7 Haziran’da Türkiye’de tarihi bir seçim olacak. Bu seçimde ilk defa Avrupa’daki Kürtler ve Türk, Alevi, Sünni, Êzîdî, Çerkes, herkes, bir genel seçimde oy kullanacak. Bu durum, seçimde Avrupa’da kullanılacak oyların önemini çok arttırmıştır. Avrupa’da hem emekçiler ve çocukları vardır hem de 12 Eylül faşist rejimi ve 1990’lı yılların kirli savaşından kaçmış sosyalistler, demokratlar ve Kürtler vardır. Bu da HDP’nin oy potansiyeli demektir. Belki de HDP, bütün partiden daha fazla Avrupa’dan oy çıkaracaktır. Avrupa’da HDP birinci parti çıkarsa bu şaşırtıcı olmayacaktır. 

12 Eylül’den bu yana Avrupa, Türkiye’deki faşist sisteme karşı mücadelenin önemli alanlarından biri olmuştur. Çünkü birçok solcu, sosyalist ve yurtsever Kürt, Avrupa’ya çıkmak zorunda kalmıştır. 1960’lı yılarda emekçi olarak Avrupa’ya gidilmişken 1980’den sonra siyasi mülteci olarak gidilmiştir. Böylece Avrupa’daki Türkiye’den gidenlerin siyasi ortamı önemli değişikliğe uğramıştır. 1984 yılında gerilla savaşının başlamasından sonra Avrupa’daki Kürtler, yurtsever ve demokratik çizgide politikleşmiş ve o günden bugüne de Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü için politik mücadele içinde olmuştur. 1990’lı yıllarda köyleri yakılıp yıkılan, faili meçhul cinayetlere maruz kalan, ağır işkenceler gören ve tutuklama tehdidi yaşayan yüz binlerce Kürt de Avrupa’ya zorunlu olarak göç etmiştir. Avrupa’ya 1990’lı yıllardan sonra zorla göç eden Kürtler de önceden işçi olarak gelen ve 12 Eylül faşizminden kaçan Kürtler gibi Kürt özgürlük mücadelesinde aktif yerlerini almıştır. 


Önder Apo ve diaspora

Önder Apo, son savunması olan “Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak”ta iki halka şükran borcunu iletmiştir: Avrupa’daki Kürtler ve Rojava Kürdistan halkı. Rojava Kürdistan halkı, 20 yıl Önder Apo’ya kucak açmış, en zor koşullarda PKK’nin yanında yer alarak mücadelenin bugünlere gelmesinde büyük bir rol oynamıştır. Avrupa’daki Kürt halkı ve dostları da 12 Eylül faşizminden bugüne kadar PKK’ye ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne büyük destekler vermiştir. Bu destek yazmakla, anlatmakla tam ifade edilemez. Mücadelenin ilk dönemlerinde binlerce gencin gerillaya koşmasını ve mücadeleyi yükseltmesini belirtmek bile bu katkının ne düzeyde olduğunu ortaya koyar. Avrupa’dan katılan ve şehit düşen binlerce genç vardır. Yine Avrupa’daki Kürt halkı mücadelenin dünyaya açılan kapısı ve yüzü olmuştur. Tüm direnişler döneminde Kürtlerin sesi dünyaya kapatılmış ve bu temelde de ezilmişlerdir; ancak Avrupa’daki Kürt halkı 1990’lı yıllarda kirli savaşla büyük bir zulüm ve soykırım gerçekleştiğinde ayağa kalkmış, mazlum halkın gür sesi olmuştur. Önder Apo’ya yönelik komplo döneminde de Avrupa’daki halkımız tarihi bir sahiplenme ve direniş göstermiştir. 

