Ezilen ve sömürülen halkların tarihini genelde başkaları yazar. Sömürgeci bir güç, eğer bir halkı bağımlılık ilişkilerinde tutmak istiyorsa, esas olarak iki yol dener: Birincisi tarihine, kültürüne, geçmişine ve tüm gerçekliğine yabancılaştırmak. İkincisi ise o halkı örgütsüz ve önderliksiz bırakmak...
Kürdistan'daki mevcut sömürgeci güçler de, bu iki nokta üzerinde önemle durmakta. Bu nedenle, Kürdistan uzun yıllar parçalı, örgütsüz ve önderliksiz bırakılmaya çalışıldı. Bu durum, 1639 yılında Osmanlı ve Safavi imparatorlukları arasında imzalanan Kasr-ı Şirin Anlaşması ile başladı. Kasr-ı Şirin ile ikiye bölünen Kürdistan, 24 Temmuz 1924'te imzalanan Lozan Anlaşması'yla da dörde bölündü. Elbette bu bölünme durumu yapaydır.
Kürtler bu yapay sınırları ve egemenlikleri asla kabul etmediler. Fakat dört parça üzerindeki sömürgeci güçler, bunu kabul ettirmek için denenmemiş yol bırakmamıştır: Katliamlar, sürgünler, tecavüzler, zindana atmalar, beyaz asimilasyon... Ancak istedikleri sonucu, tam olarak alamadılar. Bu politikaların kimi sonuçları olsa da, sömürgeciler, nihai zaferi elde edemediler.
Çünkü Kürtler her dört parçada da, direnmesini bildi. Mücadelelerini ağır bedellere rağmen sürdürebildi. Sömürgecilerin tüm çarpıtmalarına, tarihleriyle oynayıp, tarihlerini yok etmeye çalışmalarına, örgütsüz ve önderliksiz bırakmak için her türlü çirkefçe yöntemlere başvurmalarına rağmen, Kürtlerin her dört parçada da örgütlenme ve tarihlerini kendi yazma mücadelesi asla bitmemiştir. Belki istenilen sonuç tam olarak henüz elde edilemedi; ancak mücadeleden de hiç vazgeçilmedi.
Bu mücadeleler, bazen dini ağırlıklı, bazen aşiret ağırlıklı, bazen bölgeyle sınırlı kaldı ama her zaman bir direniş ve varlığını koruma mücadelesi oldu. Bu mücadelenin en parlak dönemini de, Kürt Özgürlük Hareketi ile yaşadılar. Yani 1970'li yılların başında filizlenen ve şu an Ortadoğu'nun en etkin aktörü haline gelen PKK ile.
Özgürlük Hareketi, dayatılan kültürsüzlüğe, tarihsizliğe, örgütsüzlüğe ve önderliksizliğe bir tepki olarak çıkışını yaptı. Bu çıkışla da, bugün Kürdistan'ın dört parçasına kök salmış durumda. Şimdi bu kökle yeniden tarih yazmanın, örgütlenmenin ve öncülük misyonumuzun gereklerini yerine getirmenin zamanıdır. Bu nerede gerçekleşecek, tarih nerede yazılacak, sorusuna verilecek en net cevap, Kobanê olacaktır!
Kobanê, bugün uluslararası güçlerin örgütleyip, büyüttüğü IŞİD çetesinin kuşatması altındadır. Bu kalleşçe kuşatmaya karşı, Kobanê'nin yiğit kadın ve erkekleri başta olmak üzere, Kürdistan'ın dört bir bölgesinden gelmiş insanlarımız destansı bir direniş sergiliyor. Bugün tarih, Kobanê'de yazılıyor.
Bugün Kobanê'de gösterilen destansı direniş, tarihsizliğe, kültürsüzlüğe ve örgütsüzlendirilmeye karşı verilmektedir. Yani onur ve namus direnişidir. Gün, insani, vicdani ve ahlaki sorumluluk taşıyan herkesin yönünü Kobanê'ye çevirip, tarihi görev ve sorumluluklarını yerine getirme günüdür. Selam olsun, onur ve namus direnişinde yer alan yiğit yüreklere!..
Antep H Tipi Cezaevi