Kürdistan savunma güçleri Êzidîlerin sembol kenti Şengal’i "Şengal’i özgürleştirme operasyonu"yla DAİŞ barbarlarından temizledi.
Aylardır Şengal’i elinde tutan çete sürüsü Kürt savaşçıların etkin vuruş gücü karşısında çok sayıda kayıp vererek Şengal'den kaçmak zorunda kaldı.
Şengal’in geri alınmış olması, DAİŞ’e, destekçilerine ve en önemlisi bölge gericiliğine indirilmiş önemli bir darbedir. Zira DAİŞ bölge zihinsel gericiliğinin en azgın, faşist, barbar temsilcisidir. O açıdan DAİŞ’e vurulacak her darbe bu gericiliğe de vurulmuş demektir. 
Ancak tehlike devam etmektedir.
Şengal’de faşist güruha önemli bir darbe indirilmiş olsa da halklar ve özellikle Kürtler açısından tehlike tümden geçmiş değildir. O açıdan Şengal’in çete sürüsünden temizlenmesine kadar ki süreç artı ve eksileriyle iyi değerlendirilmeli ve gerekli tedbirler kesinlikle alınmalıdır.
Öncelikle Şengal’in neden bu çete sürüsü tarafından alınabildiği, Êzidîlerin katliama maruz kalmış olduğu iyi analiz edilmelidir.
DAİŞ çeteleri başından beri her yerde Kürtleri hedef almıştır. Arkasında Suudi Arabistan ile Katar gibi devletler olsa da Türk devleti bu dönemde Kürt düşmanlığı karşılığında en etkili destekçisi olmuştur.
Dolayısıyla DAİŞ tüm bölge gericiliğinin ortak cephesidir. Hedefinde öncelikli olarak Kürtler vardır. Kürtlerin ortak savunma birliklerinin olmaması çetelerde istedikleri gibi saldırabilecekleri kanısı yaratmıştı.
Oysa Musul ve Tellaffar saldırıları sonrasında sıranın Şengal’e geleceği tahmin edilmeli ve tedbir alınmalıydı. Alınmadı ve sonuçta Êzidî Kürtler çok vahşi bir saldırıya maruz kaldı ve katliamdan geçirildiler. Şengal’in DAİŞ’in eline geçmesi çetelerin Rojava’ya daha etkili saldırması açısından önemli bir mevzi oldu. Aylardır Kobanê’de süren saldırılar Şengal ve Zummar hattının düşmesinden sonra gelişti.
Ancak asıl soru bundan sonra ne yapılacağıdır.
Rojava'ya dönük saldırılar ve planlar halen devrededir. Kobanê’de tarihi direniş olsa da saldırılar halen devam etmektedir. Kerkük’te bazı köyler, kasabalar halen DAİŞ çetelerinin denetimindedir. En önemlisi Şengal ve Zummar hattına uzanan Musul ve Telaffar mıntıkası tümüyle DAİŞ çetelerinin kontrolündedir. En önemlisi Kobanê’de tehlike halen tümden geçmemiştir. 
Dolayısıyla Şengal’den başlayarak Rojava'ya kadar olan hat ortak savunma güçlerince kesinlikle güçlendirilmelidir. Çünkü DAİŞ’in bu hattı tekrar almak isteyeceği muhtemeldir.
Bu fotoğraftan bakıldığında Şengal’in geri alınması, ortak savunma güçlerinin önemini bir kez daha göstermiştir. YPG ve HPG güçlerinin olması Şengal’de daha büyük bir katliamı engellediği gibi bugünde Şengal’in geri alınmasını sağlamıştır. Bu üstü örtülemeyecek bir gerçektir.
Diğer önemli husus ise savaş cephesinde oluşan kısmi birliğin siyasal cephede çok daha güçlü geliştirilmesidir. Zaten doğru olan da bu alanda kurulacak birlikle savaş cephesinin eş zamanlı olarak güçlendirilmesidir. Bu durumda Kürtler bölgenin askeri alanda olduğu gibi siyasi olarak da en etkili gücü durumuna gelecektir.
Şengal’in geri alınması DAİŞ’in korku imparatorluğunu da yıkmıştır. İstediğim herkesi öldürür, istediğim yeri alırım havası yerle bir olmuştur. DAİŞ şahsında Kürtlere karşı saldırıya geçen bölge gericiliği baş aşağı düşmeye başlamıştır. Tutunacak hiçbir dalı yoktur. Kürtlerin ortak siyaset, ortak cephe mücadelesi bu gidişatı hızlandıracaktır. Dolayısıyla Kürtler özgürlüklerini ne "Kobanê düştü düşecek" diyen Türk devletiyle yapacağı ittifakta ne de Şengal’in geri alındığı gün Urmiye Cezaevi'nde açlık grevinde olan Kürt tutsaklara saldıran İran devletine yakınlaşmakta aramalıdır. Kürtlerin özgürlüğü kendi birliklerini kurmalarındadır. Şengal direnişi bunu bir kez daha göstermiştir.