Bunun yapılabilmesi için, yani amaç doğrultusunda iradenin teslim alınabilmesi için ise öncelikle karşı tarafın savunmasız bırakılması gerekir. Dolayısıyla, karşı tarafın savunmasını boşa çıkarmak, tahribata uğratmak gerekir. Tabi burada neyi araç olarak kullandığınızın pek bir önemi yoktur. Herşey karşı tarafın etkisizleştirilmesine hizmet etmelidir.
Amaca ulaşmak için ise iki yol izlersiniz, hem bir taraftan sıcak savaş geliştirir ve aktif bir savaş yürütürsünüz, hem de diğer bir taraftan ise soğuk savaş geliştirir ve karşı tarafın moral gücünü zayıflatabilirsiniz.
Kürt halkı bugün savaşın her türlüsünü anı anına yaşamaktadır. Ne yazık ki, böylesi bir atmosferde de şekilleniyoruz. Soğuk savaş ve sıcak savaşın birlikte at koştuğu bir süreçten geçiyoruz. Siyasetini tamamen savaşına araç edinmiş ve savaşı, yani zoru siyasetinde ilke edinmiş bir zihniyetle karşı karşıyayız.
Bu bağlamda Türkiye devletinin, Kürt halkının önderine, Kürtlere ait tüm kurumlara ve özgürlük hareketine yönelik uygulamalarından anlaşılacağı gibi, ulaşılmak istenen, tamamen savunmasız bırakmak ve bize ait olan herşeyin silinmesine yönelik gerçekleştirilmektedir.
Savaşı boşa çıkarmanın stratejisi ise kendi konseptimizin daha bir örgütlü olmasında ve zamanın tüm sorularına cevap olabilmesinde saklıdır. Kürt halkı bunu biliyor ve buna göre de zaten yaşıyor, bedel ödüyor.
Kürt halkına dayatılan savaşı boşa çıkarmanın bir yolu, saldırılan mevzileri koruyup daha bir güçlendirmekten geçiyor, çünkü değindiğim gibi, sürece yayıp ortadan kaldırmayı ilke edinmiş tarihsel-güncel bir konseptin, modifikasyona uğramış olsa da, devrede olduğunu görüyor ve biliyoruz.
Bunun en acı ve somut örneğini Kazan vadisinde kimyasal silahlar ile gerillaya yönelik düzenlenen alçakça saldırıda yaşadık. Tamamen yok etmeye yönelik bir anlayışın en klasik dışa vurumunu gördük. Kin, nefret ve yıkımdan başka birşey getirmiyeceğini bildiği halde Kürt halkının merkezi sinir sistemi ile oynayan bir devlet hukukuyla başbaşayız.
Ama şu gerçeği herkes bilmelidir ki, Kürt halkından bugüne kadar yaşanan bunca saldırıya rağmen, kimseye Türk olduğu için herhangi bir saldırı gerçeklememiştir. Böyle bir şeyin olmasını da hiçbirimiz istemeyiz elbette.
Ancak, Kürdistan’ın dört parçasında önemli tarihi hamlelerin atıldığı böylesi bir süreçte, en ufak hatalara bile yer vermeyecek kadar hasas bir seyir izlenmesi gerekiyor. Bölgenin kaynadığı bu yeni dönemde Kürt halkının bulunduğu tüm ülkelerde statü kazanmasını engellemeye yönelik kirli bir siyaset (yani bir savaş anlayışı) mevcudiyetini de hala koruyor.
AKP’nin yandaşları kendi köşelerinde yeni anayasayı aladatmacı üsluplarıyla tartışıp dursun, Kürt halkının tüm öncü kesimlerini hapisanelere kapatarak, halkı statüsüz bırakmak isteyenlerin maskesi fazlasıyla deşifre oldu.
Bu bağlamda Kürt halkı, ancak tüm yaşamsal alanlarda gerçekleştireceği güçlü örgütlülük ve sağlam bir irade sayesinde bu yeni süreçten başarılı çıkacaktır. Bizden kaynaklı hatalardan arınmış ve sonuç alıcı bir yol ve yöntemle ittihatcı faşist saldırıları püskürtecektir.
Bütün bu gelişmelerden de anlaşıldığı üzere: yeni bir yıla sayılı günler kalmışken, Kürt halkını, savaşın ve statü mücadelesinin kızışacağı bir yıl bekliyor, gibi. Bu durum dört parça açısından geçerliliğini koruyor. Bu anlamda da daha çok bir bütün olarak Kürdistan anlayışının hakim olacağı bir yıl olmasını umut ediyorum.
Çünkü maddiyatını ve maneviyatını topyekün savaşı için araç haline getirmiş bir zihniyet ile karşı karşıya olunduğu ve bu zihniyetin tamamen yok etmeye programlanmış olduğu artık bilinmektedir. Nihayetinde, bizi zorlu bir yıl bekliyor ve biz biliyoruz ki, iktidarın olduğu yerde zor vardır, ama zorun olduğu her yerde de direniş vardır.