Asya ananın ilk tecrübesi değil, ikinci kez yaşıyor göçü ve savaşı. İlkini 2012 yılında, yine Türk devletinin öne sürdüğü çetelerin Serêkaniyê saldırısı sonucu yaşamış, o zaman Kobanê’de bir köye sığındıklarını söylüyor. Altı çocuk anası.
Her biri bir kahramanlık örneği olan şehitlerden bahsederken damlalar gözünde birikiyor ama gurur ve inatla akıtmıyor o yaşları. Akmayan o yaşlar, Erdoğan’a bedduaya ve özgürlük kokan topraklarına kavuşma iradesine dönüşüyor.
Hayatının en zor anlarını yaşadığı bugünlerde Mala Jin’da yürüttüğü görevine devam ediyor. Tüm kadınların emekleriyle oluşturdukları, üzerine titredikleri Mala Jin binasını, bombalanan evini düşündükçe işine daha çok sarılıyor.
Hesekê, Sifaya okulunun bir sınıfı. Çok değil, bundan daha 40 (18 Kasım itibarıyla) gün önce bu sınıfta, okul öğrencileri cıvıl cıvıl sesleriyle ders görüyorlardı. Şimdi 41 yaşında hüzünlü ama dirençle bakan gözleriyle Asya Ana, ailesi ve iki ayrı aileyle birlikte bu sınıfın yeni sakinleri olmuş. Faşist Türk devleti ve çeteleri Serêkaniyê’ye saldırınca, Sifaya okulu zorunlu göç eden yüz binlerce sivilden bazılarına ev sahipliği yapıyor şimdi. Asya Ana da bu yüz binlerden birisi.
Karatahtanın artık başka bir işlevi var
Okulun her köşesi savaşın ve göçün izlerini taşıyor.
Bir köşede yazı tahtası... Duvara iliştirilmiş tahtanın artık başka bir işlevi var. Eskiden tahta kalemi ve silgisi konulan bölüm, şimdi bulaşık sabunu, çamaşır suyu, bardak gibi malzemelerin konulduğu yer olmuş. Odada birkaç tane sünger minder, kenarda battaniyeler, yazı tahtasına yakın bölümde mutfak malzemeleri duruyor.
Abdülkerim, Asya Ana’nın down sendromlu olan oğlu. Bir minderin üzerinde ayaklarını uzatmış, belini bükmüş, kafasını önüne eğmiş, öne arkaya sallanarak oturuyor. Savaştan önce hareket edip konuşan Abdülkerim, evinden ayrılırken duyduğu bomba seslerinden sonra artık konuşamıyor.
Çocuk neşesi hiç kaybolmuyor
Koridorlar ve sınıflardan çocuk sesleri hiç eksilmiyor. Ama bu sınıfların alıştığı türden gülen, sevinçten çığlık atan çocuk sesleri değil. Serêkaniyê’nin yokluklarını alıp gelmiş çocukların sesi şimdiki. Her birinin yüzünde Serêkaniyê’yi terketmeden önce tanık olduklarının etkisi var.
Çocuk yüreklerinde yüzlerce yıllık Kürt soykırımının acısını ve her şeye rağmen kaybolmayan çocuk neşesini bir arada taşıyorlar. Bahçeden, okul binasının içinden, acıyla neşenin birbirine karıştığı çocukların sesi yankılanıyor.
Savaşı ve göçü ilk değil
Çocuk seslerinin gölgesinde Asya Ana ile konuşuyoruz.
Asya ananın ilk tecrübesi değil, ikinci kez yaşıyor göçü ve savaşı. İlkini 2012 yılında, yine Türk devletinin öne sürdüğü çetelerin Serêkaniyê saldırısı sonucu yaşamış, o zaman Kobanê’de bir köye sığındıklarını söylüyor. İkincisini de 9 Ekim saldırısından sonra yaşıyor. Altı çocuk anası.
En çok Abdulkerim zorlanmış
Çocuklardan biri down sendromlu Abdulkerim. 9 Ekim günü Türk devleti uçaklar ve havanlarla saldırdığında sınıra yakın olan evlerinden kilometrelerce yürüyerek çıkmışlar. Hepsi çok zorlanmış ama en çok da Abdulkerim zorlanmış; ayakları tutmaz, dili konuşmaz olmuş. Gece yarısı bir köye ulaşmışlar, ancak oraya da saldırılar yaklaşınca Til Temir’e doğru yürüyerek yola koyulmuşlar. Til Temir, daha sonra da Hesekê’ye ulaşmışlar. Son durakları şimdi barındıkları okul olmuş.
Akmayan o yaşlar
Bu savaşta aile çevresinden on kişi can vermiş. Şehit düşenlerden biri “toprağımı bırakmayacağım” diyerek ısrarla Serêkaniyê’de kalmak istemiş. Daha sonra Türk devletine bağlı çetelerin başını keserek şehit düşürdüğünü belirtiyor. Bir diğeri hava saldırısında yaralanan sivilleri kurtarmaya çalışırken şehit düşmüş. Her biri bir kahramanlık örneği olan şehitlerden bahsederken damlalar gözünde birikiyor ama gurur ve inatla akıtmıyor o yaşları. Akmayan o yaşlar, Erdoğan’a bedduaya ve özgürlük kokan topraklarına kavuşma iradesine dönüşüyor. Hiçbir şey anaların gözlerine dolan ama akamayan gözyaşlarındaki iradeden daha büyük olamaz.
