Zagros HÎWA
Mam Zeki Şengali’nin Şengal’de Türk savaş uçakları tarafından şehit düşmesi Şengal üzerinde uygulanmak istenen 3 Ağustos Fermanını daha da aydınlatmakla kalmayıp mevcut durumda ve bundan sonra Êzîdîler üzerinde uygulanmak istenen kültürel ve etnik soykırımına da ışık tuttu. Her şehadetin büyük bir aydınlatıcı rolü vardır. Ancak Mam Zeki’nin şehadeti özellikle bu rol daha da öne çıkıyor.
O günleri hatırlarsak, Dünya’nın gözü önünde IŞİD Şengal’e saldırdı, Irak güçleri ve KDP peşmergeleri hiçbir direniş göstermeden kaçtılar ve bölgedeki ve uluslararası güçler de sadece durumu izlemekle yetindiler. Bu katliamın arkasındaki güçler gayet eşgüdümlü bir şekilde kendilerine verilen rolleri yerine getiriyorlardı. Kimi saldırtıyor, kimi peşkeş çekiyor, kimi de çok şey yapabilecek durumundayken sadece izliyor. Aslında Êzîdîlerin Şengal’den sökülmesi üzerinde karar kılınmıştı ve herkes de bu kararın gereklerini yerine getiriyordu. Ölmesi gereken ölecekti, geri kalanın hepsi Avrupa’ya (özellikle Almanya’ya), Türkiye’ye ve ona yakın güçlerin yanına göç edecekti. Ancak PKK’nin müdahalesi ve Şengal dağına sığınan on binlerce Êzîdînin kurtarılışı ve umudun yeniden yeşermesi Şengal’e reva görülen bu kaderi bozdu. Ölümün hüküm sürdüğü yerde yaşamı yarattı. Ölümden kaçan Êzîdî’den yaşam için direnen Êzîdî yarattı. YBŞ ve YJŞ’nin doğuşuna yol açtı. Bütün bunlarda da Mam Zeki öncülük düzeyinde rol oynadı. Mam Zeki tam da bunun için hedef alındı. Êzîdîler hakkında verilen bir kararı bozmuştu. Dağıtılmak istenen bir toplumu yeniden örgütlemişti, onun öz yönetimini ve öz savunmasının oluşturulmasına büyük katkılar sunmuştu. 3 Mart 2017 ihaneti ve provokasyonunu boşa çıkartmıştı. İşte bunun için İŞİD’in besleyici ve hamisi tarafından kırmızı listeye konuldu ve 3 Ağustos Fermanının arkasındaki güçlerin işbirliğiyle 15 Ağustos’ta suikast sunucu şehit düştü.
Bu güçlere yakın ana akım medya Mam Zeki’nin şehadetini görmezden gelemezdi. Onun rolünü de inkar edemezdi. Çok utangaçça da olsa onun Şengal’deki rolüne değindiler ancak esas olarak Mam Zeki’nin direniş profili yerine diğer profilleri ikame etmek istediler. Bu profilleri de Kürtler ve Êzîdîler arasından seçtiler. Bunlardan birisi Nadia Murad’dir. Nadia Murad kaçırılarak IŞİD’in zulmüne maruz kalan binlerce Êzîdî kadınlarından birisidir. Nadia Murad BM İyi niyet elçisi ve Nobel ödülü adayı, Václav Havel İnsan hakları ödülü, Lamiya Aji Başar ile birlikte de Saharov Düşünce Özgürlüğü ödülüne layık görülmüştür. Nadiye Murad başına gelenleri cesurca dile getirmiştir. Bu açıdan hiç kimse bu ödüllere layık değildir diyemez. Ancak bu ödülleri kimler ona verdi? Karşılığında neyi isteyeceklerdi?
