Yazıya attığımız başlık bir yönüyle fazlasıyla ketum görülebilir. Fakat 28 Şubat günü Dolmabahçe’den yapılan açıklamaların şimdilik somut ve elle tutulur tek yanı budur. Bu nedenle, "Sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yemesi" misali, biz de şimdilik böyle bir başlıkla yetinmek durumunda kaldık.

Kuşkusuz bundan dolayı fazla haksız da değiliz. Çünkü, şimdiye kadar benzer biçimde birçok kez açıklama yapıldı ve topluma vaatlerde bulunuldu. Örneğin Oslo süreci ve 2011'in Mayıs ayında İmralı’da hazırlanan çözüm projesi vardı. 2013 Newroz'unda okunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın demokrasi deklarasyonu ve çözüm planı söz konusuydu. En son 2014 Kasım ayında yine PKK Lideri’nin sunduğu "Barış ve Demokratik Müzakere Süreci Taslağı" gündemdeydi.

Bunlar temelinde kamuoyuna o kadar çok şey söylendi ki! Müzakere olacağı, heyetler kurulacağı, İmralı’ya çok farklı grupların gidip geleceği, Akil İnsanlar Komisyonu örgütleneceği, izleme kurulları olacağı, Hakikatleri Araştırma Komisyonu oluşturulacağı, vb.

Fakat bunların neredeyse hiçbiri olmadı. 2013 Haziran'ından bu yana sadece çatışmasızlık sürdü ve bir HDP Milletvekili Heyeti ayda bir İmralı’ya giderek PKK Lideri ile görüşmeler yaptı. Gerisi ise hep vaat düzeyinde kaldı. 

Dahası gündeme bir de "İç Güvenlik Yasa Tasarısı" girdi. Öyle ki, bir haftayı aşkın süredir bu tasarı nedeniyle neredeyse TBMM bir savaş alanına dönüştü. Yine Kürt çocukları Cizre’de ve benzer yerlerde kurşunlanıyor. Yine Kürt gençleri tutuklanıp zindanlara konuyor. Yine sokak ortasında kadınlar katlediliyor. Hala ölümcül hasta tutsaklar zindanlarda tutuluyor!

Peki böyle bir ortamda AKP çevrelerinin ve yandaş basının "PKK silahsızlanıyor" diye yirmi dört saat yürüttüğü propaganda nasıl gerçekleşecek? Meclise verilen yasa için açıkça "PKK’ye karşı ve onu tasfiye edici" denirken, PKK’nin söz konusu adımları atması nasıl olacak? Sokaktaki Kürt gençleri tutuklanıp zindanlara konurken, dağdakiler nasıl inip gelecek? Besbelli ki bütün bunları anlamak çok zordur. 


Silahsızlanma çağrısı değil, niyet beyanı 

Tekrar 28 Şubat günü Dolmabahçe’den yapılan açıklamalara gelirsek, kuşkusuz HDP Heyeti adına Sırrı Süreyya Önder ile AKP hükümeti adına Yalçın Akdoğan’ın yaptığı açıklamaların farklı ve gerçekleştiğinde tarihi önem arz eden yanları da vardır. Biz bunları görmüyor ve de önemsemiyor değiliz. Fakat ciddi önem arz eden tüm bu hususların şarta bağlı olduğunu da görmek lazım.

Açıklamalarda somut ve kesin olan tek şey, seçime kadar çatışmasızlıkta karar kılınmış olmasıdır. Sırrı Süreyya Önder’in yaptığı açıklamada bu husus "tahkim edilmiş çatışmasızlık" biçiminde ifade ediliyor. Yalçın Akdoğan’ın açıklamasında ise aynı husus "tam anlamıyla bir eylemsizlik" kelimeleriyle yer alıyor. Bu temelde 7 Haziran seçimine kadar sağlam bir çatışmasızlığın süreceği anlaşılıyor.

Peki o kadar çok tartışılan açıklamaların içeriği sadece bu mu? Tabi ki bu değil ve başka hususlar da var. Örneğin taraflar kamuoyu önünde ilk kez birbirlerini bu biçimde kabul etmiş oluyorlar. Yine şartlı olmak kaydıyla kamuoyu önünde açık taahhütte bulunuyorlar.

Örneğin PKK Lideri Abdullah Öcalan, açıklamada yer alan on madde üzerinde müzakereler yapılması durumunda silahlı mücadelenin yerine siyasi mücadeleyi koymak üzere bahar aylarında PKK’yi kongre yapmaya davet ediyor. Bunun "tarihi bir niyet beyanı" olduğunu belirtiyor.

