Suriye’de savaş yoğunlaşıyor ve tüm Ortadoğu’yu etkiliyor olsa da, ülkemizde değişikliklerin seçimle olacağı açık. Zaten demokratik olan ve arzu edilen de bu. Bu anlamda içine girilen yerel seçim sürecini önemsemek ve örgütlü, disiplinli bir seçim çalışması yürütmek gerekiyor.

Her ne kadar beğenmiyor ve eleştiriyor olsak da, AKP’nin seçimi önemsediği ve yoğun seçim çalışması sonucunda iktidara geldiği bir gerçek. O halde Kürtler ve demokratik güçler de en az AKP kadar seçimi önemsemeli, örgütlü ve disiplinli bir seçim çalışması yürütmeyi başarmalıdır.
Aslında AKP’nin bundan bir yıl önce yaptığı parti kongresiyle seçim sürecini başlatmış olduğu ortada. Yani bir yıldır hummalı seçim çalışması yürütüyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, sürecin “seçim süreci” olduğunu söylüyor. Daha altı ay da yoğun bir çalışma içinde olacaklar. AKP’nin yüzde elli oy almasının, girdiği seçimleri kazanmasının sırrı işte bu!
Beğenelim ya da beğenmeyelim, ama gerçeği ifade etmek zorundayız. AKP çalışarak seçim kazanıyor. Kuşkusuz dış ve iç egemen güçlerin de desteğini alıyor, ama seçim kazanmasında belirleyici olan çalışmasıdır. Hakkını yememek, gerçeği ifade etmek lazım.
Bu noktada bazıları diyor ki, demagoji yapıyor, yalan söylüyor. Yani bunlarla halkı aldatarak seçimi böyle kazanıyor demek istiyorlar. “Özrü kabahatinden büyük” deyimi işte buna deniyor. Nasıl oluyor ki, AKP’nin yalan ve demagojileri halkı aldatıyor da, senin doğruların halkı ikna edemiyor! İşte burada da örgütlü olma ve çalışma rol oynuyor.
Yine bazıları, AKP’nin parasının çok olduğunu, devleti kullandığını, oyları satın aldığını söylüyorlar. Bunların hepsi doğru olabilir ve kaldı ki doğrudur da. Fakat birincisi, AKP bu işe çok parayla başlamadı, parasız başlayıp kazandığı iktidarda para sahibi haline geldi. Yani para devletindir, iktidarın kendisidir. Sen de iktidarı hedefleyerek bu parayı halkın hizmetine nasıl sunacağını projelendirip halka götürebilir ve bu temelde halkın desteğini alabilirsin! Ama tüm bunlar için çalışmak gerekiyor. Dikkat edilirse, her şey dönüp dolaşıp çalışma üzerinde odaklanıyor. Tabii çalışmanın da tarzı var, planı var. Hammalvari çalışma veya rastgele çalışmakla bu işler olmuyor. Temel iş-tali iş ayırımını yapabilmek, bir işi yerinde ve zamanında yapabilmek, örgütlü ve planlı çalışabilmek, kazanımcı üslup ve yeterli tempoya sahip olmak gerekiyor.
AKP’yi eleştiriyoruz ama, bu konuda usta ve çalışkan olduklarını kabul etmemiz gerekiyor. Örneğin, neden AKP yüzde elli oy alıyor da, BDP veya başka bir parti alamıyor? Bu soru tüm sol ve demokratik partilerin önündedir ve gerçekçi cevaplar verilmesini bekliyor. Adı AKP olduğu için diyemeyiz. Dıştan ve içten desteklenmeyi birinci neden yapamayız, demagoji ve yalanı gerekçe gösteremeyiz, parasının çok olduğuna bağlayamayız! Hayır, bunların hiçbirisi birinci neden değildir.
Birinci nedenin örgütlü ve disiplinli çalışmak olduğu tartışmasızdır. AKP’nin parti örgütlenmesine ne kadar önem verdiği ve herkesi çalıştırabildiği ortadadır. Örneğin, AKP yirmi bin kişiyle gençlik kongreleri yapmaktadır. BDP ise daha yeni gençlik kolları örgütlemeye başlamıştır! BDP Kadın kollarının aktivitesiyle övünmektedir. Ama unutmamak gerekir ki, bir milyon üye ile dünyada en çok kadın üyeye sahip parti AKP’dir. Bir milyon kadın üye, seçimlerde bir milyon örgütlü kadın çalışması demektir.
Kısaca yeni ve önemli bir seçim sürecine girerken, başta BDP ve HDP olmak üzere tüm demokratik güçlerin, açık ve gerçekçi bir yaklaşımla süreci ele almaları, ciddi ve örgütlü bir çalışma yürütmeleri tarihi önem taşıyor. Seçimin yerel seçim olması da önemli avantaj sağlıyor. Baraj etkilemiyor, partiden çok kişiler oylanıyor, toplum daha çok ilgi duyuyor, vs. dolayısıyla demokrasi hareketi beklenen çıkışını güçlü yapabilir.
