• Kader Ortakaya'nın mücadele arkadaşı Erkan Gökber, “Kader, Gezi direnişinden Kobanê kuşatmasına ve kuşatmaya karşı direnişe uzanan sürecin militanlarındandı. Ali İsmail Korkmaz ve Arîn Mîrkan'ın direnişçi yönlerini kişiliğinde birleştirmişti” dedi.

 

Kobanê’ye yönelik DAİŞ saldırılarına karşı gelişen direnişe destek vermek amacıyla Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde gerçekleştirilen eylemlere katılan Kader Ortakaya, 6 Kasım 2014’te sınırı geçerken askerlerin açtığı ateş sonucu şehit düştü.

15 Eylül 2014’te DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik başlattığı saldırılara karşı verilen direniş 134 gün sürdü. Kobanê’deki direnişle dayanışmak amacıyla sınırın diğer tarafında, günlerce eylemler gerçekleştirildi. Bu eylemler sırasında sınırı geçerken askerlerin açtığı ateş sonucu şehadete ulaşan Kader Ortakaya, aradan geçen yıllara rağmen mücadele arkadaşlarının anlatımlarında yaşamaya devam ediyor. Mücadele arkadaşı Erkan Gökber, Kader Ortakaya'yı MA’ya anlattı.

Mücadele yaşamının merkezindeydi

Erkan Gökber, 2007’de tanıştığı Kader Ortakaya’nın yaşamını ve mücadele pratiğini anlattı. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğrenci olan Kader Ortakaya’nın daha sonra Eskişehir’e geçtiğini belirten Gökber, ilk tanıştıkları dönemden itibaren onun devrimci, komünist ve kadın kimliğini güçlü biçimde yansıttığını söyledi.

Kader Ortakaya’nın bulunduğu ortama dinamizm ve canlılık kattığını ifade eden Gökber, onun yüksek bir yaşam enerjisine sahip olduğunu belirtti. Eğitim hayatını kendi emeğiyle sürdürdüğünü ve birçok zorluğa rağmen mücadeleden vazgeçmediğini kaydeden Gökber, şöyle konuştu:

“Kader yoldaş girdiği ortama dinamizm ve canlılık katan, yüksek bir yaşam enerjisine sahip bir arkadaştı. Yaşamının bütününü mücadeleyle geçirmiş bir yoldaştı. Biraz sert bir yapısı da vardı. O kavganın, mücadelenin içerisinden geldiğini her yerde hissettirirdi. Kendi kuşağındaki pek çok gencin sahip olduğu olanaklara sahip olmadan, direnerek, mücadele ederek ve kendi emeğiyle eğitimini sürdürdü. Geçmiş mücadele deneyimlerinden biriktirdiği değerleri kendi kimliğinde somutlaştırdı.”

Ali ve Arîn’in yoldaşı

Kader Ortakaya’nın Kürt halkının bir evladı olarak toplumsal sorunlara karşı yüksek duyarlılık taşıdığını belirten Gökber, kadın, komünist ve Kürt kimliklerinin onun mücadele yaşamında belirleyici olduğunu söyledi.

Kader’in 2007’de örgütlü mücadeleye katıldığını, 2009’da TEKEL direnişinde de yer aldığını aktaran Gökber, Gezi direnişinden Kobanê kuşatmasına uzanan süreçte aktif bir mücadele yürüttüğünü ifade etti. Kader Ortakaya’nın farklı mücadele deneyimlerini kendi kişiliğinde birleştirdiğini dile getiren Gökber, şunları söyledi: “Gezi direnişinden Kobanê kuşatmasına ve kuşatmaya karşı direnişe uzanan sürecin militanlarından ve kadrolarından biriydi. Ali İsmail Korkmaz ve Arîn Mîrkan'ın direnişçi yönlerini kendi kişiliğinde birleştirmişti. Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle Türkiye işçi sınıfının ve emekçilerinin mücadelesini direnişçi kimliğinde bütünleştiren özel bir yoldaştı.”

