
Erdoğan seçim propagandaları sırasında Suriye ile savaş halinde olduklarını bizzat açıkladı. Kürtlerle zaten savaş halindeydi ve çatışmasızlık savaşın bittiği anlamına gelmiyordu. Örgüt dediği Cemaat de savaştığı temel güçlerden biri oluyordu. Örgütle işbirliği yapan CHP bir diğer düşman güçtü. Erdoğan bu çerçevede seçim sathı mailini savaş meydanına dönüştürdü. Savaşta her yöntemi kullanmak mübahtı. Hile savaşta kullanılmazı zorunlu yöntemlerden biriydi. Savaşta hileye başvurmamış bir güç yoktu. Öyle ki, AKP’nin ampulü bu kızgın çatışmanın gerilimine fazla dayanmadı. Oy sayımı sırasında birçok yerde elektrik kesintileri yaşandı. Bilinçli yaratılan bu karanlık ortamda AKP istediğini yaptı, sandık sonuçlarıyla oynadı ve durumu kendi lehine çevirmeye çalıştı.
Düşman kavramının etkisini en yoğun biçimde hissettirdiği alan Kürdistan oldu. Ancak AKP de dahil bütün sistem partileri Kürdistan’da yaşananın bir savaş olduğunu inkar ettiler. Ama bu inkârcılık gerçeği değiştirmiyor. Türkiye toplumunda bile bu savaşın etkisini yaşamayan kalmadı. AKP bu savaş yüzünden iktidar koltuğuna yerleşti. Dini kullanan bir parti olarak Kürdistan’da taban bulabildiği için iktidar olmasına izin verildi. Ortada sürüp giden bir savaş varken ve bu savaşı bitirmek temel amaç haline getirilmişken, sistemin tabelası bile bulunmayan partilere iktidar yolunu açması zordu. Bu gerçeği dikkate almadan, daha doğrusu ‘düşman’ kavramını göz önünde bulundurmadan, Kürdistan’da olup bitenleri doğru yorumlamak mümkün değildir.
AKP seçim hilelerine en çok Kürdistan’da başvurdu. Türkiye’de seçim hileleri riskli sonuçlar doğurabilirdi. Ancak aynı durum Kürdistan için geçerli değildi. Hiçbir düzen partisi AKP’nin burada seçim sonuçlarını kendi lehine çevirme çabalarına ses çıkarmayacaktı. Milliyetçilik hepsini bir arada tutan ve Kürtlere karşı birlik olmalarını sağlayan ortak bağdı. BDP’yi etkisiz kılmak hepsinin ortak amacıydı. Pratikte de gelişmeler bu doğrultuda seyretti. CHP ve MHP kazanmayacaklarına inandıkları yerlerde BDP’ye karşı AKP adaylarına destek verdiler. Tersi durum da yaşandı. Yani AKP de kimi yerlerde MHP ve CHP adaylarını destekledi. Aralarında bir çeşit kan davası halini alan husumet bile Kürtler söz konusu olduğunda ortak tutum takınmalarını engelleyemedi.
Tekrarlamakta yarar var: AKP’nin Kürdistan’da aldığı oy miktarını geçerli kabul etmek büyük bir yanılgıdır. Nitekim bu parti BDP’ye yakın oy aldığı yerlerde hile yoluna saparak belediye başkanlıklarını gasp etti. Sömürge yönetiminin şiddetini devreye sokarak istediği sonuca ulaştı. BDP’nin tüm itirazlarını geri çevirtirken kendi itirazlarının kabul edilmesini sağladı ve istediğini elde etti. Güçlü olan haklıdır ilkesini hayata geçirdi. Kazanamayacağı kesin olan, yani oy oranının BDP’ninkine göre çok daha düşük olduğu yerlerde ise yüksek oy almış görüntüsü yaratmak için özel çaba harcadı. Amed, Van ve Hakkari gibi iller bu kategoriye sokulabilir. Kaldı ki AKP’ye yakın çevreler seçim sonrasında yaptıkları yorumlarda bu nokta üzerinde durdular.
