Rojava’da Devrim’in yolu-V


İki gün Amudê’de kaldıktan sonra Derbisiyê’ye geçtim. Derbisiyê’de diğer kentler gibi Kuzey sınırına yapışık bir kenttir. Derbisiyê, Mêrdîn ve Qoser’e (Kızıltepe) yakın bir kenttir. Derbisiyê’nin her hangi bir evinin içinden Mêrdîn’in ışıklarını görmek mümkün. Zaten burada yaşayanlar bu sınırların hiç birini tanımıyor. Derbisiyê’de en çok dikkatimi çeken şey ise kentin girişindeki yüksek yerlere asılan sarı-kırmızı-yeşilli bayraklar. Bu yüksek yerlerden biri de 1975 yılına kadar resmi bir kapı olarak çalışan, ancak daha sonra kapatılan kapının önündeki buğday silolarına çekilmiş olan bayraktı. Bu bayrağın karşısına ise Kuzey’in sınırlarını tutan Türk askerlerinin çekmiş oldukları Türk bayrağıdır. Yani Kürdistan ile Türkiye bayrağı birbirine meydan okurcasına göndere çekilmiş durumda.
Derbisiyêliler, “Yılların özlemini gerçekleştirdik. Türkler bunu kabul etmediler. Oraya o bayrağı çekmememiz için birçok girişimde bulundular. Ama başaramadılar. Çünkü biz bir halktık ve halk gücümüzü kullanarak devrim yapmıştık. Şimdilik ses çıkarmıyorlar” diyorlar. Rojava’nın her kentinin kendine has özellikleri var. Qamişlo aşk ve sanat kenti, Amudê ulusal ve yiğitlik kenti, Derik Kürtlüğün, yurtseverliğin derin olduğu bir kent olarak bilinir. Derbisiyê ise halk arasında ağaların kenti olarak adı geçiyor. Çünkü hiç kimse bir diğerinin büyüklüğünü kabul etmiyor. Herkes kendini bir ağa, yörenin bir büyüğü olarak kabul ediyor.

Bir partiden 23 partiye

Derbisiyê kentinin kendini büyük görme özelliği Rojava’daki siyasal partiler, hareketler içindeki ayrışmalara, bölünmelere de neden olmuş. O yüzden halk arasında Derbisiyê kenti için ‘Sekreterler kenti’ de deniliyor. Biraz ironi içerse de bu tanımlama insan Rojava’daki siyasi parti liderlerinin çoğunun Derbisiyêli olduğunu öğrenince anlama verebiliyor. Hemidê Hacı Derviş, Şeyhmusê Vusê, Fuat Aliko, İsmail Emê, Şêx Baki, Ömer Osê gibi parti başkanları bu kenttendir. Siyasi tablodaki bu parçalanma herkesin kendini büyük görmesinden ileri geldiği halk tarafından özellikle belirtiliyor.
Rojava’daki ilk siyasi parti 1957 yılında kurulmuş. Ancak birbirini kabul etmeme, yine gerek Güney Kürdistan partilerinin müdahaleleri, gerek Suriye devletinin müdahaleleri sonucu şimdi 23 partiye bölünmüş durumda. Bu da partileri aile, akraba partileri seviyesine getirmiş, hatta birçok parti sekreterleri dışında hiçbir merkezleri, güçlerinin olmamasını beraberinde getirmiş. Bu da Derbisiyê’nin kendinden başka kimseyi kabul etmeme gibi bir özelliğinden kaynaklandığı yapılan değerlendirme ve yorumlara neden oluyor. Derbisiyê’de kaldığım birkaç gün içinde bu söylemin çok da yanlış olmadığını gördüm.

