Geçtiğimiz günlerde ‘Êzîdî Kadınları İntikam Hamlesi’nin birinci aşaması tamamlandı. Şimdi Şengal’in güneyinde Xeyalê, Sikiniyê ve Şilo üçgeninde mevzilenme çalışması var.
Yaklaşık 21 km’lik bir alan ve dümdüz bir arazi. Bu hamlede alınan tepelerden sonra Şengal dağı çetelerden tamamen temizlendi. Önümüzde koca bir ova ve savaşçıları bekleyen Siba Şêx Xidir, Til Azer ve Til Benat köyü var. Bu köyler hem tarihi hem de manevi açıdan Êzîdîler için çok önemli. Direnişin ilk başladığı ve ihanetin ilk yaşandığı yerler. Biliyorsunuz, 2007 yılında çeteler bu iki köyde patlamalar yaptı. Yani saldırıların ilk başladığı bölge. Yerleşim olarak da bir ilçe büyüklüğünde olan bu köyler, stratejik bir noktada bulunuyorlar. Baac ve Şengal arasındaki yol güzergahında bulunan bu bölge, Şengal’in güvenliğinin sağlanması açısından çok önemli. Ancak böylesi bir ilerleme için öncelikle bölgenin konjonktürel durumunun buna uygun olması gerekiyor.
Şimdi gündem Til Afer bölgesindeki savaş üzerine. Heşdi Şabi güçleri Til Afer çevresini sarmış durumda. Musul daha netleşmemişken, Şengal’de bölgesel hükümet, merkezi hükümet tartışmaları sürerken ve bir istikrar oluşmamışken neden Til Afer operasyonu başlatıldı? Aslında çok daha öncesinden bu bölgede hazırlıklar yapılıyordu. Türk devletinin merkezi hükümet üzerindeki baskıları ve Şia güçlerinin bölgede olmasını kendisi için bir tehdit olarak algılamasına karşın, alttan alta İran ve onlara bağlı Heşdi Şabi güçleri bölgedeki etkinliğini sürdürüyor.
Suriye ve Irak’ta Şia dünyasının zayıflaması demek, sıranın İran’a geldiği anlama gelir ki, İran şimdi dış dünya ile savaşını kendi toprakları dışında veriyor. Türk devleti de Sünni blok adı altında aynı stratejiyi geliştirmeye çalışsa da eline yüzüne bulaştırmaktan başka yaptığı bir şey yok. Yani İran’ın bin yıllık siyaset tarihi tecrübesinden yoksun oldukları için Suriye de görüldüğü gibi çuvallıyorlar. Yine diğer yandan Peşmerge güçleri Musul’un dibine kadar gidip bundan sonrası bizim alanımız değil dedi. Demek ki Musul’u Sünni bölgesine bırakacaklar.
Anlaşılan o ki ferman öncesi bölgedeki etkin güçlerin kendi aralarında bölüştüğü Irak, belirlenen çerçevede paylaşılıyor. Üçlü bir sistem yani. Bir Kürdistan bölgesi, Şia bölgesi ve Sünni cephe. Peki Êzîdîler bunun neresinde yer alacak. Daha önce Şengal Sünni bölgesine dahil edilmişti. Şimdi alanda Êzîdîlerin kendi öz örgütlülüğünü sağlamasından kaynaklı bir geri çekilme durumu var. Ancak bu Êzîdîlerin lehine olan bir durum değil, tam tersine çaktırmadan nasıl onları etkisizleştiririz durumu söz konusu.
Bir yandan bölgedeki küçük cemaat gruplarını parayla satın alarak pasifize etmeye çalışırken, diğer yandan KDP halka ekonomik ambargo uygulayarak, yıldırma politikasıyla topraklarını terk etmeye zorluyor. Yine yoğun ajanlaştırma politikaları ve tutuklamalarla yerel Êzîdî gücü olan YBŞ ve YJŞ’ye katılımların önünü almaya çalışıyor. Ne kadar da 90’lı yıllarda Türk devletinin Kürdistan’a uyguladığı politikalara benziyor değil mi? Özellikle halkın yaşadığı derin acılar, yine ferman sürecinde karşılaştığı zorluklar ve bin yıllardan beridir Êzîdî inancı üzerinde yürütülen baskı siyaseti sonrası doğal olarak halkta bir ürkeklik var. Bunu tespit edip despot diktatöryal rejimini güçlendirmeye çalışan Bölgesel Hükümet, ezerek güç olmaya çalışıyor.
En büyük korkuları halkın kendisine, benliğine sahip çıkmasıdır. Ve bu savaşta yine halkların, özellikle ötekileştirilenlerin çıkarı yok. Görünen o ki bu defa Şengal kolay lokma olmayacak. Tüm imkansızlıklara ve dış güçlerin engel çıkaran yaklaşımlarına rağmen yerel güçler hamle başlattı. Ve bu bölgedeki tüm güçleri rahatsız etti. Êzîdîlerin kendine yeten bir gücünün olması kimsenin işine gelmediği kesin. Ama Êzîdîlerin de eskisi gibi kurbanlık koyun olmayacağı da ortada…