Kuşkusuz hiçbir yerde BDP’nin oy oranının düşmediğini söylemiyoruz. Her şeyden önce siyasi soykırım operasyonları nedeniyle BDP kolu kanadı kırılmış bir parti olarak seçimlere girdi. Bu nedenle etkili bir seçim çalışması yapamadı. Bu çalışmayı yürütecek kadrolardan yoksun bırakıldı. Yine seçim çalışmasına gecikmeli başladı. Aynı şekilde bazı yerlerde gösterilen adaylar isabetli olmadı ve hatta protesto ile karşılandı. Bu durum bazı ilçelerde eldeki belediyelerin bile kaybedilmesine yol açtı. Bunlar birer gerçektir ve üzerinde ciddiyetle durmayı gerektirir. Ama bütün bunlar AKP’nin oy oranını yüksek göstermek için hile yaptığı gerçeğini değiştirmeye yetmez. Bu partiyi iktidar koltuğundan uzaklaştıracak en ciddi gelişme Kürdistan’daki ny orarında ciddi bir düşüşü yaşaması olacaktı. AKP alaevere dalavere ile kendi felaketi olacak bu gelişmenin önüne geçti.
Burada Urfa’yı daha ayrı bir yere koymak gerekir. TC devleti Urfa’yı Elazığ’a benzer bir özel savaş merkezi haline getirmeye çalışıyor. Bunun için özel politikalar uyguluyor. Son yerel seçimlerde de AKP bu gerçeği dikkate alarak hareket etti. Devletin Urfa’ya yönelik bu politikasının çıkmaza girdiği intibaını yaratmamak için büyük özen gösterdi. Olguya tapınanlar ve kanıt olarak somut veri isteyenler inanmasalar da gerçek budur. BDP’nin burada resmen açıklananın çok üstünde oy aldığı kesindir. BDP’nin oyları buradaki seçimi kazanması için yeterli olmayabilir, ama AKP’nin oy oranına oldukça yaklaştığına kuşku yoktur.
AKP de bu seçimlerde Urfa konusunda özel bir strateji uyguladı. Özel savaşta uzman özel bir valiyi belediye başkanı yaptı. Ceylanpınar için de aynı şekilde davrandı. Burada da eski bir JİTEM mensubunu göreve getirdi. Ceylanpınar’da başkanlık koltuğuna oturtulan bu zatın babası, 6 Mayıs 1996’da Şam’da Önder Abdullah Öcalan’ı imha etmeye yönelik bombalı saldırıda etkin rol üstlenmişti. Bu açıdan AKP’nin Kürt sorunundaki gerçek politikasının ne olduğunu anlamak isteyenler dönüp Urfa ve Ceylanpınar’da belediye başkanı seçtirilen kişilerin kimliğine bakmalıdır. AKP’nin ‘çözüm süreci’ dediği şey kesinlikle çok daha kapsamlı bir imha savaşına hazırlık sürecidir. Bu parti ve başındaki zatı muhterem kendi hegemonik sistemini kurmak ve kurumlaştırmak için öncelikle Kürt Özgürlük Hareketi’nden kurtulmak isteyecektir. Bu gerçeği göz önünde bulundurmadan Kürt sorununda çözüm adına atılacak her adım son derece tehlikeli sonuçlar doğuracaktır.
AKP’nin Urfa’ya yönelik özel politikasının güncel nedeni ise Rojava Devrimi’ni boğmak istemesidir. Bir dönem El Nusra çetelerinin Ceylanpınar’ı nasıl üs olarak kullanıp Serêkaniyê’ye saldırdıkları unutulamaz. El Nusra AKP’nin arkasında durduğu bir yapılanmadır, bir katliam çetesidir. Bir ara Kürtlere saldıran bu çete sonraları Aleviler ve Suriye’deki Hıristiyan topluluklara yönelmeye başladı. Suriye ile savaş hali işte böyle oluyor. Yani AKP Hükümeti öncelikle Demokratik Suriye’nin en temel güçlerini (Kürtleri, Alevileri ve Hıristiyan halkları) etkisizleştirmeye çalışıyor. Rojava’ya yönelik müdahalede üs olarak kullanmak ve katliamcı çetelerin serbest hareket etmelerini sağlamak için Urfa ve Ceylanpınar’a yükleniyor. Ceylanpınar Belediyesini gasp etmesi bu nedenledir. Kürtler AKP’nin bu saldırganlığına geçit vermemek için güçlerini seferber etmelidir.