Sol Parti Milletvekili Ulla Jelpke, Federal Almanya Anayasa’yı Koruma Teşkilatı başkan yardımcılığına Sinan Selen’in atanmasının Kürtlere ve Türkiyeli sol güçlere dönük kriminalizasyon politikasını derinleştireceğini belirtti.

REWŞAN DENİZ

Almanya’da Sinan Selen’in Anayasa Koruma Teşkilatı başkan yardımcılığına atanmasının Türkiye’ye açık bir işaret olduğunu belirten Sol Parti Milletvekili Ulla Jelpke, “Selen’in Federal Hükümet adına arabulucu olması ve ortak yeni anti terör mekanizmanın yürürlüğe girmesinden hemen sonra özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı baskılar arttı” dedi.

26 Kasım 1993’te PKK’ye yasakla oldukça yoğunlaşan Kürtlere dönük kriminalizasyon politikasını yürüten en önemli kurumlardan biri olan Federal Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) başkan yardımcılığına 46 yaşındaki Sinan Selen getirilecek. Alman Focus dergisinin internet sayfasında yer alan habere göre, Selen’in göreve ne zaman başlayacağı ise henüz belli değil. Selen, 22 Ocak 2016’da dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile Almanya Başbakanı Angela Merkel’in, Berlin’de iki ülke arasında hükümetler arası istişareler toplantısında Almanya adına ‘serpa (arabulucu)’ olarak atanmıştı.

Sol Parti İçişleri Politikası Sözcüsü Ulla Jelpke ise Alman hükümetinin yanıtlaması istemiyle o dönem verdiği soru önergesiyle; Almanya İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere ile Türkiye İçişleri Bakanı Efkan Ala arasında ‘terörizm’ ile mücadele konusunda gerçekleşen toplantıya ‘serpa’ olarak katılan Sinan Selen’e dikkat çekerek, “somut görevi ne idi, Berlin’de bu toplantıda ne konuşuldu” sorularını gündeme getirmişti. Selen’in Federal Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı başkan yardımcısı olacağı haberi üzerine konuyu danışmak üzere Milletvekili Jelpke’ye ulaştık.

Yeni bir mekanizmada anlaştılar

Ocak 2016’da hükümetler arasında gerçekleşen toplantıda her iki ülkenin içişleri bakanlarının ‘teröre karşı mücadelede yeni bir mekanizma’ üzerinde anlaştıklarını belirten Jelpke, “O dönemlerde teröre karşı işbirliğinin koordinasyonunda her iki hükümetten ‘serpa’ yani arabulucu atandı. Alman tarafı için o dönem henüz kamuoyunda büyük ilgi görmeyen Sinan Selen atandı” hatırlatmasında bulundu. Jelpke, Selen’e ilişkin verdiği soru önergesine nasıl bir cevap verildiğine ilişkin ise şunları belirtti: “Soru önergeme cevaben Almanya hükümetinin ilettiği bilgilere göre Selen’in görevi ‘örneğin birlikte açıklamalar yapma hazırlıkları konusunda Alman ve Türk içişleri bakanlığının ortak çalışmasıdır. Selen ayrıca erişilen hedefler hakkındaki gelişmeleri, Federal İçişleri Bakanlığı’na rapor edecekti.”

Kürt karşıtlığı ortaklığı

Selen’in ‘güvenlik’ alanındaki tecrübelerinden çok Türk olmasından dolayı bu göreve getirildiğine dikkat çeken Jelpke, “Bu, mülteciler anlaşması çerçevesinde taviz veren Türkiye için güven verici bir adımdır. Mültecilere yönelik AB kapıcılığı yapan Türk hükümetine karşılık olarak Avrupa’da PKK’ye daha fazla baskı yapılıyor. Bunun yanı sıra Kürdistan’daki savaşa ve Türk ordusunun işlediği ağır insan hakları ihlallerine sessiz kalınıyor” dedi.

Neden Selen seçildi?