Ancak bunun için hata ve yanılgıların aşılması, ciddi ve örgütlü bir ortak çalışmanın esas alınması gerekiyor. Örneğin, hala bir genel demokratik birlik oluşturulamadı. Hala bir Türkiye partisi örgütlendirilemedi. Toplumun karşısına etkileyici bir program ve örgütlü bir duruşla çıkılamıyor. Dolayısıyla insanlara güven verilemiyor. Ve de bu nedenle yeterli oy alınamıyor.
Bu konuda öncelikle suçu başkasında görmekten, hep diğerlerini eleştirmekten vazgeçmek, kendini kurtarmak lazım. Yani bir anlayış düzeltmesine ihtiyaç var. Herkes kendi dışındakileri suçlu görüp kendini rahatlatıyor ve yerinde oturuyor. Belli ki böyle olmaz. Mevcut yetersiz durumdan herkes sorumludur. En çok da “ben sorumlu değilim” diyenler sorumludur. Düzeltici yaklaşım böyle olmalıdır.
Diğer yandan, tüm Türkiye toplumuna hitap eden bir parti örgütlemek önemlidir. Bu da en temel demokrasi ilkelerinde birleşmekle ve herkesin katılımıyla olur. Hala demokratik bir Türkiye partisinin örgütlenmemiş olması çok ciddi bir kusurdur. BDP Kürtlere hitap eden bir partidir ve böyle bir parti de gereklidir. Yani koşullar gereği hem Kürtlere hitap eden bir parti olmalı, hem de onun da içinde yer aldığı Türkiye partisi. Bunlar birbirine alternatif değil, tamamlayıcı konumdadır.
Bu konularda PKK lideri Abdullah ÖCALAN’ın düşüncelerini önemsemek ve çabalarını da takdir etmek gerekir. Bu düşünceleri pratikleştirmek için çalışmak gerekiyor. HDP’nin yeniden düzenlenerek demokratik bir Türkiye partisi haline getirilmesi büyük önem taşıyor. Bu stratejik bir çalışmadır, tüm demokratik güçleri ve konferans sonuçlarını kapsamalıdır.
Denilebilir ki, seçime az kaldı, yerel seçimlere bu çalışma yetişmez. Yerel seçime demokratik güçler iki partiyle de girebilirler. Fakat burada anlayış, ilişki ve örgütlülük önemlidir. HDP ve BDP tüm işleri bir partiymiş gibi planlayıp örgütleyerek beraber yürütebilirler. Bu da bir çözüm şeklidir.
Yerel seçimler için bu temelde çok örgütlü ve planlı olunması gerektiği ve çok çalışmanın gerekli oldu açık. Önce kitlelere hitap edecek çekici bir programa, seçim bildirgesi ve sloganlara ihtiyaç var. Hem genel, hem bölgesel, hem de her alan için yerel boyutlarda olmalı bunlar. Genel ülke sorunlarıyla birlikte yerel toplumun ihtiyaçlarına da cevap verilmeli.  Hemen belirtelim ki, demokratik güçlerin programları çok genel kalıyor, yereli fazla içermiyor. Yine çok siyasi kalıyor, ekonomik ve kültürel ihtiyaçlara cevap vermiyor. Oysa bunların hepsi ve dengeli olması çok önemli.
Seçim sürecinde ikinci husus, doğru aday belirlemesidir. Yerel seçimde partiden çok adayın kim olduğu önemlidir. Adayların dürüst, halkçı, işi yapabilir formasyona sahip ve mümkünse yerelden olmasına önem vermek gerekiyor. Bu konuda öncü toplumun ikna edilmesi, yani adayların onlarla belirlenmesi önem taşıyor.
Son olarak en önemli konu olan çalışmak geliyor. AKP bir yıldır seçim çalışması yapıyor ve herkesi de çalıştırıyor. BDP ve demokratik güçler geç ve dar kalıyorlar, kendileri dışındaki geniş yurtsever kesimi örgütleyip çalıştıramıyorlar. Oysa en geniş kesimleri seçim çalışmasına katmak lazım. Kahve kahve, ev ev, kişi kişi ilişkilenmek lazım. Sadece mitingler yapıp buralarda konuşmakla seçim kazanılmaz.
Tabi seçimde kültürel, milli, dini, mezhepsel farklılıklara dikkat etmek, hepsini kapsamakla birlikte hepsine yer vermek de önemli. Yine kadın belediyeciliğini ısrarla ve ciddiyetle geliştirmek gerekiyor.
Çok karmaşık bir süreci yaşıyoruz. Unutmayalım ki, sürecin nereye gideceğini biraz da seçim sonuçları belirleyecek. O halde daha şimdiden yüklenmek ve çalışmak lazım!..