Mala Jin’da emeği var
Asya Ana, Rojava’da kadın devriminin en temel kurumlaşmalarından biri olan Mala Jin’da üç yıl çalışmış. Mala Jin, Türkçe kadın evi anlamına geliyor. Ama bugüne kadar bildiğimiz kadın evlerinden oldukça farklı. Rojava’daki kadın örgütlenme sisteminin en önemli kurumlarından biri olan Mala Jin, toplumun ve kadının sorunlarını kendi iç dinamikleriyle çözmesini sağlıyor. Kadının binlerce yıl hapsedildiği özel evlerden kurtulmasını sağlayan bir kapı aynı zamanda. Özellikle de erkek egemenlikli cinsiyetçi saldırılara, yaklaşımlara karşı kadınların kendi öz güçleriyle çözüm üretmesini sağlıyor, Bununla yeni bir sosyalleşme ve kültür geliştiriyor. Tüm kararları kadınlar alıyor.
Asya Ana da kendi yaşam tecrübelerini kadın devriminin bilinciyle birleştirerek üç yıldır bu kurumda emek vermiş, kadın için adalet sağlamaya çalışmış. Biri Çeçen olmak üzere 7 kadınla birlikte çalışmış. Gözleri dolarak anlatıyor bu süreci. “Çok güzel ve anlamlı çalışmalar yaptık, kadınlar çok memnundu, hatta bazen erkekler de gelip sorunlarını çözmek için başvuruyordu, bizimle tartışıyorlardı“ diyor. “Serêkaniyê’de her şey güzel gidiyordu, her geçen gün gelişiyordu” diyor acıyla, özlemle ve topraklarını geri almaya dair ısrarcı duruşuyla.
Görevine devam ediyor
Asya Ana, hayatının en zor anlarını yaşadığı bugünlerde de Mala Jin’da yürüttüğü görevine devam ediyor. Tüm kadınların emekleriyle oluşturduğu, üzerine titrediği Mala Jin binasını, bombalanan evini düşündükçe işine daha çok sarılıyor. Savaş, göç, yokluk, kış soğuğu, çocuklarının durumu vb. hiçbir şey engel olmuyor. Burada da Mala Jin’daki çalışma arkadaşları ile bağlantılarını koparmıyor, Serêkaniyê’deyken ilgilendikleri sorunları takip ediyor, çözüm üretmeye çalışıyorlar. Yine kaldıkları okul içinde kendisi gibi göç etmiş olan kadınlar, sorunları olduğunda kendisine geliyor, ona danışıyorlar. Asya Ana o gururlu, şefkatli ve devrimci “ana” bilinciyle kendi sorunlarını bir kenara bırakarak, onların yaralarına merhem olmaya çalışıyor. “O kutsal topraklarımıza, özgürlük kokan şehrimize bir gün mutlaka döneceğiz, o çetelerin topraklarımızı kirletmesine, talan etmesine izin vermeyeceğiz” diyor.
Akademiye gidecekti Medya
Medya, Asya ananın öğretmen olan kızı. 21 yaşında. Rejim okullarını da görmüş, “Ama asıl ruhumu açan, gelişimimi sağlayan devrim sonrası eğitimlerimizdi. Çünkü kendi dilimizde eğitim görüyorduk. Ben devrimle birlikte Kürtçe okuyup yazmaya başladım. Araplar da kendi dilinde eğitim görüyordu. İnsanın anadilinde zihnini eğitmesi bambaşkaymış. Özgürleştirici, zihin açıcı bir etkiye sahip” diyor. Ve bu etkiyi ilkokul öğretmeni olarak sınıfındaki öğrencilerinde de gözlemlediğini ifade ediyor. “Kendimi daha da yetkinleştirmek, eğitim çalışmalarına daha güçlü katılmak istiyordum. Mezopotamya Akademisi’ne gidecektim, ancak bu savaş çıktı” diyor hayıflanarak. Bir öğrencisi hava saldırılarında şehit düşmüş, diğerlerinin akibetini ise bilmiyor.
Serêkaniyê’nin pınarından Kürt kanı akıtılıyor
Türk devleti ve Erdoğan her fırsatta “Kürtler’le bir sorunumuz yok”, “ilişkilerimiz çok iyi”, “Kürt kardeşlerim” iddialarını tekrarlasa da, Serêkaniyê’den göç edenleri yaşadıkları bu “kardeşliğin” nasıl kana büründüğünü oldukça net gösteriyor. Erdoğan eliyle Efrîn’de Kürtlerin zeytin dalı kana büründürülürken, Serêkaniyê’nin pınarından oluk oluk Kürt kanı akıtılıyor.
Mücadeleleriyle dimdik ayaktalar
Serêkaniyê’liler “güvenli bölge” adı altında karşı karşıya kaldıkları zulme, katliama ve etnik temizliğe rağmen direniş ruhunu koruyor. Evlerini, topraklarını, sevdiklerini yitirmiş olsalar da bilinçleri, umutları ve her zorluk ardından biledikleri mücadeleleriyle dimdik ayaktalar.
Yarın: Direnişe yolculuk ve an'ın izleri / Rojbin Ekin