Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana Kürtlere yönelik inkar ve katliam politikaları, bu ülkeyi aynı zamanda “siyasi parti mezarlığına” dönüştürdü. Kürt siyasal hareketinin BDP’ye kadar kurulan tüm partileri kapatıldı. 1990’da Halkın Emek Partisi (HEP) ile başlayan bu serüvende, 24 yıl içinde 7 Kürt siyasi partisi kapatıldı.
Baskılar kuşkusuz parti kapatmayla sınırlı değildi, bunlar belki de en hafif olanıydı. Her parti kapatılana kadar, benzeri görülmemiş baskılara maruz kaldı, üyeleri öldürüldü, işkencelerden geçirildi, cezaevlerine dolduruldu, tehdit edildi ya da sindirilmeye çalışıldı.

Denemedik yöntem kalmadı

Geçen 24 yıl içinde Kürtleri iradelerinin Meclis'e ve belediyelere yansımaması için denenmedik yöntem kalmadı. Ancak tüm bu baskılar ve 2009’de yeni bir boyut kazanarak “siyasi soykırım” olarak adlandırılan operasyonlara rağmen, Kürt özgürlük mücadelesinin yükselişi durdurulamadı. Aksine, bu mücadelenin etkisi tarih boyunca hiç olmadığı kadar geniş bir alana yayıldı. Bu mücadele geleneğinin bir sonucu olarak, Kürtler siyasal olarak tüm parçalarda hiç olmadığı kadar bir birlerine yakınlaşmış durumda.
HEP’ten ÖZDEP’e, DEP’ten HADEP, DEHAP, DTP ve BDP’ye kadar devam eden bu mücadelede, Kürtler ırkçı rejimi çözmek için sayısız teşebbüslerde bulundu. Başta SHP olmak üzere çeşitli partilerle ittifak kurdu. İlk büyük siyasi başarısı 1991’de Meclis’e gönderdiği Kürt vekillerin, Kürtçe yaptıkları yemin oldu. Bu inkar üzerine kurulu bir sistemde önemli bir çatlağa yol açmıştı. Aynı sistem Kürtçe yemine tahammül etmeyerek, Kürt vekilleri Meclis’ten alarak cezaevine göndermişti.
Yerel düzeyde ilk önemli başarı 1999’da HADEP ile elde edildi. HADEP baskı ve hilelere rağmen yüzde 3,37 oranında oy alarak, 38 belediye kazanmayı başardı.

Erdoğan dönemlerinin zorluğu

2002’ye gelindiğinde yeni bir dönem başladı. Birinci, İkinci ve Üçüncü Erdoğan dönemlerine geçiş yaşandı. Özetle, 2002’de kriz ortamında gelen Erdoğan iktidarı, bugün çatışma halinde olduğu Fethullah Gülen Cemaati’nin ortaklığında 2005’e iktidarını tüm devlet mekanizmalarında kurmak için sahte umutlar yarattı. 2007’ye gelindiğinde artık polis ve istihbarat Kemalistlerden, Kürt Özgürlük Hareketi'nin ifadesiyle “Yeşil Faşizm”e geçmişti. 2009’da ise asker üzerinde hakimiyet kurularak, Kürtlere ve tüm muhaliflere karşı yeni bir dönemin startı verildi. Telefonlar ve internet hukukdışı bir şekilde yoğunca dinlendi, insanları hapse atmak için “yumurta, limon, kefiye ve pankart” gibi absürd gerekçeler temel deliller haline getirildi. Koşullar daha da zorlanarak, önce tutuklamalar sonra delil üretimleri başladı ya da provokasyonlarla tutuklamalara zemin hazırlandı.
AKP iktidarının bu döneminde, Kürt siyasal hareketi 2004’teki yerel seçimlere ittifak halinde gitti. SHP, DEHAP, Özgür Parti, SDP, ÖDP, EMEP’ten oluşan Demokratik Güç Birliği, 5 il, 33 ilçe ve 31 belde belediye başkanlığı kazandı.

