Yaklaşık bir yıl önce, 1 Aralık 2014-1 Aralık 2015 arasında hiçbir şey satın almamaya karar verdim. Bir devlet üniversitesinde çalışıp İstanbul’da yaşayan biri olarak ay sonunu denkleştirmeye çalışan orta halli diyebileceğimiz biriyim. Fakat beni bu karara götüren sebep, kendi bütçemle ilgili değil daha çok dünyayı nasıl tükettiğimizi görmek, tüketimi körükleyen sistemle dertlerim ve alışverişin arkasında yatan psikolojik tatminle ilgiliydi.

Kendimi bazen alışveriş yaparak mutlu olan bir insan olarak görüyordum; fakat sadece alırken, ondan sonraki birkaç saat içinde bunun mutluluk getirmediğini görüyordum. Hem kendi bütçemi zorluyor, hem bu sisteme alet oluyor hem de doğadan tüketiyordum. Alıyordum dediysem yanlış anlaşılmasın, hiçbir zaman alışveriş merkezlerine giden ya da lüks tüketim malları alan biri olmadım, fakat çarşı-pazar, ihraç fazlası, indirim derken ihtiyacımdan daha fazlasını almış oluyordum.  


Tüketim model

sunuyor bize

Almayla ilgili psikolojik süreçlerin yanı sıra son yıllarda dünyadaki tüketimin artışıyla binaya, mala, reklama boğulmamızın gözden kaçırılmayacak boyutta olması da bu kararda etken oldu. Bir cadde üzerinde dört tane alışveriş merkezi olması, her yere dev binaların dikiliyor olması... Belki de son yirmi yılda, dünyada bizden önce yaşamış nesillerin hepsinden daha çok tüketiyoruz. Alışveriş merkezlerinde, pazarlarda, toptancılarda, tezgahlarda neye yaradığı belli olmayan plastik, kağıt, kumaş, metal, tahta eşyaları gördükçe, bunları kimler ne şartlarda üretti ve atıkları nereye gidecek diye düşünmeden edemiyor insan. Bunlar üretilirken dünyada birçok şey tüketiliyor, Çin’de insani olmayan şartlarda giysiler üretiliyor, etrafta poşetler, paket kağıtları, t-shirtler, plastik çatal bıçaklar uçuşuyor. Alışveriş merkezleri insanların yaşam alanı haline geldi, yapay alanlarda yapay yaşamlar sürdürülüyor, çocuklar sokakta oynayacağına AVM oyun alanında oynuyor. Yani bir tek alışveriş değil, bütün yaşamımızı ele geçiren bir hayat modeli sunuyor bize tüketim. İnsanoğlu bütün doğayı kendi için var sanıyor, onu sınırsız tüketebilir, kaynaklarını kendi için harcayabilir diye düşünüyor. Kendisini doğanın bir parçası olarak görmüyor ve kendisini dışarıda tutup doğayı kendisinin ihtiyaç deposu haline getiriyor.


Değişim kendimizle başlamalı

Bütün bunlarla mücadele etmek en azından dahil olmamak için bütüncül bir yaklaşım gerekiyordu elbette. Bu sadece tüketim alışkanlıklarıyla açıklanabilecek bir şey değildi, tüketim bir ucuydu daha geniş bir sistem eleştirisi gerekiyordu. Ayrıca bir sürü sosyo-politik, bilimsel ve ekolojik yaklaşım vardı ve tüketimle daha politik ya da entelektüel bir temelden mücadele edilebilirdi, fakat her şeyden önemlisi kendi hayatında bir değişime gitmek gerekiyordu. Kendiniz tüketerek yaşıyorken, aksine söylediğiniz şeyler ne kadar anlamlı olabilir ki?

Bu yola baş koymadan önce de herkesin az çok yaptığı şeyleri yapıyordum; fazlalıkları ihtiyacı olanlarla paylaşmak, çöpleri ayırmak, evde arkadaşlarımla takas pazarı yapıp değiş tokuş yapmak, çevreye zarar veren ürünleri tüketmemeye çalışmak gibi. Evimdeki mobilyaların çoğunu da ya birilerinden almış ya da sokakta bulmuştum. Fakat bunlar yeterli değildi, verdikçe almanın yolu da açılıyordu, eşyan azaldıkça yenilerini almayı hak görüyordun. Sen aldıkça alışveriş merkezleri yapılıyordu ve almaya devam ettikçe bunların yapılmasına itiraz etmen samimiyetsizleşiyordu. 


Farkındalık geliştirdim

Bu düşüncelerle bir yıllık almama sürecine başladım ve bunu paylaşmak için bir blog ve facebook sayfası açtım. Bu süreçte sadece yiyecek, içecek ve hizmet satın aldım. Kıyafet, ev eşyası, kitap, kozmetik, elektronik, zorunda kalmadıkça herhangi bir eşya almadım. Bu deneyim sonunda başladığım noktadan bayağı bir yol aldım, birçok şeye karşı farkındalık geliştirdim. Fark etmeden yaptığım birçok hatayı gördüm, gereksiz tükettiğim şeyleri fark ettim. Bunlar kendi adıma kazanımlarımdı ama en önemlisi etrafımdaki insanların ve blogumu takip edenlerin de bundan etkilendiklerini ve değiştiklerini gördüm. Yaptığım şey çok da özel bir şey değildi aslında, birçok insanın halihazırda yaşadığı, birçoğumuzun da on-on beş yıl önce yaşıyor olduğu hayat buydu. Bu kadar kısa zamanda ne değişti de böyle tüketir olduk? Daha mı zengin olduk, daha mı ucuza alıyoruz ve bunun bedelini kimler ödüyor? Benim bir çözüm önerim yok. Sadece bir yerden başlayıp kendi hayatımda bir değişime girdim. Eminim herkesin de kendi hayatında değiştirebileceği bir şey vardır.