Seçim zaferini konu ederken unutamadığım/unutamayacağım bir anıya yer vermek istiyorum. 1978 yılının ekin biçme zamanıydı. Yaz tatili nedeniyle ailece Dersim’de bulunuyorduk. Bir sabah balkona çıktığımda 15 kadar gencin kapımızın önünde uzanan koca bir buğday tarlasını yarıya indirdiklerini gördüm. Babamın yaşlı olması nedeniyle yakınlarımızın yardıma geldiklerini düşündüm. 

Balkonda oturup onları izleyen 80’lik babama bunların kim olduklarını sordum. ‘’Oğlum ben/biz bunları tanımıyoruz. Bunlar yeni çıkmış! Bunlara ‘Apocular!’ diyorlarmış! Atatürk Türkleri kurtarmış, bunlar da Kürtleri kurtaracaklarmış! Başkanlarının ismi Apo olduğu için ‘Apocular’ diyorlar! Ama çok iyi çocuklar. Sadece bize değil, yardıma muhtaç herkese koşuyorlar. Fırsat buldukça da halkla sohbet ediyorlar. Halk bunları seviyor’’ dedi.

Almanya’da o dönemlerde fazla yakın olmamakla beraber Apocular ismiyle çalışma yürüten tanıdığım gençler vardı. Belli zamanda bir araya gelmek için yer temininde yardımcı olmuştum ama toplantılarına katıldığım olmamıştı. Bu ekin biçmeyle Apocular’ın kapımıza kadar yaklaştığını gördüm. Oldukça duygulandım. Yüreğimde onlara yer ayırdım. 

O gün için birçok kişinin sıradan bir yaklaşım olarak gördüğü bu yardımlaşma  aslında halklaşma, halklaşarak ordulaşma ve zafere koşma hareketinin ilk adımlarıydı. Gelinen noktada bunun başarıldığını görüyoruz. Üç beş ay ömür biçilen ‘’çapulcular’’ egemenlerin saltanatını sarsacak ‘’halk hareketine’’ dönüştü. Sadece işgal topraklarında değil, zulmün olduğu her yerde, zulme uğrayanlarla birleşerek dünyalaştılar! Bu şanlı direniş genelde sistemi, özelde ise AKP saltanatını korkuttu/ korkutuyor. Kurtuluşu demokrasi katili Kenan Evren’den miras ve saltanatlarının devamına hizmet eden hileli/ şaibeli sandık barajında bularak ona sarılıyor! 

En büyük barajlar kafaları/beyinleri teslim alan büyük korkulardı. Kürt Özgürlük Hareketi başta olmak üzere Türkiye devrimcileri, demokratları, emekçileri, Aleviler örneği zulüm gören inanç grupları, yok sayılan kimlikler ve ötekileştirilen tüm kesimler bu korku duvarlarını yerle bir etti/ediyor. AKP’nin topuna, tüfeğine, acımasız copuna, ölüm saçan gazına karşın yüz binlerin korkusuzca alanlara çıkması bunun göstergesidir. Bu aynı zamanda can simidi olarak sarıldıkları sandık barajının onların üstüne yıkılacağının da alametidir. 

Gerçekten son yüz yıldır sistemin ve onun şimdiki zaptiyesi/sopası AKP’den acı çekmiş/çeken milyonların bir araya gelmesi sadece barajları değil, barajlara sığınan sistemi de perişan edecektir. Türkiye ve Kürdistan halklarının ortak  partisi HDP buna yeminli bir namzettir. AKP’nin tüm zehirli oklarını HDP’ye, onun varlığında Demirtaş’a çevirmesi  bu telaşın işaretidir. Halkların ortak direnişi olan HDP’nin Deniz, Mahir, İbo, Mazlum ve Saraların ülke genelinde tutuşturduğu direniş meşalesini volkana dönüştüreceğinden korkuyorlar. Korkacaklar! Korku eceli çabuklaştırır. Bu da halkların ve hakların zaferi/kurtuluşu olur! 

Bize düşen elimizi çabuk tutmaktır. Genelde Avrupa’da özelde Almanya’da seferberlik başlatmalıyız. Haziran seçimlerine tüm gücümüzle sarılmalıyız. Fazla laf etmek, teori üretmek, akıl vermek yerine bir bütün olarak bu orantısız/hileli yarışta ‘’barajı geçer/geçmez’’i bir kenara iterek zafere kilitlenmeliyiz! Başta ABDEM olmak üzere tüm demokrasi güçleri Apocular örneği tabanlarını/kitlelerini harekete geçirmelidirler. Seçim komitelerinin oluşmadığı alan bırakılmamalıdır. Açılmadık kapı kalmamalıdır! Yaşlılar ve muhtaçlıların sandığa taşınması sağlanmalıdır. Hileler yumağı sistemin sandık oyunları boşa çıkarılmaldır! 

Onur tabutlarıyla yüreklerimizde ölümsüzleştirdiklerimize bağlılığın gereği o barajları muhakkak yıkmalıyız! Zira sistem bekçileri katliamcılar o barajlardan türeyenlerdir. Roboskî’den, Gezi ve Soma’ya 300’ü çocuk olmak üzere ülke genelinde yüzlerce insanı katleden, binlerce insanı zindanlara kapatan, ülkeyi yaşanmaz hale getiren AKP diktatörlüğüne ve onun sağ/sol kanatlarına destek sunarak demokrasi cephesi/halkların ortak iradesi HDP’ye katılmayanlara, Nazım’ın: ‘’…ve bu dünyada bu zulüm senin sayende! ...ve alkan içindeysek kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama, kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!’’ söylemi haklı bir cevap olmaktadır!