Avrupa’daki Kürt halkının ve dostlarının bugün örgütlü toplum olarak yürüttükleri mücadelenin böyle bir tarihi vardır. Avrupa’daki Kürtler, dostları ve demokrasi güçleri, büyük bir mücadele vererek ve bedeller ödeyerek bugünkü özgürlük mücadelesine büyük güç katmıştır. Kuşkusuz 1990’lı yıllar öncesi Avrupa’ya zorla göçertilen Alevi Kürtlerin bu mücadele ve örgütlemede önemli rolleri olmuştur. Avrupa’ya ilk göçertilen toplum onlar olduğundan, mücadelenin ilk önemli yüklerini de onlar kaldırmıştır. Bu emek, yürütülen mücadele ve verilen bedellerin bu özgürlük mücadelesinin gelişimindeki yeri, hiçbir zaman unutulmayacaktır. 


Avrupa’daki halkın onuru...

Avrupa’da yaşayan Kürtlerin çoğunluğu büyük bedeller ödemiştir. Köyleri yakılıp yıkılmış, birçok yakınlarını faili meçhul cinayetlerde kaybetmiş, ailelerinden zindanlara düşenler olmuş ve işkencelere maruz kalmışlardır. Soykırımla karşı karşıya kalmak ve vatanından koparılmak kadar ağır bir durum olamaz. Her çiçek kendi toprağında güzeldir. Hiçbir çiçek, kendi toprağı ve kültür ortamı dışında gerçek rengini ve kokusunu vermez. Toplumlar da gerçek güzelliklerini kültürel olarak var oldukları topraklarda yaratır. Avrupa’da Kürtlük de, Süryanilik de, Êzîdîlik de, Alevilik de gerçek kültürünü yaşayamaz, gerçek güzelliklerini ortaya koyamaz. Avrupa’ya göçertilmiş Kürtlük de solgun renkli Kürtlüktür. Avrupa’daki Alevilik, solgun Aleviliktir; Êzîdîlik solgun Êzîdîliktir. Bu açıdan Kürt halkı, on yıllardır kültürel soykırımdan kurtulmak ve ülkesinde tüm güzellikleri ve renkleriyle yaşamak için büyük bir mücadele vermiştir. Avrupa’daki halkımız özgür ülke, özgür ve demokratik yaşam için on yıllardır evinde doğru dürüst oturmamıştır; hep ayakta olmuştur; mücadeleye manevi ve maddi katkılarını kesintisiz sunmuştur. Şu anda Kürdistan’daki ve Türkiye’deki özgürlük ve demokrasi mücadelesi ile ortaya çıkarılan kazanımlarda büyük katkıları vardır. Avrupa’daki halkımız, bunun onurunu ve gururunu her zaman yaşamalıdır. 


Diasporanın en büyük rolü...

7 Haziran seçimleri, Avrupa’daki halkın mücadele tarihinde oynadığı büyük rolün yeni bir aşaması olacaktır. Şimdiye kadar yürüttükleri mücadelenin ve ödenen bedellerin somut sonuçlarından biri de bu seçimde alınacaktır. Hatta HDP, bu seçimde başarılı olursa Avrupa’daki halkın özlemi olan Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünde de önemli bir adım atılacaktır. Bu açıdan 7 Haziran, Avrupa tarihindeki en büyük eylemlerden biri olacaktır. Belki de 1990’lı yıllardaki kirli savaşa ve 1999’daki komploya karşı büyük mücadeleden sonra üçüncü en büyük eylem olacaktır. Hatta tüm önceki direnişleri anlamlı kılacak bir eylem olduğundan en önemli eylem ve tutum demek de yanlış olmayacaktır. 

