SİHA’ların öldürdüğü köylülerle ilgili olarak konuştuğunuz için, emri veren zat tarafından tehdit edildiniz. Bunun üzerine Partiniz ve özellikle de Genel Başkanınızın sizi sahiplenen bir tutumu olmadı; bundan sonra olacak mı o da belli değil.
Acaba bu katliamların peşine Parti olarak düşebilecek misiniz?
Devletin savunmasız sivil insanları öldürmesini meşru görmüyorsa Genel Başkanınız acaba bunun için de “adalet” isteyecek mi?
Başka olaylarla kıyaslamalar yapılarak devletin katliamları normalleştirilmek istenirken buna ortak olacak mı CHP?
Yoksa ilk kez bir İçişleri Bakanından katledilen sivillerin hesabını sormak adına faşist hükümeti düşürmeye kadar gidecek bir direnişe cesaret mi edecek?
Ya da binlerce tutuklusuna ve amansız baskılara rağmen demokratik siyasette yol açmaya çalışan HDP’den rol çalmaya devam ederek göstermelik bazı girişimler ve propaganda yapmakla sınırlı bir çizgide yol almaya devam mı edecek CHP?
Dünyanın gözleri önünde devletin katlettiği Roboskî köylülerinin hesabı henüz sorulmamışken, katliamın anıları tüm vahşetiyle gözler önündeyken; Cizre bodrumlarındaki çığlıklar kulaklardayken; Sur ve Hasankeyf şu anda bile yok edilirken CHP sesini çıkarmıyor. Buna rağmen sizin duyarlı davranmanız, en azından bir feryatta bulunmanız saygıyla karşılanabilir fakat ne yazık ki sonuç almaya yetmez.
Karşınızdaki gücü tanımak kadar mensubu olduğunuz Partinin yapısını da bilebilecek durumdasınız. Ayrıca coğrafyamızda yaşanan acıların retorik olmadığını en iyi bilenlerdensiniz. Feryat-figan etmeniz ya da sadece hukuk mücadelesi içine girmeniz çare olamaz.
Türkiye’de tüm demokrasi yanlılarının birleşip antifaşist cepheyi oluşturmaları konusunda ne diyorsunuz?
Faşizmi yıkacak bir süreçten yana tavır almak yerine en iyi niyetle belirtilecek olursa, sadece cılız bir protestocu bir duruş içinde olmak acaba faşizmi daha da güçlendirmez mi?
Soruların muhatabı sadece siz veya Partiniz değil elbette. HDP uzun zamandır faşizme karşı etkin mücadele içindedir. Fakat bu da yetmiyor. Birlik ve cephe sorununa HDP’nin de çözüm geliştirmede yetersiz kaldığı görülüyor. Ne dersiniz CHP ve HDP faşizm karşısında aynı cephede buluşursa ikisi de zarar mı edecek? Böyle mi düşünülüyor? CHP’nin HDP’den öcü gibi kaçmasının sebebi nedir? CHP, AKP-MHP’yi değil de HDP’yi mi rakip görüyor?
Yoksa “Özel Harp Merkezlerinin emrinde olan CHP’nin tarihi misyonu halkın tepkilerini söndürmek, radikal sol hareketleri elimine etmektir” diyenler haklı mıdır? Özel Savaşın bir parçası olduğundan şüphelenenlerin aksini nasıl kanıtlayacak CHP? Böyle bir kanıtlama derdimiz yoktur diyorlarsa faşizme karşı mücadele etme derdimiz de yoktur demiş oluyorlar. Fakat şüpheye yer bırakmayacak bir açıklıkla “devletçi” tutum içinde olan CHP eğer katliamların peşine düşmezse ne “halkçı” olabilir ne de Cumhuriyetçi!
Öyle kolayca cevaplanamayacak ama asla kaçamayacağınız sorular sorduğumuzun farkındayız. Yine de bir umut besleyip CHP tabanının demokratik, dinamik kesimine seslenme ihtimaliniz olabilir. Bazen en koyu milliyetçi kesimini bile teşhir ederken bazıları topyekün bir halkı hedef aldığımızı iddia edebiliyorken burada da CHP içi ve tabanıyla ilgili yekpare değerlendirmeye gitmediğimiz bilinmelidir. Buna rağmen CHP çizgisinden tüm CHP’liler sorumludur. Nihayetinde bir halktan değil bir Partiden bahsediyoruz. Sorumluluk en başta da yönetiminize ve Genel Başkanınıza düşüyor; Onları ikna etmeden, tabandan bulacağınız destek bile sizi ancak bir yere kadar götürür. Devletçi “Kırmızı Çizgiler” meselesi! Bundan öteye geçme şansınız da yok gibi. Buna rağmen sorgulayıcı ve karşı çıkan duruşunuzu korumanız anlamlı olacaktır.
Her şeye rağmen direnmek zorundasınız; Değerli Tahir Elçi meslektaşınız gibi onurlu bir duruştan taviz vermeden yaşamak dışında bir seçenek yok Türkiye’de. Çünkü faşizm var!
Tek başına da kalsa faşizme karşı direnebilme gücünü gösterebilenler tarih yazmaya da adaydırlar.
Şimdi Sayın Tanrıkulu eğer CHP, faşizme karşı mücadele etmekte samimiyse lafı uzatmaya gerek yok, işte devran, işte meydan!
Yoksa orada kalmakta ısrar etmenizin bir anlamı olabilir mi?