Soykırımdan zorbela kurtulmuş küçük bir inanç grubunun son kalanları, her türlü zorluğa rağmen yaşam mücadelesi verirken üzerinde dönen dolaplardan habersiz var olmaya çalışıyor. Neredeyse siyasetin nesnesi haline getirilmiştir. Şengal Êzîdîleri için hayati öneme sahip olan idari sorunları çözüm bekliyor. Yaşadıkları fermandan çıkarılacak en önemli derslerin başında güvenlik sorunu birinci sırada yer almaktadır. Irak merkezi hükümetinin askeri gücü ile KDP peşmergeleri bu halkı savunmasız bıraktıkları için çağımızın en büyük trajedisine maruz kaldılar. Sütten ağzı yandıkları için ayranı üfleyerek içiyorlar.
Kendi imkanlarıyla ayakta kalmaya çalışan Êzîdîler yaşadıkları soykırımdan dersler çıkararak kendi idari sistemini kurmaktan tutalım, öz güçlerine dayanarak güvenlik sistemlerini inşa etmeye kadar, mevcut anayasal haklardan yararlanmak ve özerk bir statüye kavuşmak istemektedirler. Son derece insani, son derece makul ve son derece meşru bir hakkı kendi konumlarına uygun bir hale getirip pratikleştirmek istiyorlar. Devletten talepleri, yaşadıkları fermandan sonra kendi imkanlarına dayanarak oluşturdukları fiili öz yönetim biçimini yasal statüye kavuşturmaktır. Êzîdîlerin savaş ortamında oluşturdukları meclisler birer öz yönetim görevi görmektedir. Yaşadıkları travmadan kurtulmak, özgüven kazanmak, örgütlenmek, dayanışma içinde olmak çok masumane talepler olarak öne çıkmaktadır.
Ne yazık ki; ferman sonrası hiçbir uluslararası güç Êzîdîlerin sorunlarına köklü eğilme gereği duymamıştır. Uluslararası destekler ulaşmamıştır. Alt yapı sorunları çözülememiştir. Asgari yaşam olanakları sunulmamıştır. Su, elektrik, gıda ihtiyaçları dahi çözülmemişken, güvenliği tehdit eden mayınlardan temizlenmemiştir. Şengal’e geri dönüşler için yardım edilmesi gerekirken bu konuda zorlayıcı uygulamalarla karşılaştıkları bilinmektedir. Hatta geri dönüşler bilinçli bir şekilde engellenmektedir. Dönemin siyaset yapma argümanı haline getirilen mültecilikten rant sağlama yöntemi Êzîdîler için de geçerlidir. Türkiye, mültecileri kullanma konusunda çok daha mahirdir. Bir yandan maddi rant sağlamak, bir yandan siyasi çıkar elde etmek için sopa gibi kullanmaya çalışıyor. İsteklerini elde etmek için gerektiğinde ‘kapıları açarım’ tehdidi savurarak kirli politikalarını Avrupa’ya kabul ettirmeye çalışmaktadır. Güneydeki kamplarda yaşayan Şengal Êzîdîlerinin durumu da bundan farksızdır.
Gelinen son süreçte ise Êzîdîlerin iç siyaset malzemesi durumuna getirilmiş olmasıdır. Mülteci durumunda bulunan Êzîdîlerin yaşadıkları sıkıntıları başka kesimlere fatura edilmeleri oldukça çirkin hal almıştır. Güneydeki kamplarda yaşayan Êzîdîlerin Şengal’e dönmeleri önünde engel olanların kim olduklarını bizatihi Êzîdîlerin kendisinden sorup öğrenme imkanı varken başka yerde suçlu aramak, öküzün altında buzağı aramaya benzer.
Birleşmiş Milletler Mültecilik Komiserliği, Bağdat’taki ofisinden zahmet edip Şengal’e giderek, sorunları yerinde görüp, araştırıp tespit etme gereği duymadan, hâkim güçlerin etkisinde kalarak, kendisine verilen yanlış bilgileri veri kabul edip, Êzîdîlerin yaşadığı sıkıntılara kayıtsız kalmaktadır. Şengal’in imarı için tek çivi çakılmamışken Êzîdîler üzerinden rant devşirme ahlaksızlığı içine girmektedirler. Irak merkezi hükümeti ve Erbil yönetimi Şengal için şu ana kadar somut bir projeleri olmamıştır. Şengal’in geleceği hakkında düşünce üretmek, Êzîdîlerin özerklik taleplerine, statü arayışlarına, ekonomik, sosyal ihtiyaçlarına uygulanabilir projeler üretmek, gerekli yasal ve anayasal düzenlemeler yapmaktan ziyade; rant elde etme gibi gayri insani yaklaşımlar içine girilmesi kadar utanç verici bir durum olamaz.
Êzîdîler, yaşadıkları DAİŞ zulmünün bir daha tekrarlanmasını istemezler. Kendilerini koruma doğuştan gelen insani bir haktır. Bu hakkı başkalarına devretmenin acısını derinden yaşamışlardır, hem de defalarca. Bu nedenle kendi öz savunmalarını kendileri yapmak, kendi idari yönetimini kurmak istemeleri en doğal haklarıdır. Ferman sonrası ortaya çıkan fiili durumda oluşturdukları meclis ve savunma güçlerinin yasal statüye kavuşması için devletin kapılarını aşındırıp durmalarına rağmen beklentilerine cevap bulamamışlardır. Êzîdîlere şans vermenin zamanıdır. İmkân tanınmalı ve merkezi sistem içinde kendilerini ifade etme hakkı tanınmalıdır. Bu aynı zamanda Irak anayasasının tanıdığı meşru bir haktır. Êzîdî halkı bu hakkı elde etmek için bütün gücüyle çabasını yoğunlaştırıp meşru taleplerini kabul ettirmelidirler.