Kendi savaşı olarak gördü

Kobanê’ye yönelik saldırıları kendi mücadelelerinin bir parçası olarak gördüğünü belirten Gökber, Kader Ortakaya’nın, “Bu savaşı kendi savaşımız olarak görmezsek yarın evimizin üzerine bombalar yağdığında yalnız kalırız” sözünü hatırlattı. Gökber, Kader Ortakaya’nın kendisini Rojava devriminin bir kıvılcımı olarak gördüğünü, kuşatmaya karşı nöbetlere katıldığını ve ardından Kobanê’ye geçtiğini söyledi.

‘Bir omurga gibi yön veriyordu’

Kader Ortakaya’nın hedef alınmasının onun mücadeleci kimliğiyle bağlantılı olduğunu belirten Erkan Gökber, Kader’in  direnişçi tutumunun mücadele tarihleri açısından önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti.

Kader Ortakaya’nın kendileri için yol gösterici bir kişilik olduğunu söyleyen Gökber, şöyle konuştu: “Bize bir omurga gibi yön veriyordu. Bizim için hiç solmayan bir kızıl gül, hiç sönmeyen bir ateşti. Mücadele mirası yaşamaya devam ediyor. O, yalnızca bir mücadele pratiğini değil, toplumsallaşmış bir kimliği ve duruşu temsil ediyor.”

Mücadeleci olmadan sonuç olmaz

Kader Ortakaya'nın Kobanê’ye ilişkin tutumunun devrimin küçük bir kıvılcımla başlayıp büyüyebileceği düşüncesine dayandığını belirten Gökber, "Türkiye işçi sınıfının kurtuluşuyla Kürdistan emekçilerinin ve Kürt halkının kurtuluşu birbirine kenetlenmişti. Rojava devriminde ortaya çıkan değerler günümüzde de sürdürülmesi gerekti. Ortadoğu’nun ve bütün bölgesel coğrafyanın devrimci-demokratik bir dönüşümle kurtuluşu mümkündür. Bu yalnızca bölgesel değil, dünya çapında da önümüzde duran bir gerçekliktir. Kapitalist sistem ve sermaye düzeni toplumu büyük eşitsizliklere mahkûm ediyor. Bu koşullarda birleşik mücadelenin önemi, Kader yoldaşın mücadelesinde açıkça görülüyor. Kobanê ve Rojava direnişleri, Türkiye işçi sınıfının mücadeleleri ve kadın özgürlük mücadelesi kazanımların ancak direnişle elde edilebileceğini gösteriyor. Mücadeleci bir tutum olmadan sonuç almak mümkün değil" şeklinde konuştu.

‘Devlet, üstünü örtmeye çalıştı’

Kader Ortakaya'nın katledilmesine ilişkin hukuki sürecin devam ettiğini aktaran Gökber, ilk aşamada devletin olayın üzerini kapatmaya yönelik bir yaklaşım sergilediğini kaydetti. Ateşli silahla vurulmasına rağmen ilk otopsi sürecinde ölümün şarapnel parçasından kaynaklandığı ve parçanın Kobanê tarafından geldiği yönünde bir değerlendirme yapıldığını, sonraki otopside ise ateşli silahla vurulduğunun ayrıntılı biçimde tespit edildiğini ifade eden Gökber, şöyle devam etti: "Bu bulgular dosyalarda yer alıyor, ancak sorumluların kim olduğunun belirlenmesi yönünde bir tutum sergilenmiyor. Kuşatılmış nöbet alanının çevresinde zırhlı araçlarla görev yapan asker ve personelin kim olduğu tespit edilmeli, sorumluların üzerine gidilmeli. Bu dosya bizim açımızdan hesap sorulması gereken, devletle aramızda açık kalmış bir dosya olarak duruyor."

Bugünkü çatışma sürecini sona erdirmeyi amaçlayan girişimlerin toplumsal kazanımlara dönüşmesi gerektiğini belirten Gökber, Kürt halkının eşit, onurlu ve adil bir barışa kavuşmasının önemine dikkat çekti. Erkan Gökber, kalıcı bir barışın sağlanabilmesi için Kürt halkının eşit yurttaşlık statüsünün tanınması gerektiğini vurguladı. İZMİR