Nadia Murad’ın New York Times’a verdiği röportaja bakılırsa nelerin istendiği az çok belli oluyor. Nadia Murad Türkiye’yi kınamadan ve onu hiç eleştirmeden şunları söylüyor: “Mam Zeki Êzîdîlerin imdadına gelen iyi bir insandı. Bunun için teşekkür ediyoruz. Ancak Şengal bazılarının kendi savaşını yürütecek bir yer değildir”. Mam Zeki’in yürüttüğü savaş Êzîdîleri öz savunma ve öz yönetim savaşıdır. Acaba Nadia Murad kendini hala Êzîdî toplumuna mensup birisi olarak görüyor? Yoksa IŞİD’i Şengal’e saldırtarak onu köleleştiren ve sonradan da, kendilerini gizlemek amacıyla, onu ödüllendiren, övgüler dizen ve timsah gözyaşı döken güçlerin mensubu? Nadia Murad’ın bu tutumu kendisini IŞİD’e teslim eden KDP’nin resmi tutumuyla aynıdır. KDP PKK’nin Şengal’da oynadığı rolü inkâr etmek için çok uğraştı. Ancak başaramayınca hep „Teşekkür ediyoruz, lakin buraları terk edin” demiştir. Nadia Murad, bir Êzîdî kadını olarak KDP’nin sözcülüğünü yapıyor. KDP’nin Êzîdîlere yaptığı kötülük de tarihten silinmez.
Edward Bernays’ın geliştirdiği “rıza mühendisliği” Nadia Murad şahsından tüm Ezidelere uygulanıyor. Êzîdîlerin kanlı fermanına göz yuman uluslararası güçler bu fermanın kurbanı olan Nadia Murad’ı, kaçırılan ve tecavüz edilen Êzîdîlerin sembolü olarak, Beyaz Ferman’ın aracı haline getirmeye çalışıyorlar. Şengal’da dağda kalan, direnerek şehid düşen (Berivan Arin, Zilan Cudi) ve hala direniş içerisinde olan yüzlerce Êzîdî kızı görmezlikten geliyorlar. Direnişleri hesaplarını bozduğu için. Ne garip ki her kes Mam Zeki’nin şehadetini konuşurken, gündemi saptırmak için ana akım medya (örneğin, BBC, CNN, NYT, vb) birden Nadia Murad’ın evleneceği haberini servis etti. Sosyal medyada da paylaşıldı. Bütün bunlar bir Beyaz Fermanın habercisidir ve kanlı katliamı tamamlar nitelikte. Nadia Murad’ın kendisi ne kadar bu oyunların farkında olduğu belli değil. Ancak şu nettir: Direniş profilini terörist görüp mağduriyet profilini ödüllendirmek 3 Ağustos Fermanının devamı ve tamamlayıcısıdır. Duyarlı hiçbir Kürt buna alet olmamalı.
Mam Zeki’nin şehadetinin aydınlattığı diğer bir hakikat Kürt milliyetçisi geçinenlerin yurtseverlik ve ulusal düzeyidir. Bu güçler Türkiye korkusuyla ne bir kınama mesajı yayınladılar ne de Kürdistan kamuoyuna ve özellikle de Êzîdî kamuoyuna bir başsağlığı mesajı yayınlama cesaretini gösterdiler. Herhalde bu durumu da „siyaset”, “diplomasi”, ve “çıkar” demagojileri ile kendilerine ve yakın çevrelerine izah ediyorlar. Türkiye’nin bu saldırısına dut yemiş bülbül gibi sessiz kalmak 3 Ağustos’ta yaşanan teslimiyet, kaçış ve ihanetin devamıdır ve yeni katliamlara da davetiye çıkarma niteliğindedir. Bu katliama karşı aldıkları tutumlar gelişebilecek diğer katliamlara karşı takınacakları tutumun habercisidir. Bunun için Êzîdîler hiçbir zaman öz savunma ve öz yönetim ilkelerinden vazgeçmemeliler. Mam Zeki’nin şehadeti karşısında sessiz kalanlar asla Kürtlük ve yurtseverlik davasının temsilcisi olamazlar. Onlar sadece dar aile ve bireysel çıkarlarını temsil edebilirler.