Hüsnü ÇAVUŞ

“Zorluklar sizi yıldırmasın. Tam tersine, sizi çelikleştirsin. zorluklarla yaşamı kazanın ki, yaşamın değeri büyük olsun. Kolay kazanılan yaşam, yaşamaya değmez.“ A.Öcalan

Tarih M.İnce şahsında, CHP’nin devleti esas alan ve halkı devlete hizmet eden köleler olarak gören yüzünü bir kez daha gösterdi. Seçim meydanlarında arslan gibi kükreyen M.İnce gitmiş, yerine seçim sonrası süt dökmüş kediye dönen İnce gelmişti. 25 Haziran basın açıklaması bunu ispatlar nitelikteydi. İnce’nin sıfır moralle basın açıklamasındaki şu cümleler birbirine ters içerikteydi: „Erdoğan’ın 81 milyonun Cumhurbaşkanı olmasını diliyor ve buna inanıyorum.“ Sonra da „sorunları yaratanlardan çözüm beklenmez. Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin nasıl daraldığını göreceksiniz. Türkiye parlamenter sistemle bağlarını kopardı. Türkiye Erdoğan’la tek adam rejimine geçmiştir. Erdoğan’la yaşam sürdürülemez. Oylar çalınmıştır ama sonucu etkileyecek boyutta değildir.“ İnce, konuşmasının devamında ise ülkede demokrasi varmış gibi şöyle devam ediyor; „Eldeki tutanaklarla da yenildiyseniz, birkaç bin oy çalındı diye sokaklara çıkılması demokrasiye terstir. Yasal yollardan mücadeleye devam edeceğiz.“ Bir başka cümlesinde ise Erdoğan’ın kazanmasını diğer muhalif partilerin az oy almasına bağlayarak ve CHP’nin yanlışlarına atfen de “kendisinin aslında CHP’nin eski oy oranıyla karşılaştırıldığında başarılı olduğunu“ belirtip kendini tatmin ediyor ve 15 milyon oy veren seçmenine, “bana yürü, peşindeyiz derlerse hazırım.“ diyor.

İnce’nin konuşmasında birbiriyle çelişen açıklamaları tamamiyle bir korkutulmuş, sinmiş, yenilmiş ve teslim olmuş bir ruh halinin yansımasıydı. Bu seçim günü ve ertesi gün ortalıkta görünmeyen Kılıçdaroğlu için de geçerlidir ve CHP’nin tarihten gelen devletçi geleneğinin bir yansımasıdır. İnce ve CHP’nin devletin bekaası için beş milyon seçmenine sırtını dönmesinin başka bir izahı mümkün görünmüyor. Kuyruğunu dik tutma çabasını, 500 gün sonraki yerel seçimlere hazırlanma vaadiyle gizlemeye çalışması da bunun bir kanıtı olarak öne çıkıyor. İnce’nin asık suratıyla, “korkmayın Türkiye bölünmez“ demesi de, aslında ruhen çoktan bölündüğünün kendi şahsında bir itirafı gibiydi. Bunu iyi biliyordu. Ama batan gemiden en az yarayla ve fırtınanın azgın dalgalarında boğulmadan kurtulmak için bir kayık arayışında olduğu da belliydi. Karadenizli olmakla iyi yüzücü olunamayacağı da kanıtlamıştı. Yani kaptanlığa heveslenmiş olan ve meydanlarda coşan Temel Reis’in karizması kötü çizilmişti.

Artık vekil de olmayan Muharrem İnce, basın açıklamasının satır aralarında, inceden İnce’ye 15 milyon seçmenine demek istiyordu ki, “16 Nisan seçimi gibi bu seçim de adaletsizdi. O zamanda sokağa çıkmayın ve itiraz etmeyin demiştik, şimdi de aynısını yapın diyoruz. Oylarınızı çaldılar ama kaderinize boyun eğin. Yoksa bu adamlar çok tehlikeli; ülke ve devlet zarar görür, iç savaş çıkar. Ben ve partim korktuk ve teslim olduk. Siz de teslim olun. Ölmekten daha iyidir.“ İşte basın açıklamasında verilmek istenen mesajın özü budur.