Derbisiyê yerlilerinden Asuriler

Derbisiyê’de de tıpkı diğer Rojava kentlerinde olduğu gibi Asuriler, Ermeniler, Süryaniler, Araplar, Kürtler iç içe yaşıyor. Ve hatta kentin ilk kurucularının Asuriler olduğu yönünde bazı görüşler de var. Asuriler bu kente Mêrdîn’den Türk devletinin baskılarıdan kaçarak gelmişler. Kendilerine yönelik yapılan zulmün aynısı Kürtlere de yapıldığı için birlikte göç ederek buraya geldiklerini anlatıyorlar.
Bu tarihsel hikayeyi Asuri İsak Abdo şöyle anlatıyor: “Biz Asuri, Süryani, Keldani’ler 1895 yılında Osmanlılar döneminde bize yönelik saldırılardan kaçarak buraya geldik. İkinci dalga olarak da 1915 katliamından sonra geldiler. Kürtler eskiden beri burada varlardı. Ama daha çok 1925 yılında başlayan Şeyh Said isyanından sonra gelmeye başladılar. Kürdistan’da olduğu gibi burada da aynı kaderi paylaşarak, yaşamaya başladık. Türkler halklar için hiç iyi şeyler yapmadılar. Halkları kırımdan geçirmek istediler. Ki birçok yerde de kırımdan geçirdiler. Biz Asuriler olarak bundan fazlasıyla nasibimizi aldık. Ben burada büyüdüm. Burada okudum ve  87-91 yılları arasında belediye başkanlığını yaptım. Gerçi burada da Baas rejiminin uygulamalarıyla karşı karşıya kaldık. O yüzden halkımız buradan da göç ederek, Avrupa yollarına düştü. Ondan dolayı çok fazla ailemiz burada kalmadı. Yani şimdi sadece 54 aile kadar kalmışız düşünebiliyor musunuz? Baas gitti daha Hür Suriye Ordusu (HSO) yönetime gelmeden onların da ilk işi bize yönelmek oldu. Serêkaniyê’deki kilise saldırılarını başka nasıl değerlendirebiliriz ki? Bizde tıpkı Kürtler, Araplar gibi bu toprakların insanlarıyız. Ama şimdi bu toprakların misafirleri gibiyiz. Ve topraksızız.”
Tarihçi, dil bilimci İsak Abdo halk olarak göç etmeleri ve Kürtlerle tarihsel, toplumsal birliklerini dile getirirken yaşadığı acıları yüzünden rahatlıkla okunabiliyordu. Abdo, Suriye’nin mevcut gidişatı konusunda da ciddi kaygılar duyduğunu bunun uzaması durumunda tüm halklar için büyük bir tehlike olduğunun altını önemli çiziyor.

Gürcan ve Osman Sebrî

Kürdistan’da attığınız her adımda karşınıza bir şehitlik ya da bir mezar çıkar. Bu da Kürdistan’ın özgürlüğü, kurtuluşu için ne kadar mücadele verildiğini ve bu mücadelelerde ne kadar canların yitirildiğini gösteriyor. Derbisiyê’ye bağlı Berkevirê diye bir şehitlik yok. Bu isimle bir köy var. Ve 1980’li yıllara kadar şu an şehitlik olarak halk tarafından ziyaret edilen yerde tek bir mezar dahi yok. Kürt Özgürlük Hareketinin mücadelesinden sonra yaşamını yitirenlerin buraya gömülmesinden sonra burası bir şehitlik oluyor. Ve şimdi de halk tarafından en fazla ziyaret edilen yerlerden biridir.
Bu şehitlikte Kürt Özgürlük Hareketi’nin 1979 yılındaki birinci geri çekilme, daha doğrusu Ortadoğu sahasına çekilmede yaşamını yitiren bir tek militanı vardı. Adı Gürcan ve Türk kökenli bir Kürt Özgürlük Hareketi militanıdır. Ankara Tuzluçayır Mahallesinin grubuyla birlikte harekete katılmış. Ve geri çekilme sırasında 1982 yılında sınırın üzerinde yaralanmış, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamıştır. Gürcan, Baas rejiminin baskılarından dolayı önce bir köyde yeri belli bir yerde gömülmüş. Şehitlik yapıldıktan sonra cenazesi buraya nakil edilmiş ve şimdi orada yoldaşları, dostları, Kürtlük davasına ömrünü adayanlarla birlikte yatıyor Berkevirê Şehitliği’nde.
Berkevirê’de yatanlardan biri de büyük devrimci Osman Sebrî’dir. Osman Sebrî ömrünü Kürtlük mücadelesine verdi. Şeyh Said isyanından sonra Rojava geçti. Daha sonra Kahta dağlarında küçük bir grupla gerillalık deneyimini başlattı. Ardından geri çekildi. Ve Rojava’daki ilk siyasi partinin kuruluşuna öncülük etti. 1957 yılında Hamza’ye Nevêranê, Nurettin Zaza, Hamidê Hacı Derviş, Yusufê Dibo gibi arkadaşları ile birlikte Suriye Kürdistan Demokrat Partisini kurmuş. Ardından 1960’lı yılların başında KDP’nin gazabına uğramış, kendisi Güneye çağırılarak tutuklanmış, parti, KDP’ye yakın olanlara teslim edilmiş. O. Sebrî, yaklaşık iki yıl kadar KDP zindanlarında kaldıktan sonra Rojava’ya dönmüş, ancak bu kez Suriye devleti tarafından tutuklanmış. Ve ilk kurduğu parti birkaç parçaya bölünmüş. 80’li yıllarda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la tanıştıktan sonra “artık ölürsem de gözüm arkada kalmaz. Çünkü bu hareket Kürtleri özgürlüğe götürecek” diyerek birkaç yıl sonra ömrünü tamamlamış. Vasiyeti üzerine Berkevirê köyüne gömülmüş.
Bu şehitlikteki mezarında huzur içinde yatanlardan biri de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 100 yaşındaki şehidimiz dediği Mele Abdullah Timokê’dir. Mele Abdullah ömrünü, bilgisini, duygularını, inancını Kürtlere ve Kürtlük mücadelesine adadı. Öyle ki bu arayışı onu ömrünün sonunda Kürt Halk Önderi Öcalan’ın yanına kadar götürdü. Ve oda tıpkı Osman Sebrî gibi Öcalan’ı gördükten sonra adeta artık ölebilirim dercesine birkaç yıl sonra yaşamını yitirdi. Oda vasiyeti üzerine kuzey sınırına en yakın yer olan Berkevirê’de gömülmek istedi ve şimdi orada yatıyor. Bu şehitlikte yani Berkevirê şehitliğinde huzur içinde yatanlardan biri de Bismilli Mele Hesen’dir. Mele Hesen’de yaşamını sürgün ve Kürtlük mücadelesiyle geçirdi. Ve kendi toprakları üzerinde sürgün olarak öldü.
Bu şehitlikte yatan bir diğer yiğit Kürt insanı ve Kürt Özgürlük Hareketi içersindeki büyük emekleri ve militan duruşuyla tanınan Rustem Osman’dır. Rustem Osman (Rüstem Cudî), Kürt Özgürlük Hareketi’ni takip edenler arasında iyi tanınıyor. Duruşu, düşünüşü, davranışları ve emekleriyle Kürt Özgürlük Hareketi mücadelesi içinde 27 yıllık emeğiyle önemli çalışmalar yürütmüş, gönüllerde taht kurmuş insanlardan biridir. Berkevirê Şehitliği’nde Kürt Özgürlük Hareketi mücadelesinde çeşitli dönemlerde ya bir çatışmada, ya bir pusu da ya da bir başka olayda yaşamını yitirenler yatıyor.  DEVAM EDECEK