Jelpke’nin “Neden Selen gibi bir isim, bu zamanda böylesi bir göreve getiriliyor” sorusuna yanıtı ise şöyle: “Selen’in yeni görevi Federal Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı’nda başkan yardımcılığıdır. Anayasa Koruma Teşkilatı Başkanı Hans-Georg-Maassen’in sağcı açıklamaları koalisyon hükümeti için artık kabul edilemez noktaya geldiğinden başkan yardımcısı olan Thomas Haldenwang gizli istihbaratın başına geçirildi. Federal Hükümetinin ilk kez göçmen kökenli bir üst memuru bu göreve almasının iki amacı var. Birinci hedef göçmen kökenli vatandaşların özellikle NSU meselesi ve Maassen’in açıklamalarından dolayı istihbarata karşı yok olan güvenlerini tekrar kazanmak. İkinci olarak da Selen’in atanması geçen yıl her iki ülke arasında yaşanan güven zedelenmesini onarmak için Türkiye’ye açık bir sinyaldir.”

Ankara’yla çatışmayı göze almaz

Selen’in yeni bir üst göreve atanmasının tartışıldığı bir dönemde, Erdoğan’ın Almanya’da SADAT’a bağlı hücreleri Kürtlere ve Türkiyeli diğer muhaliflere karşı harekete geçireceği haberleri de geliyor. “Almanya neden Türkiye’ye bağlı karanlık güçlerin ülkesinde örgütlenmesine izin veriyor” sorumuza karşılık Jelpke bunun 70’li yıllara dayanan bir gelenek olduğunu belirterek şunları aktardı: “Almanya Federal Haber Alma Servisi (BND), ülkücülerin kendine Almanya’da yer edinmesinde yardımcı oldu. Federal Hükümet’e göre Türkiyeli işçi sınıfının mücadeleci ve sol kesimin karşısında durabilecek güç Türk faşistleridir. Alman devleti; özellikle güvenlik daireleri içerisinde bulunan güçler, sağcı militanları destek kuvveti olarak görüyor. Anasayayı Koruma Teşkilatı, böylece yıllarca muhbirleriyle NPD’nin gelişmesini destekledi. Sol ve demokrat Türkiyelileri sindirmek için de Türk faşist güçlere yer verildi. Almanya’da bulunan Türk ajan yapıları sadece Türkiyelileri hedef aldığı müddetçe Federal Hükümet, harekete geçmeyecek, Ankara ile çatışmayı göze almayacaktır.”

Anayasayı Koruma Teşkilatı’ndaki yönetim değişikliğinin yaratacağı sonuçlara ilişkin ise Jelpke’nin değerlendirmesi şöyle: “Devlet içindeki bazı güçler -bunun içinde kesinlikle Anayasa Koruma Teşkilatı eski Başkanı Maassen de var- Almanya’da Türk ajan yapıların kontrolsüz hareketlerini kesinlikle endişe verici gördü. Bundan dolayı son Anayasa Koruma Teşkilatı raporunda Türk ispiyonculuk eylemleri bağlamında DİTİB ve UETD’nin de adları yazıldı. Bu Ankara’ya yönelik bir uyarı atışı oldu. İstihbarat yeni yönetiminde bu eleştiriyi kamuoyu önünde belirtmeye devam edecek mi etmeyecek mi, bunu bekleyip görmemiz gerekiyor.”

Kriminalizasyon artacak

Selen’in atanmasıyla birlikte Kürtlere ve Türkiyelilere dönük kriminalizasyon politikasının daha da artacağı yönünde de endişeler var. Jelpke’nin endişeleri ise şu yönde: “Benim endişelerim Selen’in Türk kökenli olmasından ziyade, iki ülkenin ekonomik ve jeopolitik çıkar odaklı ilişkisidir. AB-Türkiye mülteci anlaşmasından sonra; yani Selen’in Federal Hükümet adına arabulucu olması ve ortak yeni anti terör mekanizmanın yürürlüğe girmesinden hemen sonra özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı baskılar arttı. Federal Hükümet, himayesine aldığı Gülen hareketini terörist olarak görmüyor; Türk hükümeti de El Kaide ve DAİŞ’in bir kısmıyla eşgüdümlü işlere girişmesinden dolayı Türk-Alman mücadele ortaklığı PKK, DHKP/C, TKP/ML ve diğer Türk soluna karşı yapılabilir. Alman Hükümeti, Gülencilerin ve kaçan darbecilerin iadesini isteyen Türk hükümetini sakinleştirmek için Kürt ve solculara baskısını artırıyor.”