Türkiye’deki faşist blok kendi aralarında anlaşarak zamanından önce baskın bir erken seçimle iktidarlarını daha da kalıcı hale getirmek istediler. Önce partileri adına seçimlere gireceklerini belirttiler, “her kes kendi yoluna” denilerek kazanmayı çantada keklik sandılar. Kazanamayacaklarını ilk günde gördükleri için Cumhur ittifakı olarak seçimlere girme kararına vardılar. Kurulan faşist ittifakın bile kendilerini kurtaramayacağını fark etikleri andan itibaren seçimleri beka sorununa dönüştürdüler. Akla hayale gelmeyecek türden bir kampanya yürüttüler, yürütüyorlar. Türkiye’nin geçmiş seçimleri içinde belki de en çirkin, en kirli kampanyaların yürütüldüğü bir seçim oldu.

Devletin bütün olanakları seferber edilerek Cumhur ittifakının hizmetine sunuldu. Dinci, milliyetçi siyasete alet edilecek ne kadar malzeme varsa hepsini çok alçakça kullandılar. Büyük bir medya gücü ile sahte, suni gündemler yaratılarak halka servis edildi. Ezanın ıslıklanmasından tutalım Yeni Zelanda katliamının görüntülerinin dev ekranlarda gösterilmesine kadar, içerde ve dışarıda ne kadar malzeme varsa seçim propagandasına dönüştürdüler. Seçimler tarihinin yalancılık rekorunu kırdılar. Utanmadan, sıkılmadan, yüzlerine tükürseler yağmur yağdı diyecek kadar yalan söylemlere tenezzül eden bir iktidarın içine düşüleceği en rezil en arsız duruma düşülmüştür. Yalan söyleye söyleye yalanı bile tükettiler. Artık ıkınarak yalan söyleme aşamasına geldiler. “bu seçimleri kaybedersek küçük çocuklar elde silah kaymakamlıklara ve valiliklere saldıracak” türden kuyruklu yalanlara sarılacak kadar alçaldılar.

Faşist blok, kendi seçim kampanyasının ana eksenine Kürtleri alması tesadüfü değildir. Zaten AKP ve MHP ittifakının asıl nedeni de Kürt karşıtlığıdır. Kürt düşmanlığı üzerinden bir araya gelen bu faşist ikili seçimleri kazanmak için Kürt düşmanlığında zirve yaptılar. Kürtlerin Kürdistan’ı terk etmesini, hakaret edip kovmaya kadar işi vardırdılar. Her türlü uygulama reva görüldü. Baskınlar, tutuklamalar, enva-i türden engellemeler, yasal zorluklar, kısıtlamalar, karalamalarla HDP’yi  saf dışı bırakmaya çalıştılar. HDP’nin birçok il ve ilçe yöneticileri göz altına alındı. Bütün bu hukuksuz ve zorbalığa karşı Kürtler, Newroz kutlamalarıyla faşist bloğa iyi bir cevap vermiş oldular.

Türkiye’deki faşizan yönetime karşı demokrasinin savunuculuğunu yapan ve bunun sorumluluğunu yüklenen Kürtlerdir. Tecride karşı yürütülen açlık grevi direnişleri bunun en somut örneğidir. Diktatörlüğe, faşizme geçit vermeyen yine Kürtlerdir. Tek adam yönetiminin önünde ki tek engel Kürt halkıdır. Bu engelin aşılması için yurt içinde ve yurt dışında akıl almaz saldırılar gündemdedir. İslami totaliter ideolojik yapıya bürünen Türkiye’deki iktidar, bölgesel gerici radikal İslami oluşumlarla kader birliği yaparak, adeta iç içe geçerek siyaset yapmayı, varlığını buna dayandırması, bölge halkları açısından olduğu kadar dünya insanlığı için de ciddi bir tehdittir. Bu seçimi kazanması halinde bölgedeki gerici odaklarla ilişki ve ortaklıklarını daha da perçinleyecektir. Rojava’ya ilişkin emelleri, işgal ve istila hevesleri, Efrîn’in ilhakı, Şengal’e saldırıları, Güney Kürdistan’a günü birlik saldırıları, bölgeyi sömürgeleştirme girişimlerini sonuca ulaştırmak için bu seçimleri bir kader anı olarak görmektedir. İşledikleri suçlara meşruluk zemini oluşturmak için bu seçimleri beka sorunu olarak görmektedirler.

Bu meydanı faşist dinci gerici odaklara terk etmemek için, baharın coşkusuyla, Newroz’un direnişçi ruhuyla, sorumluluk bilinciyle hareket ederek sandığa gitmek gerekir. Bu yerel seçimi faşizmin yıkımına dönüştürmek için sayılı günler kaldı. Bu kısa zaman dilimi uzun bir geleceği etkileyecektir. Bu nedenle diktatörlüğe karşı yek vücut durmak, bunu sandığa yansıtarak başarmak gerekir. Unutulmamalıdır ki AKP ve MHP faşist ittifakı bu seçimleri kendi kaderlerinin oylanacağı bir seçim olarak görmektedirler. Ve bunun için söylenmedik yalan bırakmadılar. Son ana kadar da her türlü kirli oyunu sergileyeceklerdir. Yalan söyleyenler hırsızlık yapacağını da bilmek gerekir. Sandıklardaki oyları çalacaklar, her türlü hileye başvuracaklardır. Adil bir seçim yarışı olmadığı gibi, güvenli bir seçim de olmayacaktır. Bu nedenle oy verme sorumluluğunu yerine getirmek kadar sandıklara sahip çıkma görevini de ihmal etmemek gerekir.

Tecridi kırmak için başlatılan açlık grevlerine verilecek en anlamı destek faşizmi yıkmak olacaktır. Bunun en iyi fırsatı şu an itibarı ile halkımızın elindedir. 31 Mart seçimleri, faşizmi yıkmanın son günü olacaktır. Bu kısa zaman dilimi, geleceği kazanmanın, kölelik kaderimizi değiştirmenin, insanlık onurumuzu korumanın, irademizi ortaya koymanın zamanıdır. Kürtlerin kazanma zamanıdır.