SEYİT EVRAN



Kürtler kimseye muhtaç değil


Rojava’da Kürtler için planlanan oyunun ortaya çıkması çok uzun sürmedi. 2012 yılının ortalarından itibaren Suriye’de savaş alanı Halep olmaya başlamıştı. Halep iki tarafta önemliydi zira ülkenin ekonomik başkenti sayılıyor. Birçok uzmana göre Halep’te hakim olan taraf iki yıldan fazladır süren savaşı kazanmış olacak. Kürt gençleri, diğer kentlerde olduğu gibi Halep’te de Kürtleri korumaya başlamıştı. Kürtler’in yoğun olarak yaşadığı Eşrefiye ve Şêx Meqsûd mahalellerin denetimini sağlayan Kürt gençleri, hem çetelere hem de rejime geçit vermiyordu. Kürtler yıllardır izlediği politikayı Halep’de de hayata geçirmiş ve iki tarafa da mesafeliydi. Muhalifler ile rejim de kentin geri kalan mahallerinde zaman zaman şiddetli çatışmalara giriyordu. Çatışmalar zaman zaman Kürt mahallerine de sıçrıyor ve Kürtler iki ateş arasında kalıyordu.
Her iki taraf medyaya yaptığı açıklamada Halep’in kendi kontrolünde olduğunu söylüyordu. Ancak mevzilerini kaybeden muhalifler Kürt mahallelerine giriyordu.  Savaşta taraf olmak istemeyen Kürtler, Ekim ayının sonlarına doğru muhalifleri bölgelerinden gitmesini istedi. Ancak rejim güçlerinden kaçan muhaliflerin Kürtleri taraması sonucu birçok kişi yaşamını yitirdi. Halkı koruyan Kürt geğnçleri devreye girdi ve halka saldıranlara sert cevap verdi. Muhaliflerin Kürt mahallelerinde olmasında dolayı rejim güçleri de buraları bombaladı.

