Tavandan eğreti bir kabloyla asılmış lambanın loş ışığına eşlik eden kar tipisinin senfonik sesine biraz sonra dengbêjin sesi eşlik edecek. Dinleyiciler biraz sonra başlayacak olan hikayelere kendi hikayelerini ekleyebilme heyecanıyla, soluksuzca dengbêjin elini kulağına götürdüğü anı bekliyor. Toprak damlı evin kokusuna, kadınların uzun eteklerine sıçramış süt kokusu karışıyor.
Çocuklar, annelerinin etekleri arasında sessizce dengbêjin biraz sonra anlatacağı hikaye için pür dikkat kesilmişler. Oysa Kürdistan'da hiçbir çocuk dengbêjin sesinden anlatılan hikayeyi sonuna kadar dinleyememiştir. Günün yorgunluğuna yenik düşen göz kapakları, anlatılan her hikayeyi yarım ve daha büyülü kılar bu çocukların yürek derinliklerinde. Ve yıllar sonra takılıp yarım kalmış hikayelerin peşine, parçaları bir araya getirmeye çalışmakla geçer birçoğunun hayatı. Parçalar birleştikçe, dengbêjin sesine sığınır yine yarım hikayelerin sahipleri.
Ve dengbêj "were Telli Telli" diye başlar ayrılığın acısını anlatmaya. Telli'nin küpesinden bileziğine, boynundaki altınlarına varana dek binlerce anlam yüklenere başlar, "Lê lê zalimê" diye devam eder... Babasının zalimliği, Telli'nin bedeniyle, üstüyle-başıyla, ince beliyle, uzun boyuyla ve kara gözleriyle anlatılır. Toplumsal gerçeğin özeti olur yaşanan aşk!
Pepuk kuşu bu uzun hikayenin uğursuzudur. Dinleyici, tanıdık kavram ve sembollerden hikayenin sonunu tahmin etmekte artık hiç zorlanmaz...
Kadın dinleyiciler gözlerinden aşağı süzülen gözyaşlarını eşarplarının ucuylu silip, dalıyorlar yitik sevgilinin hayali peşine. Kavuşamadıkları ve hiçbir zaman kavuşamayacakları sevgiliyi Telli'nin hikayesinde, yüreklerinin en saklı köşesinde sessizce anma şansını kaçırmak istemezler. Dengbêjin sesi eşliğinde derin ve acıtıcı bir yolculuğa çıkarlar. Stran bittiğinde bu yolculuk da son bulur, çünkü yaşayabilmek için üstü iyice örtülmelidir acının.
Erkekler ise, yüzlerine hiçbir duygunun gölgesini düşürmezler. Toplumun biçtiği rol içsel hesaplaşmanın üstünü örter. İç çekmelerin göğüs kafesinde yarattığı hareketlenmeden başka hiçbir belirti göstermeden, dimdik durma çabasıyla, sevgilinin hayali görüntüsünü gölgelemekten alıkoyamazlar kendilerini...
Yıllar sonra, uzun kış gecelerinde köyümüze yolu düşen dengbêjlerin anlattığı hikayeleri böyle hatırlıyorum. Ben o zaman annesinin süt kokan eteğine yapışmış, hikayenin en can alıcı kısmında günün yorgunluğuna bedenini teslim etmiş çocuklardandım. Bu yüzden bütün hikayeler yarım kaldı belleğimde.
Ve bu yüzden başladığım her hikaye en can alıcı yerinde kopar gider... Her şeyin sayısız süslü kelimeyle anlatıldığı her ortama bu yüzden yabancı kaldım hep. Dilim bir türlü alışamadı bu karmaşaya. Geçmişte herşey çok açık ve netti. Acı, ölüm, ülke, savaş, mapusluk, ayrılık, aşk bunların hepsi sade ve anlaşılır bir dille anlatılırdı. Mutluluk da öyle.
Gezici bir dengbêj, taşıyıcısıydı tüm yaşananların. Kürdistan'ın her köşesinde yaşanan acıları; zulmü, ihaneti, aşkı taşırdı en ücra köy odalarına. Günümüzde dayatılan kalıplardan uzak, sade yaşanır ve sade anlatılırdı insana dair herşey. Forsu yoktu hiçbir olgunun, derin ve olması gereken gibiydi algı.
Yazdığım her yazıda dengbêjin sesine sığınmam bu yüzden sanırım. Kendimi anlatamadığım her duyguda, susar ve onlara kulak kabartırım. Ruhum, seslerine karışıp dağ başlarında dolandıktan sonra, sessiz sedasız köşesine çekiliyor yaşamın.
Günümüzde adlandırıp içinden çıkamadığımız her durum için dengbêjin sesine ve anlattıklarına kulak vermek yeterli oluyor. Bu halkın trajik öyküsünün bağrında taşıdıklarını en iyi onlar anlatıyor çünkü.
Kahramanlığı, direnişi, zulmü, sürgünlüğü, yitip gitmeyi, firari olmayı, ağayı, paşayı, Roma Reş'i, aşkı ve ayrılığı...
İçi boşaltılmış kavramlarla harmanlanan her duygu, tozlu raflarda okunmayı bekleyen birer kitap gibi öylece duracak hayatın kuytu bir köşesinde. Taşıyıcısı olmayacak artık acının, zulmün, aşkın...
Oysa onları çoğaltmak gerekirdi. Var olan karmaşanın içinden, olması gerekeni en iyi onlar çekip almasını bilirlerdi. Hadi! Açın, dinleyin dengbêjleri. İçinden çıkamadığınız en yoğun karmaşaların çözümü onların anlattığı hikayelerde saklı...