• Evini, toprağını terk etmediği için vurulan gencecik kızlarımın, oğullarımın üzerine örtemediğim toprağın yeminiyle direnişim öfkeye dönüşüyor. Serêkaniyê’de kadın olmak, ülkemde isyan ve direniş olmaktır.

Gulan BOTAN

9 Ekim 2019, akşama doğru…

Daha doğrusu, evrenin yatmaya hazırlandığı demlerde ben, isyana kalkmak, evrenin aksine uyanmak durumunda kaldım.
Kadınım, anayım ve haklı halkların toprağıyım. Daha önce benim bu isyanımın öyküsü yazıldı mı, bilemiyorum. Ama varlığına, evine ve çocuğuna, toplumuna yönelik saldırılarla yüz yüze kalan her kadın, direniş olmak durumunda kalmıştır.
Akşama doğru, evrenin uyumaya hazırlandığı o anlarda ben, Serêkaniyê’de isyan oldum. Bir kadın neden isyan olur? Neden direniş olmak durumunda kalır?

Size onu anlatayım.
Hayır, yanlış anlamayın, ben silahlı bir güç değilim, değildim. Evinde çocuklarına bakan bir kadındım. Komşu diye bildiğim işgalci Türk devleti, evime uçaklarla saldırdı. Gözlerimin önünde çocuklarımın yaşamı darbelendi. Anayım ya, korumalıyım çocuklarımı, evimi. Türk devletinin tanklarına, toplarına, insansız savaş uçaklarına ve adını bile bilmediğim silahlarına karşı varlığımı korumalıyım.

Yaşam damarları hedef alındı
Toplumumla birlikte insan olarak varlığımızı sürdürebilmek için suyunu içtiğimiz su depolarını vurdu Türk devleti. Böylece içinde yaşadığım toplumun yaşam damarlarını hedef aldı. Çocuklarımın uykuları bölündü, yaşamları paramparça edildi. Evlerimizi, ben ve çocuklarım evin içindeyken vurdular. Gözlerimin önünde çocuklarımın ve toplumumun geleceği vuruluyordu.
Bakmayın dilimin suskunluğuna; baştan ayağa isyanım.
“Evimi terk etmek istemiyorum!” diye haykırdım tank seslerinin arasında. Çığlığımı duyan halklar, çığlığıma koştu. Türk devleti, haklı çığlığımızı uçaklarla, tanklarla ve toplarla vurdu.
Vurdu toplumumu; anayı, çocuğu, babayı, oğlu, kızı…

Canlı kalkan olan halkım kan içindeydi.

Kızım, oğlum, eşim kan içindeydi.
Kadın isyan olmasın da ne yapsın?
Yaşam diye bildiğim ne varsa Türk devleti acımadan ona saldırdı, vurdu; durmadan vurdu.
Saldırılar arasında gözyaşlarım isyana dönüştü. Kentimde, evimde vurulan kızımın cenaze töreninde acım, isyan halayı oldu.
Türk devleti vurdu; ben isyan, direniş oldum.
Sadece bunlar mı?

Hayır, hayır…

Bunlar, dışarıya taşan acılarımın binde biri bile değil. Evini terk etmediği için vurulan eşimin intikamı, isyan bayrağımın sol yanında duruyor.
Artık çocuklarım babasız. Ben ise baştan aşağıya isyanım, direnişim.

Nuhal Cudî (Fatma Dalman), 11 Ekim 2019’da Serêkaniyê’de, saldırıların ikinci gününde, arkadaşlarına yardıma giderken şehadete ulaştı. Bu fotoğrafta, Serêkaniyê direnişini günlüğüne not ederken görülüyor. Direnişin ikinci gününde şehit düşen Nuhal, korkusuzluğu ve Kürt çocuklarının geleceği için taşıdığı umutla hafızalarda yaşamaya devam ediyor.

Direnişim öfkeye dönüşüyor
Yüzlerce yıldır yalanlarla avutulmaya, uyutulmaya ve dilsiz kılınmaya çalışılan bütün tarihi acılarım uyandı.
Herkesin, evrenin bile uyumaya hazırlandığı zamanlarda benliğim uyandı; direniş oldum.
Uykuları bölünmüş çocuklarıma, silah seslerinin eşliğinde isyan türkülerini öğretiyorum. Lorilerim isyan…
Toprağa gömmek için bedenlerini bile bulamadığım çocuklarımın ardından, intikam yeminleriyle acılarım direnişe, isyana dönüşüyor. Serêkaniyê’de evini, toprağını terk etmediği için vurulan gencecik kızlarımın, oğullarımın üzerine örtemediğim toprağın yeminiyle direnişim öfkeye dönüşüyor.
Şimdi bir elimde acılarımla, isyanlarımla direnişe bürünen silahım; diğer elimde uykuları bölünmüş çocuklarımın çığlıkları…
Ellerim…
Gözlerim…
Düşüncelerim…
Düşlerim…
İsyan!
Serêkaniyeli tüm kadınlar, şimdi bulundukları her yerde isyan ve direniştir.
Dışarıya taşıramadığım acılarım, öfkelerim var; henüz tanımlayamadığım, söze dökemediğim acılar…
Ama şunu çok iyi anladım: Serêkaniyê’de kadın olmak, ülkemde isyan ve direniş olmaktır.