Kürtlerde ölü kutsaldır... Küçüklüğümde biri öldüğünde analar-bacılar tereddütsüz totem olan örgülü saçlarını bile kesip cenazenin üzerine atar, tırnaklarını yüzlerine geçirir, kanatıncaya kadar bastırırlardı... Cenaze kaldırıldıktan sonra da kadınlar ölünün elbiselerini ortalarına koyarak doğaçlama şin yaparlardı yani denbêjlikle yas tutarlardı... Günlerce süren bu ritüeller her misafir grubuyla tekrarlanır, ölenin vasıfları şiirselleştirilerek söylenirdi... Kırk güne kadar elbiseler ters giyilir, tv varsa bir komşu gelip açmayana kadar açılmazdı... Yani aile, gidenin yokluğuna biraz olsun alışana dek yas tutardı...

Can kıymetlidir, toplumsallık canlardan oluşur, bundandır can denmesi... Yani yaşam. Peki ölüm nedir? Bitiş mi, sonsuz ayrılık mı?..

Serok Apo’nun da dediği gibi “ölüm yaşamın anlamını bilmenin bir vesilesidir…” Yani yaşamın anlamını çözmenin vesilesi...

Yaresanlar ve Alevilerde ruhun başka canlılara geçtiğine inanılır...

Şehitler’de ruh kimlere geçer peki?...

Her halkın kutsallarından biridir şehit... Anlamı aileyi, halkı aşar. Halklar arası bir hakikate dönüşür.

Şiddet sarmalındaki Ortadoğu’da ölümlerden ölüm beğen denir. Şehitlerse ölümü öldüren hakikatlerdir...

PKK’yle birlikte kırk yıldır varlık savaşımı veren Kürt halkının en seçkin evlatları dört parça Kürdistan’da şehit düştüler, düşüyorlar. Her şehidin kendi mezarının yeri için bir vasiyeti vardır. Kimisi bir taşın gölgesinde, kimisi savaştığı alanda defnedilmek ister... Ama herşeyden önce gönüllere gömülmüştür şehit...

Rojava’da da hemen hergün canlar düşer toprağa... Şehit sayısı 11 bin bilindiği kadarıyla...

Merasimlerde bazısı içten, içe, bazısı gözden ağlar... Fırat olur, Dicle olur... Akar da akar... Toprağa düşenler senindir artık... Bir acıdan bin acıya dönüşür yüreğin...

Neden, neden diye sorar analar?!...

Biz kime ne yaptık, kime kem gözle baktık?.. Tek yaptığımız, oğullarımıza, kızlarımızı büyütmek, sevmek oldu... Neden doymuyor bu kana susamış Kürt düşmanları, halkların düşmanları?...Bir arkadaş şehit düştüğünde ailelerin, yoldaşların figanları, sloganları yükselir... Kimi şehidin anası uzaklardadır, O’nun adına da sarmalanır şehit...

Cenaze arabaları geldiğinde şehit omuzlardadır... Oğullarını ve kızlarını böyle tabutlarda görmeye yürek mi dayanır?.. Ya da daha düne kadar herşeyini paylaştığın yoldaşını böyle uğurlamak öyle kolay mıdır?.. Saygı duruşu, yapılan anma konuşmaları az da olsa teselli eder anaları, babaları... Bir amaç uğruna gitmişlerdir bu insanlar, yani insanlığın kahramanıdırlar... Yoldaşları ve bazen de akrabaları konuşurlar şehit üzerine... Şehidin özgürlük adına gittiğini, ölene dek hafızalarından silinmeyecek son sözlerini, hangi hamlelere katıldıklarını, kaç defa yaralandıklarını anlatırlar... Ve şehide bağlılık sözlerini yinelerler... Herkese bir sükunet hakimdir... Akrabaları hazır olmayanlar ya telefon üzeri ya da mesajla katılırlar merasime...

Derken biter konuşmalar... Artık defin başlayacak. Yine sloganlar, figanlar yükselir... Bazı anaların çocuklarına verdikleri sözleri vardır, ağlamazlar... Kimi analar, bacılar da mezara girmek ister, “wiy ben öleyim loo” diyor ya Ferhat Tunç’un bir şarkısı... Aynı öyle. Beton bloklar konulur özenle tabutun üzerine... Kimisi kürekle, kimisi avuçlarıyla atar toprağı... Evet, avuçlarıyla çünkü incitmek istemezler...

Çocuklar merak içinde izlemekteler... Artık çocukluk hatıraları sadece oyunlarla sınırlı değildir... Savaşı, düşmanı ve militanları tanırlar... Onların masal kahramanlarıdır Hevaller... Ölümsüzdürler onlar, ölemezler... Bir kız çocuğu vardı Qamişlo’da, “benim abim Kobanê şehitliğinde kalıyor, birgün gelecek!..’’ diyordu... Çocuk dünyası bu, doğruyu söyler... Gelecekler... Nitekim geliyorlar da...

Kürt, Arap, Süryan, Türkmen ve her ulustan şehitlerimiz. Dilleri farklı da olsa halkları aynı şehitliklerde, aynı amaçta buluşturarak geliyorlar... Ağıtları ayrı,acıları bir olan Rojava Halkları... Şehitlerin ruhları sayesinde Demokratik Ulus modeli olarak geliyorlar insanlık sahnesine...

Şehitlerin ruhları yaşıyor...

Bundandır Şehît Namrin denmesi...