Şehba’da çok zor koşullarda yaşayan halkımız aynı zamanda bir ambargo altında hayatını idame ettirmeye çalışıyor. İmkanlar ne yazık ki çok kısıtlı. Rojava’nın diğer özerk bölgeleri ile bir bağlantı olmadığı için çok büyük zorluklar yaşanıyor.
Şehba’da yaşayan halkımızın ihtiyaçlarının ancak yüzde 20’si uluslararası yardım kuruluşları tarafından karşılanıyor. Barınmak için çadırlardan tutun da temel ihtiyaç malzemelerine kadar bir sıkıntı yaşıyoruz. Özellikle ilaç bulmakta çok ciddi sıkıntılar var.
ERKAN GÜLBAHÇE
Efrîn Yürütme Meclisi Eşbaşkanı Şîraz Hemo, Efrîn’i "Türkiye’nin toprakları gibi" kullanan Türk devletinin, göçerttiği Efrînlileri Şehba’dan da sürgüne zorladığını belirtti. Şehba’da 100 bin insanın ambargo altında hayat mücadelesi sürdürdürmeye çalıştığını söyleyen Hemo, "Rojava’nın diğer özerk bölgeleri ile bir bağlantı olmadığı için çok büyük zorluklar yaşanıyor. İmkanlar kısıtlı" diyerek, dayanışmayı büyütme çağrısında bulundu.
Türk devleti ve çeteleri 20 Ocak 2018’de Efrîn’i işgal saldırısına başlamış; yüzlerce kişi yaşamını yitirirken, on binler göç etmek zorunda kalmıştı. Türk devletinin çeteler eliyle demografik değişimi, halkı zorla göç ettirme ve talanı sürerken; topraklarını terkederek Şehba ve Şerewa bölgesine göç etmek zorunda kalan Efrînliler saldırıların hedefi olmaya devam ediyor.
Efrîn Yürütme Meclisi Eşbaşkanı Şîraz Hemo ile Efrîn işgalinin 2. yıldönümü vesilesiyle Efrîn ve Şehba’daki durumu konuştuk. Şehba’da mülteci kampında kalan ve geçtiğimiz haftalarda Efrînlilerin durumuna dikkat çekmek için Avrupa’da diplomatik görüşmelerde bulunan Şîraz Hemo sorularımızı yanıtladı…
Türk devletinin Efrîn işgaliyle hedefi neydi? Bu işgal, Türkiye’nin Suriye politikasında nasıl bir yerde duruyor?
Erdoğan’ın en büyük hayali Osmanlı devletinin kaybettiği toprakları geri almak. Bir anlamda Erdoğan yeni Osmanlıcılık oynuyor ve bu Osmanlı hayalciliği her gün daha da belirginleşiyor. Erdoğan yönetimindeki Türkiye, Osmanlı tarihini tekrardan bölgede canlandırmak istiyor. 1998 yılında Adana’da varılan ittifak, Türk devleti adına Osmanlı hayali için atılmış en önemli adımdı. Türkiye bu ittifak ile konumunu Suriye içinde daha güçlendirmiştir.
Erdoğan, Osmanlı hayalleri peşinde koştuğu için Ortadoğu’da nerede bir karışıklık varsa sürekli içinde yer aldı. Nerede bir ateş varsa oraya koştu ve ateşi gürledi. Ateşin olmadığı yerlerde de ateş çıkardı. Suriye’de 2011 de başlayan iç karışıklığın en önemli etkenlerinden bir tanesi de Erdoğan’ın ta kendisi. İlk günden beri Suriye’de patlak veren iç savaşının içinde yer aldı. İlk günden itibaren 'Ben Suriye’nin komşusuyum. Bundan dolayı Suriye’deki olaylara karşı kayıtsız kalamam' dedi. Suriye’deki karışıklıktan dolayı Suriye halkına çağrılar yaparak Suriyeli insanların Türkiye’ye gitmesini sağladı. Türkiye’ye getirdiği Suriyelileri kendi çıkarları temelinde kullandı. Hala kullanmaya devam ediyor. Gün geldi şantaj olarak kullandı, gün geldi maddi kaynak elde etmek için kullandı. 'Mültecilere yardım ediyorum' diyerek dünyadan destek isterken, Suriye’deki çeteleri de açıktan açığa destekledi.
