• Acılarla haritalaşmış Kürt annelerinin yüzündeki bitmeyen özgürlük umudu, Özgürlük Hareketi'nin omurgasını oluştururken; işgalciler için daima bir korku kaynağı oldu.

ŞEMSETTİN ÖZER

Ay ışığının içindeki bir siluet gibi, yavaş yavaş aydınlıkla bütünleşirken; uyanan toprak, heybetli bir baharı müjdeleyen kardelenler, begonyalar ve erguvanlar gibi, başlarındaki yazmalarla Kürt toplumunun sevincini taşımaya hazırlanan annelerden kimi Amed maçına akın ediyor, kimi camiye, kimi kiliseye gidip dua ediyordu. Aynı anda bütün Kürt toplumu, sanki önceden sözleşmiş gibi, elini kalbinin üzerine koymuş Amedspor’un skorunu bekliyordu.

Uykuya dalmış doğa, yıldızlar ve yaprağın bile kıpırdamadığı o derin sessizlik anı… Biraz sonra umudun sevince dönüşeceği sahnelere tanıklık edecekmiş gibi, gökyüzüne adeta demir atmıştı. Kürt toplumu nefesini tutmuş bekliyordu. İşte bir halkın, belki de yüzyıllardır ilk kez kendi adıyla böylesine büyük bir heyecanın zirvesine ulaştığı o an…

Slogan ve yazgı

Çağlara damgasını vuran halk sloganları, tıpkı bir paratonerin ucunda atmosferin bütün elektriğinin toplanması gibi, belirli anlarda yoğunlaşır. Böylesi zamanlarda ölçüye sığmaz olaylar zinciri küçücük bir zaman diliminde ortaya çıkar; fırtına gibi eser. Normal zamanlarda ağır ilerleyen her şey, tek bir anın içinde yoğunlaşıp birleşir. Tıpkı volkanik bir patlama öncesindeki sessizlik gibi; biriken öfke, umut ve irade bekler, sonra bir halkın, bir coğrafyanın, hatta insanlığın kaderini değiştirecek biçimde patlar. Çağların ötesine geçen halk sloganları, ilk bakışta yalnızca belirli bir döneme aitmiş gibi görünür. Oysa onlar, bir halkın trajedisini, direnişini ve tarihsel yürüyüşünü belirleyen iradenin ifadesidir. Halk, kendi zamanını yaratan sloganıyla tarih sahnesine çıkar.

Direniş ve tarih

Tarihin akışında halk devrimcileri kendi damgasını vurduğunda, karanlık ile aydınlık yer değiştirir; devrimcinin anısı, direnişi doruğa taşır. Tıpkı yıldızların bir anda göğü aydınlatması gibi, bir halkın başkaldırısı da tarih sahnesinde parlar. Paris düşerken, Paris halkı dipten gelen bir dalga gibi kenti yeniden ayağa kaldırdı. Reqa ve Halep düşerken ise Kürtler, Kobanê’de aynı ruhla “Kürdistan geçilmez” dedi. Kürt toplumunu yenilmez kılan şey; kendi değerlerine sahip çıkması, işgalcilere karşı “geçilmez” demesi ve parçalanmışlığa rağmen birlik ruhunu canlı tutmasıdır. Kürdistan’ı parçalayan güçler, hiçbir zaman Kürt halkının birleşik ve özgür Kürdistan hayalini kıramadı. Bu bağlamda Amedspor’un başarısı yalnızca bir futbol takımının yükselişi değildir. Onu yalnızca spor düzeyinde ele almak ve magazinleştirmek, Kürt toplumunun ortak hafızasını ve kolektif sevincini görmezden gelmektir. Amedspor, kendi zamanını aşarak Kürtlüğün ortak bir duygu ve slogan etrafında birleştiği tarihsel bir simgeye dönüştü.

Bir annenin tanıklığı

Yetmiş yaşlarında bir anne, Amedspor stadını terk ediyordu. Muhabir sordu:

— “Dayê, tu kuda herî?”

Anne, hüzünlü ama başı dik bir şekilde cevap verdi:

— “Valla Amed bir gol yedi, ben de kahroldum; eve gideceğim.”

Sonra muhabire dönüp sordu:

— “Kamera ya Tirk e?”

Ve ekledi:

— “Ben onlardan korkmuyorum.”

Biraz durduktan sonra yeniden konuştu:

— “Biz bir haftadır Amed takımının kazanması için dua ediyorduk ama gol yedi.”