Peki CHP ve Kılıçdaroğlu’nun durumu ne olacak? Kılıçdaroğlu Alevileri sağcılaştırma görevini yerine getirme misyonuna devam edecek. CHP içinde solcu takılan vekilleri de tasfiye ettiğinden dolayı, işi daha kolay. Bu haliyle tam da Erdoğan’ın dişine göre. CHP mecliste devletin çıkarları için AKP’yi desteklemeye devam edecektir. Halkın çıkarları onlara göre devletin çıkarlarından sonra gelir. Yani devlete hizmetten dolayı halkın çıkarlarına sıra hiç gelmeyecek. Vekilliği de elinden giden İnce’nin önünde üç yol var: Ya başarabilirse parti kurup sonrada CHP’den kopuşlar yaratarak mecliste grup kurmak ya da Kılıçdaroğlu’na biat ederek, parti içinde güç olup genel başkanlığı almaktır. Üçüncü bir yol ise emekliye ayrılmanın yavaş yavaş zeminini hazırlamaktır. Ama bu olasılık onun iktidar hırsından dolayı bir seçenek gibi görülmüyor.

O zaman HDP’ye bakmamız gerekiyor. HDP’nin parlamenter mücadelesinin eskiyi aşan bir düzeyde olma ihtimali oldukça zayıftır. Kürsüden konuşacak ama AKP’nin ve devlet zihniyetinin sömürgeci, soykırımcı ve dinci karakterinden dolayı, parlamentoda dertlere derman bulamayacaktır. Hatta vekillerin tasfiye sürecinin devam etme olasılığı da kalkmış değildir. Elbette bu gerçekliğe rağmen, HDP’nin demokratik siyasal mücadelesi de yükselerek ve derinleşerek sürecektir. Toplumsal ve siyasal çelişkiler derinleştikçe demokratik mücadele giderek halkların önüne parlamenter mücadelenin sokaklardaki direnişle içiçe geçmesine zemin sunacak ve sokakların belirleyici, parlamentonun ise tali plana düştüğü bir mücadele sürecine doğru evrilecek ve bu da beraberinde gerilla mücadelesiyle farklı bir boyutta buluşarak birleşik devrimci halk savaşı aşamasını Türkiye halklarının da gündemine sokacaktır. Çünkü artık yönetilenler eskisi gibi yönetilmeye sandıkta değil sokak barikatlarında itiraz edecek ve yönetenlerin yönetme krizi önceki krizi de aşacağından yani ekonomik, sosyal, siyasal ve askeri tıkanma derinleşeceğinden, ya insanlığın kalan maddi-manevi değerlerini kurtarmak adına uzlaşanın kapısı aralanacaktır. Böylelikle de barışa şans tanınarak, devlet demokratikleşmeye zorunlu bırakılmış olarak müzakere için (ama bu kez ciddiyetle) masaya oturmak durumunda kalınacaktır. Veya büyük bir iç savaş sonucunda aynı sokakta, mahallede, köyde ve şehirde kırgın ve kuşkulu da olsalar, birlikte yaşayan komşuların birbirlerine düşürülmesiyle tanıdıkların cesetleri ve derin acıların manevi yıkıntıları, Sur, Cizre, Efrîn vd. yerlerdeki gibi yerle bir edilmiş yerleşim yerlerinin kan ve ölüm kokan günleri ve yıllarını kapsayan büyük bir kavgaya devam edilecektir. Açıktır ki, bu acıları yaşayacak olan halklardan ayakta kalanların büyük barışı da kolay olmayacak ve acının izleri nesiller boyu sürecektir.

Sonuç olarak, yapılan seçimlerde faşizmin gerileterek barışın önünü açacak olan büyük bir şans kaybedilmiş oldu. Ama bu, büyük zaferin kazanılamayacağı anlamına da gelmiyor. Çünkü Kürdistan’da halk “SERİ HİLDA!“ dedi. Yani KÜRDİSTAN’DA UMUT HALA DİMDİK AYAKTA VE DİRENİYOR. Türkiye’deki halklara verilecek umudun ve direnişin hayat suyu da buralardan oralara akacak.