Saldırıların arkasında olanlar

PYD Eşbaşkanı Salih Muslim, çatışmaların yaşandığı tarihlerde basına yaptığı açıklamalarda olayların arkasında Türkiye’nin ve Selahaddin Bedreddin’in bulunduğu söylemişti. PYD lideri Muslim, Lübnan gazetesi es-Sefir’e yaptığı açıklamada, “Her zaman halk karışında olan Selahaddin Bedreddin birkaç Kürt’ü biraraya gelip ‘Selahaddin Eyyübi Tugayları’nı kurdu. Daha sonra bu tugayı Türkiye ile ciddi ilişkileri olan Hür Suriye Ordusu’na dahil etti. Bunları Türkiye yönlendiriyor, para ve silah yardımı da Selaheddin Tugayı aracılığı ile geliyor, Selaheddin Bedreddin de onların çalışanı” demişti. Muslim, söz konusu çetelerin önce rejim güçleriyle çatıştığını ancak yenilgiyle karşı karşıya kalınca Kürtler’in yoğun yaşadığı Eşrefiye Mahallesi’ne kaçtığını dile getirerek, “İlk gün mahallenin doğusundaki karakolda çatışma çıkıyor. Hür Suriye Ordusu (HSO) üyeleri kaçınca rejim bu kez mahalleyi bombalıyor.
Ertesi gün 200 militan batı tarafından Eşrefiye’ye giriyor ‘Kürt mahallelerini Demokratik Birlik Partisi’nden (PYD) kurtaracaklarını‘ söyleyerek kontrolü ele almaya çalışıyor. Halk bunları istemiyor. Yaklaşık 5 bin kişilik bir kitle Hür Ordu barikatlarına doğru protesto yürüyüşüne başladı, Hür Ordu halkı hedef alarak ateş açtı ve onlarca kişiyi öldürdü. Bunun üzerine bize bağlı birlikler de zorunlu olarak bölgeye giriş yaptı ve çatışmalar yaşandı. Bu çeteler püskürtüldü” şeklinde konuştu. Yaşanan çatışmalardan sonra YPG, birçok çete mensubunu esir aldı. Çeteler, rehin alınan arkadaşlarını almak için ilk önce Efrîn ile Halep arasında bir kontrol noktası kurdu, daha sonra da aralarında YPG komutanlarının da bulunduğu yüzlerce kişiyi rehin aldı. Muslim, es-Sefir gazetesine verdiği söyleşide, çeteler tarafından kaçırılan insanların sorgusunu Türkiye’nin yönlendirdiğini söylemişti.

Halep’te verilen mesaj

Kürtler, Halep’teki direnişiyle tüm taraflara “Kürtler kimsenin korumasına muhtaç değil” mesajını bir kez daha vermişti. Muslim, hem çetelerin hem de rejim güçlerinin Kürtleri hedef almasını “hem taraf yapma hem de Kürtleri tanımama” olarak yorumlayarak “Şimdiye kadar ne rejim Kürtleri kabul etmiş ne de muhalifler. Halep’te bizi savaşa çekmeye çalıştılar. Halep’teki çatışmalar Kürtleri hazmedememeden dolayı çıktı. Kürtler’in güçlenmesini kabullenmediler. Bizim zayıf noktamızı arıyor. Eşrefiye’de Kürtler var. Bu mahallenin yüzde 60-70’i Kürttür, diğerleri Arap’tır. Beraber yaşamışsız, birbirimize sempatiyle bakıyoruz. Eşrefiye, stratejiktir. Halep’i yukarıdan gören bir yer. İşte bundan dolayı iki taraf da buraya saldırdı. Amaç hem Eşrefiye’yi ele geçirmek hem de Kürtler’in örgütlü direnişini kırmak. Rejim en azında onlar (Kürtler ile muhalifler) birbirine girsin, bana karışmasın diye düşünüyor. Ee tabi rejim buradan güçlü çıkıyor. Kendi gücünü başka yerlerde kullanıyor” dedi.

