- İmralı Hapishanesi gibi bir soykırım sembolü durdukça kimse AKP’nin şiddetten vazgeçtiğini iddia edemez, barıştan ve kardeşlikten bahsedemez! Her şey bu kadar netleşmiştir.
NURETTİN DEMİRTAŞ
Hem yokluğun hem de varlığın şiddetinden uyuşmuş beyinler ne savaşın ne de barışın sorumluluğunu taşıyabilir. Türkiye toplumundaki vurdumduymazlığın tarihsel sebepleri var ama AKP hükümetinden kaynaklı yönleri daha fazla ön plana çıkmış bulunuyor.
35 yılı aşkın süredir şiddeti devre dışı bırakmaya çalışan Önder Apo’yu şiddetle özdeşleştiren yalan makinası en çok AKP döneminde çalışmış ve her şeye rağmen bu çark halen aynı şekilde, aynı şiddetle dönmektedir. Oysa gazeteci Mehmet Ali Birand ile röportajı dinleyen Türk milliyetçileri dahil herkes, Önder Apo’nun bugün söylediklerini 1991'den beri savunduğunu anlamış ve onlara öğretilen yalanlardan bir an olsun başlarını kaldırmışlardı. Ne var ki uyuşturma siyaseti o kadar etkilidir ki kendilerinin maruz kaldığı şiddetin farkında olmayıp şiddeti Kürtler yapıyormuş yalanına kanmaya devam ediyorlar. Önder Apo’yu Türkiye toplumuna anlatma ve tüm Türkiye’ye hitap etme kabiliyetini yeterince gösteremeyen siyaset çizgisi de bundan sorumludur fakat bu durum, şiddetin kaynağının AKP olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Bir yılını geride bırakan 12. Kongre ve diğer stratejik tarihi adımlar şiddeti sadece ülkemiz ve bölgemizde değil, tüm dünyada ortadan kaldırmaya dönük bir anlayışla geliştirilmişti fakat AKP hükümetinde çözüm zihniyeti oluşmadığı gibi oyalamayı bir siyaset haline getirdikleri netleşmiştir. Sonunda vardıkları nokta teslimiyet dayatması ise elbette bunun karşısında 60 milyonluk Kürt dinamizmini göreceklerdir. Numan Kurtulmuş, “bedel” tehditleri savuruyor ama Kürt halkının alternatifsiz olmadığını unutuyor.
Kürt inkârı kalktı diyorlar ama resmi inkârı sürdürüyorlar. Şiddet son buldu diyorlar ama en vahşi şiddet alanı olan İmralı işkence ve tecrit sisteminde ısrar ediyorlar. Kürt halkı sizin köleniz midir? Önder Apo hapiste tutulduğu halde bu halk sizi niye dinlesin ve niye sadece sabretsin?
Kürt halk gerçekliğini halen hazmetmedikleri için Önder Apo’yu soykırım sembolü o yerde 28 yıldır tutuyorlar. Dünyanın başka yerinde olsa devletlerin bir gün zaman kaybetmeden kabul edecekleri barış koşullarına rağmen Türk devleti, Önder Apo’ya yeni bir statü tanımıyor; barış ve demokratik çözümü hukuki zemine taşımıyor ve tehditler eşliğinde teslimiyet dayatmasında bulunarak süreci tıkıyorlar.
Türkiye’de paraya ve şiddete tapanlar ahlaksızca Önder Apo’ya saldırıyorlar; barışa ve barışın sesine saldırıyorlar. Şiddet bu nedenle tüm topluma yayılıyor: Basında şiddet, sporda şiddet, sokakta şiddet, okulda şiddet; çocuğa, gence, kadına, emekliye ve emekçiye şiddet… Şiddetin olmadığı bir an ve yer yok, çünkü demokrasi yok. Her şeyde şiddet var deyip muğlaklaştırmamak gerekiyor ama toplumu ve insanı uyuşturan ya da çıldırtan her şeyin kaynağında iktidar, baskı ve şiddet vardır. Bir insanın yetenekleri ve potansiyeli yeterince açığa çıkmıyorsa orada bir baskı, bir şiddet vardır. Bir yetenek başkasına karşı üstünlük aracı olarak kullanılıyorsa orada da şiddet vardır. Farklılıklar yok sayılıyorsa bu şiddettir. Bir halkı resmen tanımamak şiddettir. Ana dilini yasaklamak şiddetin en büyüğüdür. Hepsinden önemlisi, Önder Apo’nun çabalarıyla çoktan 'Barış Adası'na dönmesi gereken İmralı Hapishanesi şiddetin odağıdır.
İmralı Hapishanesi gibi bir soykırım sembolü durdukça kimse AKP’nin şiddetten vazgeçtiğini iddia edemez, barıştan ve kardeşlikten bahsedemez! Her şey bu kadar netleşmiştir. İmralı Hapishanesi var oldukça barış ve kardeşlik aldatmacadır.
Şiddetten uzak bir yaşam isteyen herkes, Önder Apo’nun barış sesini duymalı, onun önündeki insanlık dışı engellerin kalkması için AKP’ye karşı sesini yükseltmelidir. AKP, bu tutumuyla Türkiye’yi uçuruma sürüklüyor. Bunun açık sinyallerine rağmen uyuşmuş beyinler büyük bir rehavet içinde kaderine teslim olmuş bekliyor. AKP hükümeti belirsizliğin şiddetinden nemalanıyor ama şiddetin her türü sahibine geri dönme potansiyeline sahiptir.
İktidardan kaynaklı yoksunlaştırmanın yarattığı şiddetten daha tehlikeli bir şiddet ise teknolojinin global etkileriyle ortaya çıkan görece “bolluk” ve “konfor” yüzünden hızla gelişiyor. Byung-Chul Han “Şiddetin Topolojisi”ni irdelerken aşırı iletişim, aşırı üretim, aşırı tüketim ve aşırılık adına ne varsa tüm bunların yarattığı toplumsal sonucu “Hayatları zaten bir ölmemişlikten ibarettir. Ölemeyecek kadar canlı ve yaşayamayacak kadar ölüdürler!” şeklinde tanımlıyor. İşte bu, uyuşmuş Türkiye manzarasıdır.
Barış ve demokratik çözüm anlayışı toplumu uyuşturmaz, aldatmaz, oyalamaz. İmralı tecrit ve işkence sistemi sürdüğü için toplumun geleceği ipotek altında kaldığı gibi her an tarihin en büyük şiddet sarmalına sıçrama yapılması riski de ivme kazanıyor. Bu riskin farkında olmayanların uyandırılması gerekiyor: Uyan ey şiddetten uyuşmuş yorgun insan!