Kuşkusuz bu biçimde PKK Lideri somut bir çağrı yapmıyor. AKP hükümetinin söz konusu on maddeyi müzakere etmeye gelmesi durumunda bu çağrıyı yapıp pratikleştireceğini belirtiyor. Şimdiden böyle bir niyet beyanı ile de hükümeti ve Türkiye toplumunu çözüm süreci üzerinde daha yoğun ve samimi durmaya teşvik ediyor.

Elbette şimdilik bir niyet beyanı konumunda bile olsa, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın söz konusu davet içeren sözleri çok önemlidir ve tarihidir. Bu sözler şu anlama geliyor: Türkiye’yi demokratikleştirecek ve demokratik siyasetin önünü açacak adımların atılması durumunda PKK de silahlı mücadeleyi durdurup demokratik siyasi mücadele yürütecek! Bu anlamda PKK tutumunu netleştirmiş oluyor ve böylece de top AKP hükümetinin üzerine atılmış bulunuyor.


AKP eylemsizliği yeterli görüyor

Peki AKP hükümeti bunun gereğini yerine getirecek mi? HDP heyetiyle birlikte açıklama yaparak ve söz konusu on madde için "Bunlar zaten sürekli tartıştığımız konular" diyerek hükümet de demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda kamuoyuna taahhütte bulunmuş oluyor. Tabi onun da şartı var: PKK’nin silahlı mücadeleyi bırakıp stratejik olarak siyasi mücadeleyi esas alması!

Dolmabahçe’de yapılan açıklamalarda seçime kadar çatışmasızlık kesin olurken, Kürt sorununun çözümü ve silahlı mücadeleyi bırakma birbirine bağlı şartlar halinde ifade edilmiş durumdadır. Belli ki taraflar birbirine bakarak söz konusu adımları atacaklardır. Yani biraz da gelişmeler ne olacağını belirleyecek. Belki de 7 Haziran seçim sonuçları belirleyici olacak.

Burada Kürt tarafının daha açık, samimi ve adım atmakta istekli olduğunu belirtebiliriz. Eğer AKP hükümetinde biraz tutarlılık görürse, o zaman tereddütsüz vaat ettiği adımları atar görünüyor. Fakat AKP açısından aynı şeyi söylemek mümkün değildir. AKP daha çok türübünlere oynamakta ve söz konusu açıklamaları 7 Haziran seçimi için oya çevirmeye çalışmaktadır. Ayrıca Tayyip Erdoğan ile Bülent Arınç’ın üslubu her an süreci zehirlemektedir.

AKP’nin süreci esas itibariyle bir seçim süreci olarak ele aldığı ve bu temelde 7 Haziran seçimini kazanmak istediği kesindir. En azından şimdiki yaklaşımı ve tutumu kesinlikle böyledir. Dolayısıyla sürece seçime kadar yaklaşmakta ve eylemsizliği yeterli görmektedir. Bu nedenle, başta HDP olmak üzere demokratik siyaset güçlerinin de bu gerçeği görmesi ve 7 Haziran seçiminde AKP’yi kazandıran değil, demokratik siyasetin zaferini yaratan bir tutum ve çaba içinde olması gerekir.


***

Yaşar Kemal öğretmeye devam edecek 

Burada Dolmabahçe açıklamasından az sonra değerli yaşamını kaybeden büyük yazar Yaşar Kemal’i saygı ve minnetle andığımızı da ifade edelim. Bu temelde herkese de baş sağlığı dileklerimizi iletiyoruz! 

Yaşar Kemal, toplumumuzun aklı, dili ve vicdanıydı. Yazar ve edebiyatçı kişiliği kadar, ideolojik ve siyasal kişiliği de belirgindi ve hep emekçilere bir şeyler vermeye, öğretici olmaya çalıştı. Bir dil ustası, özgür yaşam hayalcisi, barış ve tam demokrasi mücadelecisiydi. Diğer halklar ve ezilenlerle birlikte Kürt halkının demokratik haklarına kavuşması için sürekli bir çaba içinde oldu.

Hepimiz ondan çok şey öğrendik. En başta toplumu ve insanı sevmeyi, özgürlük ve eşitlikten yana olmayı, sürekli çalışmak ve üretmek gerektiğini öğrendik. Yaşar Kemal yetiştirdiği öğrencileriyle ve sevdiği toplumuyla her zaman yaşayacak ve öğretmeye devam edecek!