Avrupa’daki halkımız ve dostları, her tarihi dönemeçte duyarlılık göstermiş ve rollerini oynamıştır. Her zaman önceki emeklerini anlamlandırmak ve sonuca götürmek için çabalarını en yüksek düzeyde göstermişlerdir. Bu defa da bu sorumlulukla ve duyarlılıkla davranacaklarına kuşkumuz yoktur. Özellikle Türkiye ve Kürdistan’da demokratik ulus ve ortak vatan zihniyetiyle yeni bir Türkiye yaratacak HDP’nin başarısı için çok çalışacaklardır. Avrupa’da, Kürt’ü, Türk’ü, Alevi’si, Sünni’si, Êzîdî’si, Süryani’si, Çerkes’iyle büyük bir toplumsal güç vardır. Bunlar demokratik ulus ve ortak vatanda özgür ve demokratik yaşam özlemi içindedir. Zaten bunun için ağır bedeller ödenmiştir. İşte şimdi bu özlemin gerçekleşmesinde çok büyük bir adım olacak seçim önlerinde durmaktadır. Çünkü HDP’nin başarısında en büyük rollerden birini oynama fırsatı önlerine gelmiştir. Barajın aşılmasında belki de en önemli rolü Avrupa’daki halkımız oynayacaktır. Avrupa’daki kurumlar, önlerine 400 bin oy hedefi koymuştur. Bu, ulaşılmayacak bir hedef değildir. Çünkü Avrupa’daki halkımız ve dostlarımız bilinçlidir; HDP’nin başarısının ne anlama geleceğini çok iyi bilmektedir. HDP’nin başarısı, Türkiye’de demokrasinin zaferi olacaktır. 


Bütün kimliklere propaganda

HDP, sadece bir kimliğin partisi değildir. HDP, Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, Sünnilerin, Êzîdîlerin, Süryanilerin, Çerkeslerin, Arapların ve ezilen, baskı altına alınan herkesin partisidir. Özgür ve demokratik yaşamı hedefleyen her kimlik, kendini HDP’de bulabilir. Çünkü Türkiye ve Kürdistan’da bir kimlik özgür ve demokratik yaşama kavuşmadan diğer kimlikler de, inançlar da özgür ve demokratik yaşama kavuşamaz. HDP, bu bilincin partisidir. Bu nedenle tüm halkların ve inançların partisidir. Tüm ezilen, sömürülen ve baskı altında tutulan toplumsal kesimlerin partisidir. En başta da ilk ezilen sınıf ve ulus olan kadınların partisidir. Zaten kadın özgürlükçü olmak, gerçek özgürlükçü ve demokrat olmaktır. Kadın özgürlüğünü savunan herkes, farklı inançların da, kimlik ve ezilen sınıfların da özgürlüğünü savunur. 

HDP bu nedenle Avrupa’daki Kürt, Türk, Alevi, Sünni, Çerkes, Êzîdî, Süryani, Arap, herkesin oy verebileceği bir partidir. İyi çalışıldığında 400 bin oy hedefine rahatlıkla ulaşılır. 


Rehavete dikkat!

Şu anda HDP’nin oluşturduğu havadan kaynaklanan bir rehavet vardır. Avrupa’da hala gerçek anlamda bir seçim çalışması başlamamıştır. Herkes HDP’nin başarısını istiyor; ancak başarının sadece istemekle gelmeyeceği bilinmelidir. Çünkü hegemonik güçler, kültürel soykırımcı sömürgeci güçler boş durmuyor. Ellerindeki imkanlarla büyük bir propaganda savaşı yürütüyorlar. AKP’nin bu seçimi bir hayat memat sorunu görerek her türlü oyun içine girdiği görülmektedir. CHP de HDP’yi baraj altında tutmak ve Alevi oyların HDP’ye akmasını önlemek için büyük çaba göstermektedir. Bu nedenle HDP’nin başarısını isteyenlerin işi kolay değildir. Sadece, “Ben oyumu HDP’ye vereceğim” demek de yeterli değildir. HDP’nin başarısı için herkes seferber olmalıdır. Köy köy, ev ev dolaşılmalıdır. Sadece bilinen ailelere gidilmemelidir. Tüm Türkiyeli insanların, ailelerin evlerine kadar gidip HDP anlatılmalıdır. HDP ile Türkiye’nin huzur ve istikrar içinde gelişeceği izah edilmelidir. Eğer iyi izah edilirse, Avrupa’da çok az fanatik milliyetçi dışında HDP’ye oy vermeyecek kimse yoktur. 


‘Bir oy nedir’ demeden...