2009'daki tarihi sıçrama

2004 seçimleri ile birlikte Kürtlerin hem kendi kimlikleri ile siyasi alandaki varlıklarını güçlendirmeleri, hem de yeni ittifak arayışları daha da yoğunlaştı. Ancak bu kolay bir iş değildi. Kürtlere yönelik hem askeri hem de siyasi alanda saldırı kampanyaları yürütülüyordu.
2009’da DTP ile Kürt siyasal hareketi 98 belediye kazandığında, bu hem Kürtler, hem Türkiye hem de Ortadoğu açısından yepyeni bir durumu ifade ediyordu. DTP’nin elde ettiği oy oranı ise yüzde 5.21 olarak kayda geçmişti. Bu durum Türkiye iktidarı ve elitlerinde çok ciddi bir rahatsızlık yarattı. Mart’taki seçimlerden sadece birkaç hafta sonra, Kürtlere yönelik benzeri görülmemiş polisiye operasyonlar başlatıldı. Türkiye tarihinin en büyük kolektif tutuklamaları gerçekleşti.
Operasyonlar öyle bir boyuta vardırıldı ki, aynı yıl içerisinde DTP Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı, tutuklanan seçilmişlerin sayısı yüzleri buldu. Bunlardan en az 6’sı milletvekili ve 32’si belediye başkanlarından oluşuyordu. Türkiye bu yeni dönemde, tutuklu belediye başkanları, gazeteciler, avukatlar, öğrenciler, çocuklar, kadın aktivistler ve insan hakları savunucuları açısından dünyanın en büyük cezaevi haline geldi.

Barış süreçleri ve çözülmeler

2009’da başlatılan bu süreç aynı zamdan PKK ile Türk devleti arasında da yeni bir dönemin kapısını açtı. Oslo görüşmeleri olarak adlandırılan ilk doğrudan temas sağlandı, ancak görüşmelerin sızdırılması ile süreç boşa çıkarılmaya çalışıldı. Oslo görüşmeleri AKP iktidarı ile Fethullah Gülen evliliğinde bağların kopmasına götüren sürecin ateşleyicisi oldu.
Kürt Özgürlük Hareketi'ne yönelik askeri alanda imha operasyonları başlatıldı. Bu yeni operasyonlar “Tamil senaryosu” olarak kayda geçti. Türk Hükümeti, bir yandan barış ve çözüm vaatlerinde bulunurken, diğer yandan Kürt Özgürlük Hareketi'ni tamamen yenilgiye uğratarak bu sorundan kurtulmayı hedefledi. Hesaplarını PKK’nin imhası ve Kürt halkının temel taleplerini boğma üzerine kurmuştu. Öyle ki PKK’nin 2011 kışından çıkmayacağını düşündü. Ancak 2012 yazı Türk devleti için bir kabusa dönüştü. Kürt devrimciler, benzeri görülmemiş bir hamle başlatarak yüzlerce kilometrelik bir alanda denetim kurdular. Yenilmez Türk ordusu efsanesi büyük darbe aldı. Kürt açılımı adı altında hükümetin 2009’da başlattığı baskıcı-güvenlikçi politika başarısız oldu. AKP ve ordusu yenildi.
Bu çatışmalı ortamda gerçekleşen 2011 genel seçimlerinde Kürtlerin öncülüğündeki Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku 36 vekil çıkardı. AKP her ne kadar bu seçimlerde yüzde 49 ile ezici bir oy çoğunluğuna ulaşsa da sandalye sayısı bir önceki seçimlere göre 344’ten 325’e düştü. Blok’un da temel hedefi, Meclis’e daha fazla vekil göndermek değil, aynı zamanda AKP’yi geriletmekti. AKP Meclis’te geriledi, Kürtler Türk Meclisi’ndeki en büyük grubunu oluşturmayı başardı.
Kürtlerin 2011’deki bu siyasal başarısı ile 2012 yazındaki askeri başarısı, beraberinde 2013 başındaki yeni demokratik çözüm sürecini de getirdi. Bir yandan binlerce siyasetçinin tutukluluğu sürerken, diğer yandan devlet ilk kez Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile aynı masaya bu düzeyde oturdu.

Yeni bir dönemin başlangıcı

2009 ve 2011 seçimlerine çatışmalı ortamda giren Kürtleri, 2014’teki yerel seçimlere Öcalan’ın inisiyatifinde 2013 Mart’ında başlayan çatışmasız bir dönemde girdi. Bu seçimler bir çok açıdan yeni gelişmeleri içeriyor. AKP hiç olmadığı kadar tepki gösterilir durumda, Türk devletinin zirvesinde derin bir kriz yaşanıyor. Buna karşın Kürt Özgürlük Hareketi, BDP öncülüğünde Kürdistan’da hiç olmadığı kadar etkisini arttırırken, aynı şekilde Batı’da hiç olmadığı kadar güçlü bir ittifakın içinde bulunuyor. Kürtlerin başarısının, bölgesel ve uluslararası etkisi olacak. Bu seçimler, AKP ve Türkiye’nin geneli açısından da yeni bir dönemin kapısının sonuna kadar açılacağına işaret ediyor.



MAXİME AZADİ /ANF/HABER MERKEZİ