Wallace denildiğinde herhalde herkesin aklında; 2000’li yıllarda çekilen ve rekorları alt üst eden "Cesur Yürek-Braveheart” filmi gelir. Fakat başta belirtmek gerekiyor ki bu film gerçek anlamda Wallace’ın hayatını anlatmıyor. Yani sanıldığının aksine onun hayatını ve mücadelesinin tüm gerçeklerini anlatmaktan epey uzak bir filmdir Cesur Yürek.

Ama bu filmde de tematik olarak işlenen 'özgürlük’ William Wallace’ın hayatında önemli bir yere sahip olmuş ve hayatının mücadelesini bu yolda vermiştir. Bu anlamıyla tam bir özgürlük tutkunu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunu daha iyi anlamak için Wallace’ın özgürlüğe adadığı hayatına daha yakından bakmakta fayda var.
Bazı tarihçilere göre Wallace 1270’te doğmuştur. Fakat 16. yüzyıl kitabı "William Wallace’ın Tarihi ve İskoç Hadiseleri”, William’ın 1276’da doğduğunu yazmaktadır. Bu konuda kesin kanıtlar olmamasından dolayı Wallace’ın doğum tarihi ve doğum yeri halen tartışılan bir konu. Tarihi kaynaklara göre, Wallace’ın doğum yeri Renfrewshire’deki Paisley yakınlarında Elderslie’dır. Fakat tıpkı doğum yılı hakkında olduğu gibi onun doğum yeri hakkında da farklı görüşler ver. Bazı biyograflar Wallace’ın doğum yerinin Ayrshire-Kilmarnock yakınları olduğunu dile getirmektedir. Yine ek olarak; Wallace’ın ilk hadiselerinin Aryshire’da gerçekleştiğini kabul eden tarihçiler var. Bunun aksine bazı tarihçiler de; Wallace’ın ilk hadiselerinin Elderslie’ye de yakın olmayan Lanark’ta gerçekleştiğini ve daha sonra Wallace, Irvin’deki İngilizlere karşı savaşan İskoç asilere katılmak üzere Aryshire’a gittiğini ifade ediyor. Yine bazı tarihi kaynaklar, Wallace’ın eğitimini Fransa’daki papazlara katılan iki amcasından aldığını belirtiyor. Tüm bunlara baktığımızda; Wallace’ın İskoç halkı adına İngilizlerle savaşa başlamadan önceki haline dair kesin bilgilere ulaşmak pek de mümkün görünmüyor. Fakat İskoçya’da başlayan İngiliz karşıtlığı ve patlak veren savaş, herhalde onun İngilizlere karşı nasıl bir duygu içinde büyüdüğünü anlaşılır kılmaktadır.
Wallace doğduğunda, İskoçya’da III. Alexander’ın 20 yıllık hakimiyeti devam etmekteydi. Onun dönemi ekonomik düzen, barış içinde geçmişti. Alexander, iktidarı boyunca İngiltere’nin baskılarına karşı koymayı başarmıştı. 1286’da Alexander attan düşerek öldüğünde, tahtına varis olacak bir erkek çocuğu yoktu. Bunun üzerine İskoç liderler, Alexander’ın 4 yaşındaki kız torunu Margaret’ı kraliçe ilan etmişlerdi. Yaşından dolayı İskoç liderler, Margaret yetişene kadar İskoçya’yı yönetmesi için geçici bir hükümet kurarlar. Kral Edward, İskoç liderlerle yapılan Birham Antlaşması'ndan faydalanmaya çalışır. Yapılan bu antlaşmaya göre; Kral’ın oğlu ile Margaret evlenecektir. Fakat Margaret, daha çocuk yaşta Norveç’ten İskoçya’ya dönerken yolda hastalanarak ölür.
Bu yaşanılanların ya da yazılanların aksine, bazı tarihçilere göre, John Balliol’un İskoçya tahtında hakkı vardır. Ancak İskoçlar önyargılardan kaçınmak için sorun hakkında karar verecek bağımsız bir hakimin konu ile ilgilenmesini isterler. İskoçlar kurnazca davranarak, İngiliz Kralı I. Edward’ı kraliyetin yerine geçmesi için çağırırlar. Fakat Edward, bağımsız hakem olmak yerine büyük bir ordu ile İskoç-İngiliz sınırına dayanır. Tartışmalara çözüm bulmak için önce özerk bir statüde ve bir lord olarak geldiğini söyler. İstekleri duyulduktan sonra 1292’de, Edward; Balliol’u 'Özerk İskoç' olarak tanımladığı İskoçya’nın hükümdarı seçer. Mart 1296’da Balliol, Edward’a vergi vermekten vazgeçer ve ay sonunda Edward, İskoç sınırı Berwick-upon-Tweed’e saldırır ve çok kan döker. İskoçya’da yaşayan herkesi, kiliselere saklansalar dahi katleder. Papa, Gascony’de heyet toplayarak, Edward’a yaptıklarından dolayı madalya verir. Ortaya çıkan bu çatışmalardan yaklaşık iki ay sonra Edward, Lothian’daki Dunbar savaşında da İskoçları mağlup ederek, kan dökmeye devam eder.
İskoçya’da yaşanan gelişmeler aynı zamanda William Wallace’ın ortaya çıkması ve tarihteki yerini almasına neden olmuştur. Fakat bu konu da tıpkı onun doğum tarihi ve yeri hakkındaki tartışmalar gibi tartışmalıdır. Yerel Ayrshire destanlarına göre; 2 İngiliz askeri Lonark’taki balık pazarında Wallace’a meydan okumuştur. Bu tartışma ve meydan okuma iki askerin de ölmesiyle sonuçlanan bir arbedeye dönüşmüştür. Bunun üzerine yetkililer o andan itibaren Wallace’ı kısa sürede yakalama emrini yayınlamışlardır. Hikayenin doğruluğu ne olursa olsun, Wallace 1291’de babası ve ağabeyini öldürmelerinden dolayı İngilizlerden nefret etmekteydi. Bu onu İngilizlerle savaşmaya sevk eden en temel etkenlerden biri olarak görülmektedir.
