Seçim sonuçlarına itiraz eden HDP’nin tüm başvuruları reddedilip AKP’nin tüm başvuruları kabul edilse de 2019 seçiminin en büyük kaybedeninin AKP olduğunu tüm dünya görmüş durumdadır. MHP ondan yararlanıp birkaç belediye fazla elde etmiş olsa da büyük izdivacın sonuna gelinmiştir. Faşizan ittifak kaybetmiştir. Bunda HDP ve demokrasi güçlerinin stratejisinin belirleyici olduğunu da herkes görüyor. Bu da iyidir.

Fakat bununla birlikte tecride karşı açlık grevi eylemcileri halkı seçime motive etmiştir. Kaybetmelerinin en başta gelen nedeni uyguladıkları tecrit ve Rojava’ya saldırı politikasıdır. Yine bu sonuç Rojava ve Suriye’deki direnişle bağlantılıdır. İmralı görüşme notlarında geçen bir tespit kanıtlanmıştır: IŞİD’in yenilmesi AKP’nin yenilmesi anlamına geliyordu ve bunun da seçimler üzerinde çok ciddi etkisi olmuştur.

Tecrit ve işgal sadece AKP’yi değil Türkiye’yi bitiriyor. CHP başta olmak üzere muhalefetin bu durumu görmesi ve Efrîn başta olmak üzere Rojava’daki Türk işgaline destek vermekten vazgeçmesi; ayrıca demokrasi adına, ülke-bölge barışı adına tecrit politikalarına karşı beşinci ayında olan açlık grevlerinin meşru ve tamamen hukuki çerçevedeki taleplerine duyarlı olmaları gerekir. HDP’nin bunu kendilerinden istemesi en doğal olanıdır.

Böylece yakalanan ivme, demokrasinin önünü açacak adımlarla sürdürülebilir.

Rejimin türlü hile, tehdit ve saldırıları altında sandığa gitmek ve gasp edilen belediyelerin çoğunu yeniden kazanmak gerçekten büyük bir başarıdır. AKP’nin yaratmak istediği sahte algıya karşı da uyanık olunmalıdır. HDP’nin bazı yerleri normal şekilde kaybettiği algısını yaratmak istiyorlar. Bu doğru değildir. İşgal ve gaspın had safhaya çıkarıldığı yerler var, o kadar. Şırnak vb. yerler için başka bir tanım yapılamaz.

Uyguladıkları yöntemlerin peşi bırakılmamalı, her bir yerin verileriyle birlikte üstüne gidilmeli ve sürekli teşhir edilmelidir. Hileye, yalana, dolana, işgale, gaspa seçim ya da halk desteği denilemez. Bu gerçeği hiçbir algı operasyonuyla değiştiremezler. Kaybeden kendileridir. Bütünden bakıldığında, 17 yıllık iktidarlarının en büyük hezimetini yaşamışlardır. Hele ki HDP’nin birçok yerdeki yüzde 70-80’lik oylarına karşı konuşacak durumda değiller, sadece algı operasyonu yapıyorlar. Oysa halklarımız her yerde AKP’ye açıkça “çek-git” demiştir!

Dersim ise çok yönlü tartışmalara konu olacak bir süreç yaşamıştır. Demokrasi cephesinde birlik olması gerekenlerin seçimlere parçalı girmiş olması en temel sorgulama konusudur. Sanki normal koşullarda seçimlere gidiliyormuş gibi davranılması, TKP (SMF) adayının genel siyasi atmosferden kopuk hareket etmesi kendilerine karşı ne yazık ki ülke gerekli sempatiyi oluşturmamıştır. Öneminden dolayı sadece Bakur’da değil diğer parçalarda da Dersim tartışılıyor. Seçim günü Maçoğlu “800 oy farkla kazandım” açıklaması yaptı oysa kaybettiği gündür ama bunun farkında değildir! Yanılıyor olmayı dilerim…