Gizli plan devreye konuluyor

Kürt gençlerin direnişi karşısında çeteler geri çekilmek zorunda kaldı ve YPG’yle anlaşmak zorunda kalmıştı. Ancak Mart ayının sonlarına doğru bir kez daha Halep’teki Kürt mahalleleri savaş alanı oldu. ANF’ye konuşan YPG Genel Komutanı Sipan Hemo bu saldırılardan rejimi sorumlu tuttu.  Hemo, rejime muhalif güçlerin Şêx Meqsûd’a girdiğini iddia ederek Kürt bölgesini bombaladığını belirterek, “Sanki bazı silahlı gruplar Şêx Meqsud’a girmiş ve devlet güçleri de onlara karşı saldırılarda bulunduğu için çatışmalar yaşanıyor gibi gösteriliyor. Durum öyle değil. Öz itibariyle devlet başlattığı gizli planı uygulama koydu. Üç ay öncesinden pratiğe geçirilmeye başlanan plan halen de devam ediyor. Devlet, ciddi kayıplar verdiği Halep’in önemli bir kısmını da kaybetti.
Şu anda Halep’in yarısından fazlası HSO’nun eline geçmiş durumda. Rejim güçlerinin elinde Süleymaniye, Xalidiye gibi bazı caddeler kalmıştı. Ellerinde kalan bu yerleri savunmak için savaşı Şêx Meqsud ve Eşrefiye’ye kaydırmayı planladılar ve hayata geçirmek için ilk adım atıldı” dedi. Yaşanan çatışmalarda onlarca Kürt genci yaşamını yitirdi. Saldırılar sonucu yaklaşık 250 bin Kürt bölgeden göçettirildi. Kürtler, Efrîn ve Kobanî’ye göç etti.
Suriye’deki savaşlardan milyonlarca kişi evlerini yurtlarını bırakarak başka ülkelere gitmek zorunda kaldı. Suriyeli mülteciler için çadırkentler kuruldu. Yurtdışına çıkamayan Suriyeliler ile Kürtler ise daha çok iç göçe zorlandı ve göçler hep Kürtler’in denetim altına aldığı kentlere oldu. Batı Kürdistan Halk Konseyi Eşbaşkanı Senan Muhammed, AFP’ye yaptığı açıklamada göçlerden dolayı 600 bin nüfuslu Êfrin’in ikiye katlandığını söyledi. mağdurlar, uluslararası organizasyonlardan da herhangi bir yardım almıyorlar.
PYD lideri Salih Muslim, göç eden hiçbir Kürt’ün Türkiye’deki çadırkentlere gitmediğini söyledi. Göçü daha çok Güney Kürdistan’a yönlendirdiklerini söyleyen Müslüm, “Buradaki mültecilerin durumu Türkiye’deki gibi değildi. Halk perişandı. Kürdistan’a  ekonomik nedenlerden dolayı göç etmek zorunda kaldı.  Ama Türkiye’ye gidenler ölümlerden kaçanlardır. Rojava’ya Suriye kentlerinden de göç oldu. Onlara karşı bir düşmanlık beslemiyoruz. Bize fırsat verilirse onlara çalışma, ticaret yapma imkanı yarattırız” diyor.

Onlarca kurum kuruldu

Rojava Kürtleri iki yıl boyunca bir taraftan örgütlülüklerini geliştirip onlarca kurum kurdu. Kendi yönetimlerini kurdu. Bir taraftan da kendilerine yönelik saldırıları bertaraf ettiler. Salih Muslim’e “Bundan sonra ne olur” diye soruyoruz. PYD lideri de “Kürt halkı bu iki yılda kendi gücünü, kendi kurumlarını oluşturabileceğini, kendini koruyabileceğini, kendisini yöneteceğini ispatladı. Varlığımızı herkese gösterdik. Artık kimse kalkıp ‘Suriye’de Kürtsüz bir anayasa yapacağım’, ‘Kürtsüz bir düzen kuracağız’ diyemez. Kürtler Suriye denkleminin bir parçası olmuştur. Suriye’de kurulacak yeni düzende Kürtler yerini alacaktır” şeklinde cevap verdi.
Suriye’de her şekliyle yeni bir dönem başladı. Artık Suriye eskisi gibi olmayacak. Rejim başta kalsa da eskisi gibi yönetemeyecek Suriye’yi. Muslim, iki yıldır devam eden savaşın taraflara bir üstünlük getirmediğini bundan sonra çözümün ancak siyasal yolla olacağını da ekliyor. “Siyasal çözüm bu rejimin gitmesi demektir” diyen PYD lideri, iki yıldır süren savaşta çatışan tarafların gözardı edilmemesi gerektiğini söyleyerek, “Bu güçler ne Suriye Ulusal Konseyi’ni ne Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu tanıyor. Savaş ta bu oluşumların isteğiyle olmamıştır. Savaşan kesimlerin amaçları farklıdır. Mesela bazıları -ki bunlar Türkiye’nin denetiminde- hilafet devleti kurmak istiyor. Yani savaşın ne kadar süreceği belirsiz. Çatışmaların durmayacağını tahmin ediyoruz. Buna göre hazırlıklarımızı yapıyoruz. Demokratik güçlerin dayanışma içerisinde olmasını ve demokrasinin oluşması için çalışacağız” dedi. BİTTİ

DENİZ BAŞPENİR