Olay: 28 Aralık 2011 akşamı Şırnak’ın Uludere İlçesi Roboski köyü sınırında, yaşları 12 ile 25 arasındaki köylülerin Türk savaş uçakları bombardımanıyla katledilmesi. Katliam, halklar arasındaki derin ayrılıkları ortaya çıkaran fayları görmek açısından önemli verilerle doludur.
Aradan 30 saat geçemesine rağmen Türk medyası kafasını kuma gömmeye devam ediyor.
Oysa Kürt haber ve tv'lerinin saniye saniye takip edildiğini biliyoruz. Türk basınının beklentisi gelenektendir; önce Genelkurmayın açıklaması beklenir, sonra aynı eksende haber yapılır.
35 köylünün topluca katledildiği haberi görüntüleriyle dünya basınında yer almasına rağmen, Türk basının takındığı tavır insanın kanını dondurur nitelikteydi. 
Gün boyunca DİHA, FIRAT NEWS ve ROJ TV'den gelen görüntüler bütün çıplaklığıyla katliamı ortaya çıkarınca, düzenin bekçi köpekliğine soyunan gazeteler, bu sefer 'terör yuvalarına bomba yağdı’ başlıklarını 'bombardımanda sivillerin vurulduğu iddiası var’a çevirdiler.
Aradan bir günden fazla zaman geçtikten ve cenazeler bir bir alternatif görsel medya ve sosyal iletişim ağlarından paylaşılınca manşetler yine değişti. Ama her manşet, olayı meşrulaştıran ifadeler korunarak değiştirilliyor. 'Ölenlerin içinde korucu ve gazi çocukları da var’, 'terör yuvalarına yakın bir bölgede kaçakçı oldukları saptanan’, 'teröristlerin geçiş bölgesi’ şeklindeki ifadeler bu sefer de katliamı meşrulaştırmaya yönelik kodlar taşımaya başladı.
Satılmış, insanlık onuru ayaklar altına alınmış gazetecilikten bundan fazlası beklenemez ve bu örnekleri çoğaltmanın da konumuza fayda sağlayacağı yoktıur. 
35 kişiyi katleden bir devlet ve hükümet yetkilisi kamuoyuna bir açıklama yapma gereği bile duymuyor. Açıkladığında da 'kasıt varsa’ pişkinliğiyle açıklıyor. AKP hükümetinin Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, 'köylülerin orada ne yaptığının sorulması gerektiği’ sorusunu yöneltiyor. Yani 'kaçakçılık yapıyorsan sonun budur’ mantığı yürütülüyor. Herkes olayı görmemekle veya basında yer vermemekle örtbas edileceği refleksiyle hareket ediyor. 
Türk aydını ve gazetecisi, cemaatin kölesini oynamaya devam ediyor.
Kürt medyasının gerçek yüzünü ortaya çıkardığı Fethullah Gülen’in, anlaşılan Kürtler için verdiği ölüm fetvaları bir bir işleyeceğe benziyor.
AKP devletinin ve Türk aydının 35 kişiye biçtiği değer, Kürt halkına ve değer yargılarına ve insanlığa biçtiği değeri katliamla açıkça ortaya koymuştur. O halde dünyanın birçok ülkesinde hükümetleri deviren bu tür vakalarda takınılacak tavrı net ortaya koymak gerekiyor. Bu anlamda Kürt siyasi temsilcilerinin 'Erdoğan özür dilemeli’ gibi yüzeysel açıklamaları çok yetersizdir. 'Turna sürüsü değil bu’ diyordu Ahmed Arif. 35 köylüyü katleden zihniyetin özrü değil, istifası bile bu insanlık suçunu hafifletemez. Zira olayın vahameti ortadayken Kürt  vekiller, başbakan’ın istifasını bile istemediler. Eğer bir çağrı ve eylem düşünülüyorsa, katledilen insanların onuruna sahip çıkılmak isteniyorsa, katillerin özrüne ihtiyacı yoktur Kürt halkının. Çağrı; istifa çağrısı olmalıdır. Dünyanın en gerici ülkesinde bile insanlık suçlarını tamir edecek minimum tavır istifadır. Öncelikle başbakanın istifası istenmelidir. Ve onu yargılayacak savaş suçluları mahkemesine başvuru yapılmalıdır. 
Dün gece 1.30 sularıydı. Facebook’ta savaş uçaklarının Uludere'yi bombaladığı ve 20 den fazla köylünün öldüğü haberinin bana hatırlattığı ilk şey Sefo deresi oldu.
1943 yılında Van’ın Özalp İlçesi Sefo dersinde aynı kaderi paylaşan 33 kişi de kaçakcılıkla geçiniyordu. Döneme göre renk değiştiren Türk medyası, o dönemde de bugünkü tavrından farklı birşey segilemedi. O zaman iktidar CHP idi; şimdi AKP.  Türk medyası, o zaman tek particiydi; şimdi cemaatçi.
Uludere’de katledilen 35 kişi, yaşları 12 ile 25 arasında üniversite öğrencilerinin de aralarında olduğu gençlerden ibaretti. Aynı kaderi paylaştılar. Bombardımandan sağ kurtulan köylü: "Asker önümüzü kesti, uçaklar bomba yağdırdı" diyordu.  Kürt tarihi bu ve benzeri birçok katliamı yüzyıllardır yaşıyor.
Yaşanan trajedi, bir kez daha gösteriyor ki; Kürt sanat ve siyaset camiası bu halka ve onuruna sahip çıkmak ve ona layık olmak zorundadır. Onurlu halkımızın katillerin kuru özrüne ihtiyacı yoktur. Sonuç olarak, legal zeminde yürütülecek siyasetin ileride Kuzey Kürtleri için öngördüğü siyasal oluşum veya statü, kendisini yeniden gözden geçirmeyi gerekli kılıyor.  Katledilen 35 kişinin anısı, ucuz siyasi söylemlere kurban edilmeyecek kadar değerlidir.
'Düzenin bekçi köpekleri', Fransa’nın saygın gazetelerinden Le Monde Diplomatique yazarlarından Serge Halimi’nin 1995 yılında yazdığı iktidar medya ilişkisi kitabının ismidir. İktidarı ayakta tutmak için ona boyun eğen gazetecilere verdiği isimdir.