
Serhat’ta uzun yıllar gerillacılık yapan bir gerilla grubunun hazırlamış olduğu kitap, okuyucuya Serhat’ta yaşanan direnişin ve mücadele gerçeğinin bir kesitini anlatıyor. 1965 yılında Bingöl’de dünyaya gelen ve 1980 yılında Kürt Özgürlük Hareketi'ne katılan Ferhat Karlı'nın Serhat’ta komutanlık yaptığı zamanları anlatan kitap, her cümlesiyle Serhat kokuyor. Karlı'nın öncülüğündeki gerilla birliğinin Ağrı’dan Allahüekber dağlarına kadar zorlu yolculuklarından, girilen çatışma ve operasyonlara kadar amansız geçen yılları anlamak açısından iyi bir kaynak.
Kitapta, Digor'dan Sarıkamış’a, Iğdır’dan Şavşat’a, Çemçe’den Tendürek’e, Ağrı'dan Gelyê Zilan’a kadar Serhat’ın doğası da anlatılıyor. Aynı zamanda gerillaların başlarında geçen olayları, direnişlerini ve tek yürek olmuş paylaşmışlarını da...
Karda bir düş...
Tabii Serhat denince akla zorlu kış koşulları geliyor. Gerilla direnişinin en amansızı hiç şüphesiz Serhat’ın dondurucu kış aylarına karşı olmuş. Serhat’ın Öfkesi’nde gerilla anıları da sade bir dille öyküleştirilmiş. Serhat’ta yürütülen savaşın en zor anlarının nasıl bir iradeyle yürütüldüğü anlatılıyor. Kitabın bir bölümünde o zor koşullardaki ölümle yaşam arasındaki ince çizgi şöyle ifade ediliyor: “O gece Baran, ayazın doruk noktasında bir düş görmüştü. Düşünde, çocukluğundaki evin bahçesindeydi. Annesinin yanına giderek ayaklarındaki yanığı gösteriyordu. Acele ediyordu, çünkü bir an önce kendisini bekleyen arkadaşlarının yanına dönmesi gerekiyordu. Evin bahçesinin kapısına kadar zor yürümüş, kapıya gelip de içeri girdiği anda, paramparça bedeni kapıda beklerken, içinden kopan telaşlı çocukluğu, evin kapısına doğru koşmuştu. Bakıyordu kendi çocukluğuna, ne kadar da canlıydı, az sonra gelecekti, bekledi, bekledi ve bir anda kendini karların arasında sırt üstü yatmış buldu. Yürürken gördüğü bir düştü. Ama şimdi kalkamıyordu, ayakları tutmuyordu, parmakları don tutmuştu, saçları, sakalları, bitleri bile çoktan ölmüştü. Ve şimdi hala anlam veremediği düşü gözlerinin önüne gelirken, bir yandan da kalkmaya çabalıyordu. Ama imkansızdı; biliyordu...”
DEMHAT TOLHILDAN/BEHDİNAN