Irak genelinde 30 Nisan günü yapılan seçimlerin her ne kadar resmi sonuçları daha açıklanmamış olsa da Başbakan Nuri Maliki’nin Kanun Devleti Listesi seçimlerden birinci parti olarak çıkmayı başarımış gibi görünüyor. Maliki’nin Kanun Devleti Listesi 328 koltuklu Irak parlamentosunda şimdiden 69 koltuğu garantiledi. Onu hemen peşi sıra Ammar el Hekim başkanlığındaki Muvatin İttifakı 49, Usame Nuceyfi liderliğindeki Mutehiddun İttifakı 33, Sadr İttifakı da 32 koltukla izliyor. 2010 seçiminin birincisi İyad Allavi’nin yeni partisi Ulusal İttifakı ise bu sefer 25 koltukla yetinmek zorunda kaldı.

2010 seçimlerinde 89 koltuk kazanmasına rağmen ikinci sırada yer alan Maliki’nin Kanun Devleti listesinin bu seçimlerde 69 koltukla birinci sıraya yükselmesi bu seçimlerde dikkat çeken hususların başında geliyor. Bu değişimdeki en önemli etken son yıllarda çok fazla öne çıkan mezhep çatışmaların artmasından kaynaklanıyor. Özellikle Enbar olaylarıyla açığa çıktığı gibi, bazı Sünni çevrelerin mezhepsel çelişkileri derinleştirerek IŞİD gibi silahlı örgütlere destek vermesi, Sünni cephenin kendi içindeki fikir ayrılıklarını derinleştirdi. Ki, 2010 seçimlerine İyad Allavi’nin liderliğindeki El Irakiye Listesi altında giren Sünni lider Usame Nuceyfi, Allavi’nin Enbar olayları ve IŞİD saldırılarıyla adının çokça anılmasından ötürü, bu seçimlerde Allavi’nin yanında yer almadı. Parçalanma bu ikisiyle de sınırlı kalmadı. Bundan ötürü de 2010 seçimlerinde 91 koltuk kazanan El Irakiye listesinden geriye Nuceyfi’nin 33 koltuğu ile Allavi’nin 25 koltuğu kaldı.  
Şii lider Nuri Maliki açısında da tabi ki bu seçimler önemli mesajlar taşımaktadır. Son seçimden Maliki her ne kadar birinci parti olarak çıkmış olsa da, geçen seçimlere oranla oy kaybı yaşadığı da görülmesi gereken bir gerçek. Bunun temel nedeni iç ve dış dengeleri yeterince gözetememesinden kaynaklandı. Maliki Irak’taki etnik ve mezhep çelişkilerine çözümleyemedi, hatta tam tersine körükleyici rol oynadı. Üstelik sorunun Sünni lider Tarık Haşimi vakasıyla birlikte parlamento ve hükümet içine taşınması işleri içinden daha da çıkılmaz bir hale getirdi. Bu sorunlarla bağlantılı olarak da Irak içindeki saldırıların önü bir türlü kesilmedi. Şii, Sünni, Kürt, Arap, Türkmen ayrımı yapılmaksızın her yıl binlerce sivil öldürüldü.
Kürt cephesindeyse Federal Kürdistan Bölgesi’nde 21 Eylül günü yapılan seçimler ile kıyaslandığında Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) yüzde 38’lik, Goran Hareketi ise yüzde 24’lük oy oranını korudu. Üçüncü sırada yer alan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ise oy oranını Bölge genelinde yüzde 17’den yüzde 20’ye çıkardı. Fakat Irak geneli hesaplandığında KYB’nin bu oy oranının daha fazla yükseldiği görülmektedir. KYB, sadece Kerkük’te oyların yüzde 42’sini alarak diğer partilerin hepsine büyük fark attı. 140’ıncı madde kapsamında kalan bölgelerin çoğunda da KYB oylarını önemli oranda arttırdı.  
Kürt partileri arasında yaşanan bu durumun temel nedeni KYB’nin son bir yıl içinde KDP siyasetine karşı muhalifet yapmaya başlamasıdır. Ki, bundan önceki dönemde KDP ile koalisyon ortağı olmalarından ötürü KDP siyasetinin kuyrukçusu durumuna düşmüş ve bundan ötürü de ciddi anlamda oy kaybı yaşamışlardı. Fakat son bir yıl içinde bu ortaklığı bozup, muhalefet rolünü üstlenmeye başlayınca kitleler arasında ilgi de artmaya başladı. Bu durumun bir diğer önemli nedeni de Goran Hareketi’nin Federal Kürdistan Bölge hükümetinde KDP ile koalisyon ortağı olmayı kabul etmesinden kaynaklandı. Bu ortaklık Goran Hareketi’nin kadro ve tabanında büyük rahatsızlık yarattı. İstifalar başladı. Fakat bu ortaklığın ortaya çıkaracağı sonuçlar daha halka tam yansımadığı için Goran Hareketi oy oranını ancak koruyabildi. Fakat bu ortaklığın sonuçları halka yansıdıkça Goran Harketi’nin her geçen gün daha fazla oy kaybetmesi muhtemeldir.  
Kerkük ve çevresindeki bölgelerde KYB’nin oylarını artırmasının en önemli nedeni bu bölgelerde KDP siyasetinden duyulan rahatsızlıktır. KDP onca etnik milliyetçi sözlerine rağmen bu bölgelerde "vatanperest” değil "aileperest” olarak tanımlanmakta ve yürüttüğü siyasetten rahatsızlık duyulmaktadır. 140’ıncı maddenin uygulanmamasının da en önemli nedenin Arap cephesinin tutumundan kaynaklandığı kabul edilse de diğer önemli bir nedeninin de KDP’den kaynaklandığı düşünülmektedir. Çünkü KDP iktidar partisi olmasına rağmen Kerkük ve civarlarını partisinin hakimiyet alanı dışında gördüğü için 140’ıncı maddenin uygulanmasında da yeterince çaba içine girmemektedir. Budan dolayı da bu bölgelerde halk KDP’nin ulusalcı söylemlerini samimi bulmamakta, aile çıkarlarına bağlı bir parti olarak görmektedir. Bundan dolayı da KYB’yi daha fazla sahiplenmekteler.  
Mevcut tablo ve oy oranları göz önünde bulundurulduğunda önümüzdeki dönemde bir koalisyon hükümetinin kurulması kaçınılmaz. Ama yeni dönemde koalisyon oluşturmak pek de kolay olamayacak gibi görünüyor ki, bu konu da hükümeti kuracak kişi ve partiye galiba ‘Allah kolaylık versin’ demek gerekiyor.