Yine Erdoğan ülkesinde de siyasi bir kriz içinde. İşte tam bu krizi durdurmak, Osmanlı hayallerini gerçekleştirmek için Efrîn ve diğer bölgeleri işgal etti. Erdoğan dünyanın neresinde olursa olsun Kürtlerin kazanımını hedef alıyor. Rojava’da Kürtlerin öncülüğünde gelişen statüyü kendine tehdit olarak görüyor. Efrîn işgalini, hayallerindeki toprakları kazanmak, Kürt kazanımlarını ortadan kaldırmak ve Türkiye’deki muhalefeti bastırmak için fırsata çevirmeye çalıştı.
İşgalden günümüze Efrîn’de neler yaşandı?
Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor; Türkiye Efrîn’e 2011’den itibaren saldırıyor. Gerek Efrîn’in çevresine yerleştirdiği çeteler vasıtası ile ve gerekse dönem dönem attığı toplar ile Efrîn’e sürekli bir saldırı altındaydı.
Kürtlerin Rojava’da belli bir statüye doğru gitmesine tahammül edemeyen Erdoğan gerek Esad ile dolaylı görüşmelerde gerekse Rusya ile görüşmelerinde sürekli Efrîn’i işgal etme niyetini belirtmişti. Ve bunun için pazarlıklar yapıldı. Nihayetinde Rusya ile yürütülen görüşmelerde İdlib’in beli bir kesimine karşılık Türkiye’nin Efrîn işgaline izin verildi.
Türkiye, Efrîn’i işgal etmek için her türlü silahı kullandı. Efrîn uçaklarla bombalandı, katliamlar gerçekleştirildi. Ve hala da insanlarımız her gün öldürülüyor. İşgal sonrası yüz binlerce insan evinden, yurdundan sürgün edildi. Çok zor koşullarda çadırlarda yaşıyorlar. Efrîn’e dünyanın farklı bölgelerinden getirilen çeteler yerleştirildi. Yani demografyayı değiştirdiler.
Türkiye, Efrîn’de uluslararası kanunlara göre savaş suçu işledi, hala işlemeye devam ediyor. İnsanlarımız kaçırılıyor, fidye isteniyor, haraç toplanıyor. İnsanların mahsulleri ellerinden alınıyor, 'vergi' adı altında ürünlerinin yarısına el konuluyor. Yani insanların zorlu bir hayat yaşamaları için her türlü çabayı gösteriyor.
Türkiye, Efrîn’i işgal etikten sonra bölgede yaşayan insanların kutsadıkları mekanlara saldırılar gerçekleştirdi. Tüm kutsal yerler yok edildi. Özellikle de kadınlar hedef alındı.
Efrîn’den evlerini bırakıp göç etmek zorunda kalan halk Şehba’ya yerleşti. Burada yaşam koşulları nasıl, ne tür baskı ve sorunlarla karşı karşıyalar?
Kürtler ne zaman ki bir kazanım elde etse Erdoğan kendisine tehdit olarak görüyor. Efrîn’de bir statü oluşmuştu. Halk kendi kendini yönetiyordu. Sorunlarını el birliği ile çözmek için büyük bir çaba sarf ediyordu. Türkiye’nin Efrîn işgalinden sonra halkımız Şehba bölgesine göç etmek zorunda kaldı. Efrîn’de oluşturduğu yönetimin aynısını Şehba’da da kurdu. Kürtler Şehba’da da örgütlendikleri için sürekli Erdoğan’ın saldırıları ile karşı karşıya kalıyorlar. Türkiye her fırsatta insanlarımıza saldırıyor. Amaçları Şehba’dan da halkımızı kaçırtmak.
