Bugünlerde kime sorarsanız sorun, 7 Haziran seçimlerinin önemi üzerine saatlerce değerlendirmeyle karşılaşırsınız. Tabii her birey baktığı yere ve önceliklerine göre ya da desteklediği partinin konumuna göre seçimin önemine değinir. Muhakkak herkesin değerlendirmeleri kendi içinde beli doğrular taşımaktadır. Bu da toplumun seçime yüklediği misyonu güçlü kılmakta.

  Siyasi aktörler için her seçim önemlidir ve kazanılması için topyekun seferber olunur. Ancak bu seçim siyasi figürlerden daha çok halklar için hayati önem arz etmektedir. Yani bugüne kadar yapılan seçimlerden farklı bir rol ve misyona sahiptir. Tıpkı Cumhuriyetin kuruluşundaki kurucu meclis niteliği taşıyan bir özeliğe sahiptir. Nasıl ki o gün kurucu meclisin görev ve sorumlulukları elzemdi, bugün de oluşacak meclis görev ve sorumlulukları açısından aynı niteliktedir.

   O gün bir ülkenin kuruluşu ve yönetim şekli belirleniyordu, bugün ise o ülkenin ve sistemin nasıl şekilleneceği belirlenecek. Yani halkların kaderini değiştirecek bir seçimin arifesindeyiz. Bu seçim halklara, partizanlığı aşan bir görev ve sorumluluk yüklemektedir. Bu da bizi önümüzde duran iki yönetim şeklinden birini tercih etmeye zorluyor. Biri yılardır bizleri inim inim inleten statükocu sistem yani tek adam diktatörlüğü, diğeri de toplumsal katılımı esas alan demokratik sistem. Yani Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmayı esas alan sistem. 

    Evet, önümüzde iki çizgi ve bu çizgileri temsil eden siyasi partiler var. Sıkça tartışıldığı gibi farklı anlayışları taşıyan partiler yok. Birbiriyle taban tabana zıt görünen AKP, CHP ve MHP farklı jargonlar kullansalar da zihniyet olarak statükonun sürdürülmesinde ısrarlılar. Parlamenter sistem ya da başkanlık sistemi biçimsel olarak farklılıklar arz etse de öz olarak aynıdır. Bir de Türkiye’nin demokratikleştirilmesi, toplumsal, siyasi sorunların çözümünde başat rol oynayacağını belirten ve Türkiye halklarıyla birlikte Türkiye’yi demokratikleştirme çabasında olan HDP var.

   Uzun yıllardır gündemimizden çıkmayan darbe Anayasa’sı 7 Haziran seçimlerinden sonra oluşacak parlamentoda muhtemelen değişecek. Anayasa’nın nasıl şekilleneceğini doğal olarak mecliste temsilini bulan partiler belirleyecek. HDP’siz ya da HDP ile yapılacak bir anayasa nasıl olur? Meclis dışında kalan HDP, meclis aritmetiğini de doğal olarak değiştirecek. Böylesi bir durumda, AKP cumhurbaşkanının sıkça dillendirdiği 400 vekile yakın bir sayıya ulaşacak. Karşısında muhalefet yapacak ya da alternatif sistemi savunacak muhalefet olmadığı için istediği gibi at koşturacak.

   Mecliste nicel üstünlüğüyle çıkardığı güvenlik paketiyle ülkeyi zindana çeviren AKP’nin tek başına yapacağı anayasayı varın siz düşünün. Yaşanan her olumlu ya da olumsuz gelişmeden sonra daha da ceberutlaşan hükümet ve cumhurbaşkanının, seçimlerde istedikleri sonucu aldıklarında nasıl bir dikta rejime evirileceklerini tahmin etmek zor olmasa gerek. Yaratılan gerginlikler ve suni gündemlerin tamamı seçimlere dönüktür. Hafızalarınızı bir tazeleyin; AKP seçimlere sürekli yarattığı suni gündemlerle gerginlik yaratıp kendi çıkarları doğrultusunda başarı elde etmiştir. Savcıya ve emniyete karşı yapılan eylemler AKP’nin mumla arayıp bulamadığı imkanı sunmuştur. Zaten eylemlerden hemen sonra güvenlik paketinin yararlarından dem vurarak, avukatların üstünün aranmasına gidip itibarsızlaştırma girişimi ile muhalif olanlara aba altından da sopa göstermiştir.

   Şimdiden seçimlerden sonra kurulacak olan meclise kurucu meclis misyonu atfedilmiştir. Kurucu meclis demek, tüm renklerin temsili demektir. Halkın iradesinin yansımadığı bir meclise kurucu meclis demek zordur. Cumhurbaşkanı ve AKP’nin Demirtaş şahsında HDP’ye saldırması HDP’siz bir meclis hedefledikleri içindir. HDP meclis dışında kalması, temsil ettiği halkların iradesinin meclise yansımaması, ülkenin renklerini temsil eden halkların temsiliyet dışı bırakılmasıdır. Böyle bir meclis de kurucu meclis olma vasfını yetirir. Aynı zamanda meclis statükocu bir renge bürünür. Tek renk olan bir meclisin yapacağı anayasa ne meşru ne de demokratik olabilir.   Demirtaş’a saldırmalarının diğer nedeni, karşılarında muhalefet yapan güce yönelik korku ve paniktir. HDP hem temsil ettiği kesimler, hem de yürüttüğü siyasetle AKP’yi zorlayan ve ceberut politikalarına engel olan bir muhalef güç, alternatiftir. Yani demokratik bir ülke ve katılımcı anayasanın teminatıdır. Bu yaklaşım da AKP’nin kabusudur. Çünkü HDP var oldukça AKP istediği gibi ülkenin kaynaklarını yandaşlarına peşkeş çekemeyecek. KPSS sınavlarında gençlerin geleceğini çalamayacak, yargıya istediği gibi müdahale edemeyecek, toplumu kamplaştırarak kültürleri yok edemeyecek...

   Gerçekten de bu seçim hayati derecede önemlidir. Burada yarışacak olan partiler değil, zihniyetlerdir. Demokratik zihniyetle statükocu zihniyet arasında yapılacak bir tercihtir. Yani geleceğimizin gidişatını tamamen oylar belirleyecek;  demokratik bir gelecek mi, yoksa diktatör, baskıcı bir sulta mı tercih sizin….