Yurtseverler ve tüm demokrasi güçleri, demokrasi ve özgürlük düşmanlarından katbekat daha fazla çalışmalıdır. AKP ve AKP’lilerin nasıl çalıştığı görülmektedir. Sadece devlet imkanlarını kullanmıyor; ayrıca kapı kapı dolaşıyorlar. Özgürlük ve demokrasi isteyenler de gece gündüz kapı kapı dolaşmalıdır. Ulaşacakları her yere gitmelidirler. Bir defa olmadı mı, ikinci defa gitmelidirler. Çünkü bizlerin düşünceleri güçlüdür; özgür yaşam projemiz, herkesin kabul edeceği özgür ve demokratik yaşam projesidir. 

Hiç kimse, “Bir oy nedir” dememelidir. AKP, HDP bir oy fazla almasın diye her yol ve yönetimi denemektedir. Bir oy çok önemlidir. Herkes, “Bir oy çok önemlidir” derse ve çalışırsa başarı gelir. Hiçbir seçimde bir oy, bu kadar değerli olmamıştı. Belki de bir oy, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü için en gerekli oy olacaktır. Çünkü bu seçim, demokrasi isteyenler ile hegemonik faşist güçler arasında geçecektir. Hatta Türkiye tarihinde ilk defa sistem içi güçlerle sistem dışı bir parti arasında mücadele geçecektir. HDP kazandığında Türkiye siyasal sistemi değişmek zorunda kalacaktır. İşte o zaman gerçek ve özgürlükçü bir anayasa yapma imkanı doğacaktır. Bu nedenle, “Bir oy nedir” demeden çalışalım. Sadece kendimiz oy vermemiz yetmez; mutlaka başka oylar da kazanalım. 


Yörelere özel çalışma

Yaşlı, genç, kadın, erkek demeden çalışmalara katılmak lazım. Herkes genel bir çalışma yürütme yanında her bölge ve her şehir için ayrı bir çalışma yapmalıdır. Malatyalılar, Mardinliler, Maraşlılar, Dêrsimliler, Sivaslılar, Amedliler, Karslılar, Muşlular, Bingöllüler, Botanlılar ve diğer yerlere yönelik ayrı ayrı çalışma yapmak önemlidir. Sadece Avrupa’daki ve Dêrsim’deki Dêrsimlilere değil, Türkiye’nin metropolleri ve diğer şehirlerindeki Dêrsimlilere yönelik de bir çalışma olmalıdır. Birkaç Dêrsim, Türkiye metropollerindedir. İstanbul, en büyük Kürt şehri olduğu gibi Sivaslıların da en fazla olduğu yerdir. Sivas’tan metropollere göç eden Sivaslıların yüzde doksanı ya Alevi Kürt’tür ya da Alevi Türk. Serhatlıların, özellikle de Karslıların önemli bölümü de Türkiye metropollerindedir. Bu açıdan Avrupa’daki yurtseverler ve tüm demokrasi güçleri, Avrupa’daki halkı kazanmak ve oylarını HDP’ye yöneltmek kadar Türkiye ve Kürdistan’a yönelik çalışmalarını da yürütmelidir. 


Tarihe geçecek

Avrupa’daki halkımız ve demokrasi güçleri örgütlüdür. Eğer güçlerini örgütlü biçimde planlı ve disiplinli harekete geçirirlerse, sadece Avrupa’da HDP’nin başarılı olmasını sağlamazlar; Türkiye’deki seçim başarısında da büyük rol oynayabilirler. Bu açıdan, “7 Haziran’a kadar oturmak bize haram olsun” diyerek seferber olalım. Hiçbir rehavete kapılmadan her gün tempoyu yükselterek çalışalım. Bugünler emeğimizin en verimli olan günleridir. Bugünlerde emeğimiz, verimli bir tarla gibi bire kırk, elli verecektir. Bugünlerde yapılacak hiçbir çalışma, boşa gitmeyecektir.

Avrupa’daki halkımız ve dostlarımız, bugüne kadar özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde emekleriyle ödedikleri bedellerle büyük rol oynamıştır. 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin zaferinde de büyük rol oynayarak tarihe geçeceklerdir. Bu temelde, Avrupa’daki halkımıza çalışmalarında başarılar diliyor, özgürlük dağlarından selam ve sevgilerimi iletiyorum. 


MUSTAFA KARASU