300 bin insan Efrîn işgalinden sonra göç etmek zorunda kaldı. İnsanlarımız Rojava’nın her tarafına ve idlib’e göç ettiler. Bunların yüz bini de Şehba’da kaldı ve burada örgütlendiler. Şehba’da çok zor koşullarda yaşayan halkımız aynı zamanda bir ambargo altında hayatını idame ettirmeye çalışıyor. İmkanlar çok kısıtlı. Rojava’nın diğer özerk bölgeleri ile bir bağlantı olmadığı için çok büyük zorluklar yaşanıyor. Ama buna rağmen halkın morali yüksek. Çok büyük bir direniş gösteriyorlar.
Şehba’da ambargo altında bir hayat sürdürüldüğünü söylediniz. Kamptaki durum nedir, uluslararası kurumlardan yeterince yardım alıyor musunuz? Öncelikle nelere ihtiyaçları var?
Şehba’daki halkımızın ihtiyaçlarını karşılamak için özerk yönetim olarak çok büyük bir çaba içerisindeyiz. İmkanlar çok kısıtlı. Şehba’da yaşayan halkımızın ihtiyaçlarının ancak yüzde 20’si uluslararası yardım kuruluşları tarafından karşılanıyor. Ambargodan dolayı uluslararası kurumlar da bu konuda sıkıntı yaşıyor.
Yani barınmak için çadırlardan tutun da temel ihtiyaç malzemelerine kadar bir sıkıntı yaşıyoruz. Özellikle ilaç bulmakta çok ciddi sıkıntılar var. Yardımların ulaşmasında Suriye yönetimi de bir rol alabilir. Ancak bu konuda çok istekli değil, maalesef keyfi bir tutum içerisindeler.
Fakat bütün bu imkansızlıklara rağmen halkımız Şehba’dan ayrılmak istemiyor. Bu duruşu ile Efrîne sahip çıkıyorlar. Bu tavırları ile Efrîn sorununu sürekli gündemde tutma çabası içerisindeler.
Yapacağım yardım neye yarar demeyin!
Avrupa’da yaşayan Kürt halkına nasıl bir çağrıda bulunmak istersiniz?
Biz Efrîn üzerine konuşuyoruz ama yanı başımızda Girê Spî, Sêrekaniyê var. Rojava’nın tamamına karşı gerçekleştirilen saldırlar ortada. Rojava’da direnen halkımız sadece Rojava için direnmiyor. Bir bütünen tüm Kürtler adına direniyor. Rojava’daki kazanımlar tüm Kürtleri ve dört parça Kürdistan’ı bağlıyor. Bundan dolayı Avrupa’daki halkımız Rojava direnişini kendi direnişi olarak görmeli. Ki şu ana kadar eylem ve etkinlikleri ile bunu ispatladılar. Bundan sonra da devam etmeliler. Rojava’ya sahip çıkmak her Kürdün görevi, aslında herkesin görevi. Çünkü Rojava’da sadece Kürtler yaşamıyor. Bir çok milletten insan var. Bundan dolayı herkesin Rojava direnişini sahiplenme gibi bir sorumluluğu var.
Bunun dışında maddi imkânları olanlar yardım kuruluşları aracılığıyla yardım edebilir. Özellikle Heyva Sor a Kürdistan gibi kuruluşlar ile ilişkiye geçerek Rojava’ya yardımlarda bulunmalılar. Avrupa’daki halkımız "yapacağım yardım neyi değiştirir" diyebilir. Ancak yapılacak en küçük bir yardım dahi Rojava’daki halkımızın yaşamına çok katkı sunabilir. Bu anlamda Rojava’ya yapılacak yardımlar Rojava halkı için hayati öneme sahip. Rojava’nın bu zor koşulları atlatması için herkesin yardımına ihtiyacı var.
Yine hakeza Avrupa’daki halkımız Rojava’da yükselen çığlığı dünyaya duyurma noktasında gerçekleştirecekleri diplomasi çalışmaları ile çok önemli bir rol alabilirler.
Avrupa’daki halkımız uluslararası kurumları ve uluslararası yardım kurumlarını harekete geçirme noktasında bir çalışma yürütebilirler. Yardım kuruluşlarını harekete geçirerek Rojava’ya daha fazla yardımın gitmesini sağlamalılar. Uluslararası kurumları harekete geçirerek Türkiye ve Suriye yönetimi üzerinde bir baskının oluşmasını sağlayabilirler.