
Türkiye’de gündem yoğun. Yazacak çok konu var. Ancak seçim kampanyasının sonuna gelindi. Bu açıdan öncelikli olarak yine seçimler üzerinde durmak gerekiyor. Bu seçimlerin sonuçları siyaset dünyası üzerinde oldukça etkili olacaktır. Gelişmeler bilinen normal bir yerel seçim sınırlarını aştı. Özellikle Fethullahçılar ve AKP’nin çatışması seçimlerin en yeni unsurlarından birisi oldu.
Son bir yılın çatışmasız geçmesi ve Kürt sorununu barışçıl yollarla çözme girişimleri Türkiye’de siyasi havayı oldukça etkiledi. Türkiye’nin siyasi ve toplumsal atmosferinde büyük bir değişim ve rahatlama yaşandı. Bu gelişme yeni ayrışma ve netleşmelere de hizmet etti. Özellikle Fethullahçılar AKP Hükümetiyle arayı iyice bozdular ve etkisiz kılmaya çalıştılar. Bu seçimlerde açıktan AKP’ye oy verilmemesini istediler. Daha çok CHP’ye yanaştılar. CHP ise Kılıçdaroğlu liderliğinde bir çıkış yapamadı ve kitlelere umut veremedi. Kılıçdaroğlu CHP’yi sosyal demokrat bir partiye dönüştüremedi ve liderlik yeteneği sergileyemedi.
AKP ise oldukça yıprandı ve savunma halinde kaldı. Fethullahçılar devlet içinde örgütlendikleri için izleme ve bilgi depolama olanaklarına sahip oldular. AKP’yi içten, bu bilgilerle vurdular. Özellikle yolsuzluklar ve hırsızlıklarla iç içe geçmiş bir AKP gerçeğini halkın önüne taşıdılar. Seçime kadar da AKP’yi adeta diken üstünde tuttular. Hergün yeni kasetler, yeni bilgiler basına sızdırılacak korkusu ve baskısı altında kaldı hükümet. Fethullahçılar demokratik ve temiz bir toplum için bu saldırıyı yapmadılar. Tamamen iktidar oyunları üzerinde yoğunlaştılar. Bu açıdan bekledikleri gibi etkili olamadılar. Ne kadar etkili olduklarının sonuçları da bu seçimlerde görülecek.
Kürt Özgürlük Hareketi de tüm tutuklama ve saldırılara rağmen moral üstünlüğünü korudu. Elindeki mevzilerini tutmaya ve takviye etmeye çalıştı. Tüm eksikliklere rağmen seçimlere direnmiş ve tüm yapısıyla ayakta kalmış haliyle seçime girmeyi başardı. Devletin açık terörünün durması ve tutuklamaların sınırlanması kitleleri biraz rahatlattı. Kitleselleşme ve ulusal birliğin gelişmesinde herkesin açıktan farkedeceği bir gelişme yaşandı. Newroz ve seçim kampanyasının üst üste gelmesiyle de deyim yerinde ise Kürdistan halkı ayağa kalktı.
Kürdistan’da tüm zamanlardan daha fazla kitleselleşme ve ulusal birleşme ortaya çıktı. Reber Apo’nun süreci hazırlaması ve yönlendirmesiyle kitlelerde hem güven hem de birleşme ruhu zirve yaptı. Halkın kendine ve önderliğine güveni başarının önünü açtı. Bu seçimlerden BDP ve HDP’nin çok daha güçlenerek çıkacağı artık her kesimce kabul gören bir olgu. Özgürlük hareketinin demokratik bir yönetim ve toplum projesi meydanlarda daha geniş kitlelere ulaştırılabildi.
Kürdistan’daki tüm halklar, inançlar ve kültürler BDP çatısı altında kendilerini özgürce ifade edebiliyorlar. Bu gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor ve görülüyor. BDP’ye tüm kesimlerden, özellikle kadınlardan büyük bir ilgi ve akış var. Kürdistan bugün güçlü kadın hareketi, herkesimi bağrında toplamasıyla Türkiye’nin de öncü ve örnek demokrasi gücü olduğunu gösterdi. BDP’nin yanında HDP de batıda, Türkiye’nin diğer bölgelerinde alternatif bir güç olduğunu gösterdi. Düzen partilerinin dışında demokratik bir güç oluşturulabileceği kanıtlandı.
Rojava’daki gelişmelerle birlikte ele alındığında Kürdistan, Ortadoğu’da demokratik bir alternatif olarak öne çıkıyor. Bölgesel olarak demokratik bir model ve yıldızı yükselen bir güç olmayı sürdürüyor. Kürdistan’da yaşayan toplumların kaderlerini eline alması, kendilerini yönetmeye talip olması tüm Türkiye için de demokrasinin motoru rolünü oynayacak. Bu açılardan ele alındığında bu seçimlerin ne kadar önemli olduğu ve klasik yerel seçimler olmanın çok ötesinde bir misyona sahip olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
Demokratik özerkliğin ete kemiğe bürüneceği bir sürecle karşı karşıyayız.
Düzen partileri hep seçimleri öne çıkarırlardı. Halk bize oy veriyor, diye propaganda yapıyorlardı. Eşit şartlarda seçmlere girilmediği de çok açık. Tüm bürokrasi onlardan yana. Maddi olanakları çok fazla. Her türlü hile ve ayak oyunlarına da teşneler. Tüm çıkar ilişkilerine giriyor ve olmadık vaadlerde bulunuyorlar. Geri toplum ilişkilerini teşvik edip kullanıyorlar. Tüm bunlara rağmen bu halk ve hareket bu alanda da düzen partilerinden ileri olduğunu ve halkın iradesinin açığa çıkarılmasına öncülük yapabileceğini ortaya koyacaktır.
Kürdistan’da devlet AKP olarak var. Diğer düzen partileri silindi. BDP bu açıdan devletle yarışıyor. Bu halk ya devlet yana ya da kendinden yana tavır alma gerçeğiyle karşı karşıya. Halka bunu doğru anlatmak ve aydınlatmak çok önemli bir görev olarak duruyor. Seçime ne kadar az bir zaman kalsa da tam bir seferberlik ruhuyla gerçekleri anlatmak ve örgütlü bir halk ortaya çıkarmak hem bugünün hem de yarının görevi olarak önümüzde duruyor. Demokrasi ve özgürlükler için mücadeleye devam etmek gerekiyor.