Öncelikle soykırım rejimine karşı büyük bedellerle mücadele eden halk gerçekliğine saygılı yaklaşılmalıydı. Toz pembe bir ülkede yaşamıyoruz. Her yerde saldırıya uğrayan, eşbaşkanları ve Dersim belediye başkanları dahil birçok yöneticisi hapishanelerde rehin tutulan HDP lehine tutum alması için yapılan çağrılara rağmen kendinde ısrar etmenin siyasi anlamı herhalde tartışılacaktır. Partisini veya kişiliğini karalamak için değil, yanlış bir mantığın ve siyaset anlayışının düzeltilmesi adına bu tartışma kaçınılmazdır. Bu dönem “hepimiz HDP’liyiz!” denilmesi gereken bir dönemdi. Bununla birlikte yerelin genelle bağını kurması, demokratik-ulusal tutum ve demokrasi güçlerinin birlik olma sorunu esas tartışma konusudur.

Tüm bunlara rağmen Dersim halkı bugün itibariyle belediyede hem HDP’ye hem de Fatih Maçoğlu’na sorumluluk yüklemiştir. Örneğin bir özgür yaşam ilkesi olarak Dersim’de “Eşbaşkanlık” sistemine nasıl yaklaşılacağı demokratlığın da sosyalistliğin de esas kanıtı olacaktır.

Öte yandan unutulmamalıdır ki Dersim Belediye Eşbaşkanı Nurhayat Altun’un tutuklu olduğu koşullarda herkes faşizmin hedefi haline gelebilir. Ayrıca genelden kopuk bir yerel anlayış demokratik sonuçlar doğurmaz. Hiç kuşkusuz ki yerelin, Dersim halkının iradesine saygı esastır, fakat ilgili siyasetlerin geneli gözetmediklerinde ne kadar ayakta kalma şansına sahip olabilecekleri tartışmalıdır. Bu yanlış siyasetin birçok negatif sonuç doğurabileceğinden bahsedilebilir ama en azından faşizme kolay yem olmamaları için bunları belirtiyoruz.

Seçimin ortaya çıkardığı başka bir gerçek de siyasetin “taktik ve ittifak” demek olduğudur. Duygusal-tepkisel yaklaşımlar fayda getirmiyor, zengin taktik ve ittifak anlayışı ise sonuç alıyor. Belki kimi yerel muhataplar açıkça ilkesiz davranıp Mersin-Akdeniz Belediyesinde kaybedilmesine yol açtıkları halde Türkiye genelinde ortaya çıkan objektif sonuç budur. Ortada bir anlaşma olmasa bile toplumsal konsensüs CHP’nin Akdeniz Belediyesi için aday göstermemesini gerektirirdi. Tıpkı Türkiye’nin büyük şehirlerinde HDP’nin aday göstermeyerek demokrasiye yaptığı tarihi katkı gibi…

Buna rağmen faşizme karşı demokratik cephe ve ittifak anlayışında ısrar edilmelidir.

Bu doğrultu daha kapsamlı şekilde ele alınıp sadece yerelde değil genelde de sergilenirse can çekişmeye başlayan faşizme bir an önce son verilebilir. Bu iyice görülmüştür. Yakın geçmişte bu imkan bir kez kaçırıldı: HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı CHP tarafından da desteklenmiş olsaydı daha o zaman Türkiye gestapo ülkesi olmaktan kurtulmuştu! Şimdi tekrar bir fırsat doğmuştur, bu kez doğru değerlendirilmelidir.

Bunlar şimdi olanlardır; ekonomik kriz, erken genel seçim vb. olabilecekler de buna göre şekillenecektir.

Seçim gecesi balkondan Erdoğan çiftinin el sallayışları bu kez “veda edip gitme provası” havasındaydı. Halen manipülasyon peşinde koşmaları beyhudedir. Kaçınılmaz son budur: Ya tüm siyasetlerini değiştirecekler ya da gerçeklere saygısız olan herkes gibi çekip gidecekler!