Wallace, 1297’de İngiliz Lonark şerifi Sir William Heselrig’i öldürmüş, sevdiği ve evlendiği genç kadın Marion Bardifute’un öcünü almak için onun cesedini parçalamıştır. Fakat bu detayı doğrulayan kanıtlar yoktur. Yani bunun ne kadarının gerçek olduğunu, ne kadarının ise tipik bir halk destanı olduğunu tam kestirebilmek güç! Kısa sürede Wallace, Loundoun Hill yakınlarında, Ayr’da savaşı kazanmıştı. Gelişen bu isyan, Haziran ayında Irvin’deki İskoç soylularının İngiliz koşullarını kabulü ile önemli bir zarar görmüştür. Ağustos ayında Wallace, Selkirk grubundan-Stirling’teki Andrew de Moray’ın ordusuna katılmak için ayrılır. Moray ile diğer bir isyanı başlatır ve bu güçle İngilizlerle karşılaşmak için hazırlandıkları Stirling’de birleşirler.
Wallace, 11 Eylül 1297’de Stirling Köprüsü Muharebesi olarak tarihi kaynaklara not düşülen savaşın galibi olmuştur. İngilizlerin sayıca üstünlüğüne rağmen, Andrew de Moray ve Wallace liderliğindeki İskoçlar, İngiliz ordusunu bozguna uğratmışlardır. Lord William de Warenne’in profesyonel 300 süvari ve 10.000 piyadelik ordusu Stirling Köprüsü'nü geçerken bir felaketle karşılaşırlar. Bu ordu köprüyü geçerken; Wallace’ın adamları herhangi bir şey yapmamıştı. Onların yarısının geçmesini beklemişlerdi. Daha sonra ani bir saldırı gerçekleştiren İskoçlar, İngilizlerin panikleyerek köprünün yıkılmasına sebep olmaları ve bu şekilde yok olmalarını sağlamışlardı. İskoçlar ezici bir zafer kazanmışlardı ve bu orduları için büyük bir moral olmuştu. Hugh Cressingham, Edward’ın İskoçya’daki hazine görevlisi savaşta ölmüştü. Moray, Stirling Köprüsü Muharebesi'nden üç ay sonra savaşta aldığı yaradan dolayı öldü. İngilizlere karşı kazandığı bir dizi zaferden sonra Robert Bruce, Wallace’ı şövalye ve "İskoçya’nın koruyucusu ve ordularının lideri” olarak ilan etti ve Wallace tahttan indirilmiş olan John de Balliol adına ülkeyi yönetmeye başladı.
Bir yıl sonrasında ise Falkirk Savaşı başladı. İngilizler, Roxburg’da bir çiftlik istila ederek, insanları korkuttu. Lothian’ı yağmalayarak, bu alandaki bazı kaleleri tekrar ele geçirdi. Fakat Wallace’ı savaşa çekemediler.
Özellikle bu dönemde Wallace’a en yakınındakilerin ihanet etmesi yaşanır. İlk ihanetlerden biri kendi süvari birliğinden gelir. Mızraklara dayalı bir savunma hattının yapıldığı savaş meydanında, 300 süvari birliği savaşmadan kaçarak Wallace’a ihanet eder. Bunun yanı sıra Wallace, Eylül 1298’de, Bruce, Lord Carrick ve John Comyn gibi İskoç ileri gelenlerinin desteklediği İskoçya’nın koruyuculuğundan istifa etti. 1302’de Wallace barış hareketini reddederken, Bruce Kral Edward’la barış yapmıştı.
İskoç ileri gelenlerinin çoğunun 1304’te Edward’ın egemenliğini kabul etmesinden sonra İngilizler, Wallace’ın peşini bırakmadı. William, 5 Ağustos 1305’te Edward’a sadık olan İskoç şövalye John de Menteith kendisini İngiliz askerlerine teslim edene kadar yakalanmadı. Wallace, Londra’ya gönderildi ve daha önce ''haydutlar kralı'' olarak taçlandırıldığı Westminster salonunda ''vatan hainliği'' ile suçlanarak, krala ihanet suçundan yargılandı. Wallace bu yargılamaya karşılık şöyle demiştir; ''Ona bağlı kalacağıma dair hiçbir zaman yemin etmedim.” Kayıp olan John Balliol onun resmi kralı olmasına rağmen Wallace suçlu ilan edildi.
23 Ağustos 1305 günü duruşmadan sonra Wallace mahkeme salonundan çıkarılır, üstü çıplak bir şekilde Smithfield pazarında at tarafından çekilerek, elleri iplere, ayakları atın arkasına bağlı bir şekilde darağacına asılır. Fakat ölmek üzereyken bırakılır. Bitkin olan Wallace’ın bağırsakları daha o yaşıyorken çıkarılır; ama Wallace tüm bu işkencelere rağmen kraldan af dilemez. Öldürüldükten sonra kafası Londra köprüsüne asılmış, parçalanan bedeni de Newcastle, Berwick, Stirling ve Perth’de gezdirilerek halk korkuyla sindirilmek istenmiştir. Uygulanan işkence ve acı içindeki ölümü ve uğradığı ihanetlere rağmen Wallace’ın son sözü yine ilk sözüydü; ÖZGÜR İSKOÇYA…