Anayasa Mahkemesi'nin seçim barajını gündem alması yeni bir tartışmanın da önünü açtı. AKP'ye yakın siyasetçi, hukukçu ve gazeteciler bunun bir darbe olduğu, seçim öncesinde yeni bir 17 ve 25 Aralık operasyonu olduğu tespitinden Anayasa Mahkemesi'ne yönelik eleştirilerini yöneltmeye başladılar.
Herkesin bildiği gibi 12 Eylül faşişt darbesinin uygulamalarından biri olan seçim barajı, DTP'nin 2007 seçimlerinde bağımsız adaylar üzerinden 25 bağımsız milletvekilini Meclis'e göndermesiyle işlevsizleşti. Çünkü 1990 yılından bu yana birçok siyasal partinin barajı kaldırmak için yaptığı tüm atraksiyonlar, Kürtlerin parlamentoya girmemesi üzerinden kurgulandığı için baraj kaldırılmıyordu. 2011 seçimlerinde Kürtler 36 milletvekiliyle yeniden parlamentoya girdiğinde ortada baraj maraj da kalmadı.
Düne kadar barajın kaldırılarak onun yerine dar bölge, Türkiye milletvekili uygulaması gibi yeni uygulamaları dayatan AKP'nin seçim barajındaki ısrarının bir nedeni de Meclis'te salt çoğunluğu elde ederek, Anayasa değişikliklerini tek başına değiştirme hedefidir. AKP kendisine yöneltilen 5 Nisan muhtırası, 17 ve 25 Aralık operasyonlarını iyi yönetti. Bu olayların hemen ardından gelen seçimleri de yeni bir algı operasyonu ile yöneterek karlı çıkmayı başardı. Bugün Anayasa Mahkemesi gündemine gelen seçim barajıyla birlikte, yeni bir algı operasyonu da başlatmış bulunmaktadır.
Tüm bunlar tartışılır ve konuşulurken, konuşulmayan bir konu var. O da seçimlerin ne kadar adil ve şeffaf yapıldığı konusudur. YSK'nın özerkliği konusudur. YSK üzerinde hükümet vesayetinin hiç bir zaman kalkmadığını biliyoruz. Bu vesayet kalkmadan YSK'nın adil bir karar aldığını da kimse savunamaz. Kaldı ki bu mahkeme kararlarıyla da tescillenmektedir.
29 Mart 2014 seçimlerinde Ağrı, Yalova, Norşin gibi yerlerde seçimler BDP ve CHP adayları kazanmasına rağmen iptal edilirken, Gevaş, Ceylanpınar, Hasankeyf, Kozluk, Taşlıçay gibi birçok ilçede ise seçim hileleri açığa çıkmasına rağmen YSK bunları iptal etmedi.
Bugün ortaya çıkan yeni bir durum var. 10 yıl önce seçimlere güçbirliği adıyla SHP çatısı altında giren Kürtlerin Iğdır seçimlerini kazandığı halde YSK'nın seçimleri iptal etmeyerek MHP'ye kazandırdığı gerçeği mahkeme kararıyla bir daha tescillendi.
28 Mart 2004 seçimleri öncesinde SHP adayı Hasan Alagöz Iğdır'a sahte seçmen taşındığını belgeleriyle basına açıklamasına karşın, YSK hiçbir girişimde bulunmadı. 28 Mart seçimlerinde MHP adayı 9753, SHP Güçbirliği adayı Hasan Alagöz ise 7719 oy aldı. Fakat yapılan araştırma ve incelemelerde 5 bine yakın naylon seçmenin İstanbul, Doğubayazıt ve Iğdır'ın bazı ilçelerinden taşındığı belgelerle tespit edilmesine ve YSK'ya yapılan itirazlara rağmen seçimler iptal edilmedi.
2004 yerel seçimlerinde Iğdır merkezinde 37 binin üzerinde seçmen kayıtlı iken 2007 seçimlerinde seçmen sayısının 32 bin 668'e düştüğünü görmekteyiz. (Yerel seçimlerde köylerde muhtarlık ve küçük beldelerde aile adayları desteklendiği için genelde kent merkezinden kırsala bir oy kayması beklenirken, Iğdır merkeze seçmen kaydırıldığı açık açık görülmektedir.) Basına yansıyan açıklamalarda, Iğdır'a gönderilen sahte seçmen kayıtları içerisinde çok sayıda kişinin de asker kökenli olduğu belgelenmişti. Iğdır'da yaşanan bu gelişme 2004 yılında Yeniden Özgür Gündem Gazetesi'nde "Kızıl Elma Koalisyonu" manşetiyle yer almıştı.
Seçim sonrasında devam eden hukuk mücadelesi tam 10 yıl sürdü. İç hukukta açılan davalar sonuçlandı. Mahkeme kararıyla 3.640 kişinin sahte seçmen olduğu ispatlandı. 7 muhtar ise sahte seçmen belgesi verdikleri gerekçesiyle ceza aldı. Hasan Alagöz 10 yıl sonra mahkeme kararıyla YSK'ya yaptığı başvuruya "Geriye dönük bir değerlendirme yapılmayacağı" yanıtını aldı. Şimdi bu karar Anayasa Mahkemesi'ne gidecek.
Bugün yeniden seçim barajı tartışmaları yürütülüyor. Kürtler 2007 ve 2011 seçimlerinde parlamentoya girerek bu barajın anlamsızlaştırdılar. AKP, CHP ve MHP kendi statükolarını korumak adına barajın kaldırılması için ciddi bir çözüm üretmeyi de düşünmüyorlar.
Herkes barajın derdinde fakat seçim hileleri, seçimlerde yapılan gizli koalisyonlar tartışılmıyor. Yerel seçimlerde birçok ilde ve ilçede Kürtler kazanmasın diye gizli olarak oluşan bu ittifaklar da pek tartışılmıyor. Bugün mahkeme kararlarıyla kesinleşen 2004 Iğdır seçimleri var. Geriye dönük olarak adaletsizlik giderilmese de mahkeme kararıyla tescillenen bir seçim adaletsizliği bulunmaktadır. Ya mahkemelere taşınmayan ve taşınamayan onlarca seçim bölgesindeki adaletsizlikler ne olacak?