Muhabir sordu:

— “Amed senin için nedir?”

Anne cevap verdi:

— “Amed her şeydir, Amed başarıdır.”

Belki sessizce gözyaşı döküyordu ama elindeki bayrağı sallayarak yürümeye devam ediyordu. Bu anne yalnızca bir futbol takımını desteklemeye gitmemişti; belki hayatında hiç futbol izlememişti. Bu, bir Kürt annenin duruşuydu; özgürlüğe duyduğu özlemin simgesiydi. Kim bilir… Belki çocuğu yaşamını yitirmişti. Belki yıllardır zindandaydı.

Başka bir anne ise tandır başında, telefondan hem Amedspor’u izliyor hem de ekmek pişiriyordu. Zaman zaman ekrana bakıyor, gol olmayınca başını sallayıp:

— “Niç, niç…”

diyordu.

Kürt anaları çoğu zaman acılarını ve kahırlarını bu sözle dışa vurur.

Bitmeyen özgürlük umudu

Bir başka karede ise aksakallı, ak sarıklı bir Kürt imam halayın başına geçmiş; adeta bir çocuk gibi sevincini yaşıyordu. Bu görüntü, Kürt'ün kendi renkleriyle başarmasının simgesi; bastırılmış bir hayalin dışa vurumuydu. Kürt halkı yüz yıldır kendi adına ne varsa gizli yaşamak zorunda bırakıldı. Kendi varlığını bile yasaklayan işgalci düzen karşısında, böylesi başarılar halkın duygularını görünür kıldı. Aynı zamanda kendi siyasetçilerine de güçlü bir mesaj verdi.

Acılarla haritalaşmış Kürt annelerinin yüzündeki bitmeyen özgürlük umudu, Özgürlük Hareketi'nin omurgasını oluştururken; işgalciler için daima bir korku kaynağı oldu. Kürt hareketlerinin tarihsel yürüyüşünde en ön safta çoğu zaman anneler yer aldı. Bu özgürlük mücadelesiyle birlikte daha politik bir bilinç kazanan Kürt anneleri, işgalcilerin hesaplarını her zaman boşa çıkardı.

Bugün Kürt halkı, kendi siyasetçilerine de açık bir mesaj veriyor: “Beni ben yapan değerlerimdir. Bu değerler ancak birleşik bir Kürdistan içinde gerçek anlamını bulabilir. Benim geleceğim de ancak o zaman güvence altına alınabilir.”

Temsil alanı istemi

Amed Sportif Faaliyetler’e duyulan ilgi yalnızca bir futbol takımına duyulan ilgi değildir. Bu ilgi, Kürt toplumunun kendi varlığıyla, kendi adıyla ve kendi kimliğiyle her alanda görünür olma arzusudur. Yenilgi de olsa başarı da olsa, ona ait olacak bir statü, bir temsil alanı istemektedir. Yıllardır inkâr edilen bir halk açısından semboller yalnızca sembol değildir; aynı zamanda varoluşun toplumsal ve psikolojik ifadesidir.

Kürtler her gün baskı, tutuklama ve ölüm tehdidiyle karşı karşıyayken; Rojava’da vali ya da savunma bakan yardımcısı gibi bazı görevlerde Kürtlerin bulunması tek başına eşitlik anlamına gelmiyor. Nitekim görüldüğü üzere, cihatçı yapılar Kürt dili üzerindeki baskıları sürdürüyor; İran rejimi ise Kürtleri idam sehpalarına göndermeye devam ediyor.

Bu noktada Kürt toplumunda şu soru giderek daha güçlü biçimde "Eğer gerçekten kardeşlikten ve barıştan söz ediliyorsa neden Kürt halkına yönelik baskılar karşısında sessiz kalınıyor?" diye soruluyor. Kürt toplumunda, bölgedeki güçlerin Türkiye ile koordineli hareket ettiği yönünde ciddi bir güvensizlik oluşmaktadır.

Sonuç olarak, Kürtlerin Amedspor’a gösterdiği ilgi; dört parçaya bölünmüş Kürdistan üzerinde hüküm süren devletlerin politikalarına karşı bir protesto biçimidir. Bu protesto, bazen sessizdir, bazen bir slogan olur, bazen de bir Kürt kadınının sevinci ya da acısı içinde yükselen bir zılgıta dönüşür. Tarih, tam da bu anlarda konuşur. Amedspor’un bize yeniden hatırlattığı gerçek budur.